Ehliyet ve liyakat

00:0027/07/1999, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
İbrahim Kardeş

Ehliyet ve liyakat, birbirinin kardeşi sayılabilecek iki kelime. İkisini de Arapça''dan alıp benimsemişiz.Herhangi bir işin yapılması, yaptırılması söz konusu olduğunda o işin ehlini ararız. Ehil olan, bilgisiyle de, deneyimiyle de işin üstesinden kolayca gelebilecek ehliyete sahiptir. Bilgi ve beceri yeterliğini anlatan ehliyet kelimesi, ülkemizde uzun süre, şoförlük yapabilmek için verilen belgenin adı olarak kullanıldı. Bu belgenin adı, şimdi ''sürücü belgesi'' oldu ama gerek sürücüler, gerek

Ehliyet ve liyakat, birbirinin kardeşi sayılabilecek iki kelime. İkisini de Arapça''dan alıp benimsemişiz.

Herhangi bir işin yapılması, yaptırılması söz konusu olduğunda o işin ehlini ararız. Ehil olan, bilgisiyle de, deneyimiyle de işin üstesinden kolayca gelebilecek ehliyete sahiptir. Bilgi ve beceri yeterliğini anlatan ehliyet kelimesi, ülkemizde uzun süre, şoförlük yapabilmek için verilen belgenin adı olarak kullanıldı. Bu belgenin adı, şimdi ''sürücü belgesi'' oldu ama gerek sürücüler, gerek trafik polisleri hâlâ, "Ehliyet, ruhsat!" demeye devam ediyorlar.

Liyakat de, ehliyet gibi bir çeşit ''yeterlik'' anlamı taşıyor ama sanki biraz daha ayrıcalıklı, biraz daha üstün bir konumu var bu kelimenin. Herhangi bir insanın ''sürücü belgesi'', yani ehliyet alır gibi liyakat madalyası yahut liyakat nişanı alması mümkün mü?

Ehliyet ile liyakatin dilimizdeki bu kullanılış yerlerine bakarak ehliyetin içeriden ve aslî bir ''yeterlik'' anlamını, liyakatin ise dışarıdan ve belki izafî bir ''uygunluk'' anlamını taşıdığını söyleyebiliriz. Birinin liyakatinden söz ederken, "Efendim, bu makama o lâyıktır" dendiğinde biri çıkıp "Fakat efendim, falanca elyaktır!" diyerek falancanın o makama daha lâyık olduğunu iddia edebilir. Ehliyet alanında böylesi karşılaştırmaların pek anlamlı olacağını sanmıyorum.

Ehliyetin ve liyakatin hayatımızın her alanında aranması gereken nitelikler olduğu, yeterlik ve uygunluk içermeyen bütün işlerin, ilişkilerin, hattâ nesnelerin ciddî rahatsızlıklar doğurduğu bilinen bir gerçektir. Bu arada ''liyakat''in anlamlarından birinin de ''elbisenin vücuda uygunluğu'' olduğunu hatırlayalım. Fakat bilinen gerçekler de, ilgililerin bunları bilmeleri de, ne uygun elbiseler edinmemize yetiyor, ne uygun adamlar seçmemizi sağlıyor!

Hemen her ilişkide; görevlendirmede, değerlendirmede, ödüllendirmede, hattâ cezalandırmada ehliyet ve liyakat ölçütlerine göre davranılması beklenir. Selim akıl, selim fıtrat, temiz vicdan, ehliyet ve liyakatin devreden çıkarılmasına tahammül gösteremez.

Ehliyet ve liyakat ölçütlerinin çeşitli şeytanî etkenlerle göz ardı edildiği, hattâ açıkça çiğnendiği durumlarda ilâhî diyebileceğimiz bir düzeneğin işlemekte olduğu fark edilir; böylece dünyada her şeyin ve herkesin, kendi yeterliğine, hünerine, değerine, niteliğine, dengine, yakışığına, yaraşığına, yerine, yârine, düşmanına, hakkına uygun bir durumda olduğu anlaşılır.

Bu dünyevî durumun tatmin etmediği, edemediği akıllar ve vicdanlar da bulunabilir elbette. Onları da uhrevî mîzânın tatmin edeceğinden şüphe edilmemelidir.

Her durumda Hak ve hak üstündür, güçlüdür, muzafferdir. Marifet, yeryüzü koşullarında O''na lâyık ve ona ehil olmanın yolunu yordamını bulmakta!