
Kendi kıyafetlerine karışılmasını faşizm olarak görenler, yıllardır başbakanın ekose ceketlerine karışıyorlar.
Bu temel çelişkiyi görmedikleri için, şu çelişkiyi de görmüyorlar: Bir yandan polis devletini eleştirirken, diğer yandan kendilerini "estetik polisi" zannediyor, "estetik şiddet" uyguluyorlar. Estetik gerekçelerle, insanları kılık-kıyafetlerine bakarak yargılıyor, aşağılıyorlar... Daha da acısı: Bunu yapmayı hak olarak görebiliyorlar.
Aydınlar da aşağıladıkları "cahil halk" gibi, hayatı Amerikan filmi zannediyor, yakışıklıları/güzelleri iyi, çirkinleri kötü insan zannediyor.
İnsanlığın tarihini kim anlatırsa anlatsın, filmin kötü adamı hiç değişmiyor: Dindarlar. Din savaşları yüzünden çok insan öldüğünü söylemeye doyamıyorlar.
Hep adına aldanıyorlar, ciddiye almıyorlar, hakkını vermiyorlar... Dinler tarihi sadece dinlerin tarihi değildir; insanlık tarihidir. Söz gelimi, dinlerin tarihi bilinmeden ne hukukun ne şehirleşmenin tarihi yazılabilir.
Yazılırsa ne olur? Hukuk ile din çok farklı şeylermiş gibi cümleler kurulur. Hukuk profesörleri bile ilkokul münazaraları seviyesinde, ezberlerini tekrarlayıp dururlar: "Çağdaş laik hukukta dinin yeri olamaz!"
Eğer bu ezberlenmiş cümle doğru olsaydı, laik ülkelerde, ensestin yasak olmasını nasıl izah edeceğiz?
Yapılan bilimsel araştırmalara göre, ensestin kansere neden olduğu tespit edildiği için mi yasak?
Bilgi üretebilmek için serinkanlı olmak, her ihtimalin üzerinden geçmek, her soruyu seslendirmek, sağlama yapmak şarttır... Hazır olup olmadığımızı anlamak için, bir test yapalım: İçinde şeriat kelimesinin geçtiği bir cümleyi okurken, serinkanlı olabilecek miyiz?
Kronolojik olarak bakılacak olursa, "şeriat"ın özeti olan "On Emir"in ceza hukukunun da temeli olduğu görülür.
Çağdaş laik hukukta "aile"nin yani Adem ile Havva"nın ne işi var? (Eşcinsellerin evlenmeye çalışması ise başka bir garabet!) "Aile hukuku" ise neredeyse başlı başına Kur"an-ı Kerim"den alınma değil mi? Çağdaş medeni hukukta kadınlara mirastan eşit hak verilince, oran değişiyor, bu gerçek değişmiyor.
Genelde insanlık, özelde de bizim tarihimiz Hollywood filmleri gibi hikayeleştirildiği için, değerlendirmeler kılık-kıyafet üzerinden yapılıyor. Bu tarihi gerçekler üzerinden değil... Resmi ideoloji ile sivil ideolojiler arasında, sadece kıyafet farkı vardır, zihniyet farkı yoktur.
İnanmak ve düşünmek kelimelerinin eşanlamlı olduğunu hatırlarsak, "laikliğin katı inançlar"ıyla da tanışma fırsatını yakalarız.
Aydınlar, imanın şartlarından biriymiş gibi, her fırsatta ezberci eğitime karşı çıkıyorlar. Ezberci eğitime karşı çıkmakta gerçekten samimi olsalardı, yüzleşmeye kendilerinden başlar, kendi ezberleriyle de tanışırlardı. Özellikle din ve laiklik konusundaki ezberlerini masaya yatırırlardı. İnsanlık tarihi hakkında konuşurken, mutlaka seslendirdikleri cümleleri mesela...
"Din savaşları yüzünden çok insan öldürüldü" cümlesini güncellemedikleri için, en büyük katliamların modern zamanlarda, dindar olmayan insanlar tarafından yapıldığını göremiyorlar. Görseler de itiraf edemiyorlar... Çünkü "kusursuz sekülerlik"in sadece bir slogan, bir illüzyon olduğu ortaya çıkacak. Hümanizmin rakipsiz olduğu, tarihteki en büyük mağduriyet edebiyatı olduğu anlaşılacak...
İtiraf etseler de etmeseler de, gerçek değişmiyor: Bugün "çağdaş laik hukuk" denilen tecrübenin içinde dinin çok hakkı vardır... Hukukun temellerinin dini bilgiye dayandığını görmezlikten gelen, dinin hakkını teslim etmeyen vefasız bir insan, haksızdır, çünkü haksızlık yapıyordur. Hukuk profesörü bile olabilir ama hukukçu olamaz. Çünkü hukukçu, önce hukuk tarihinin hakkını vermeli, dinler tarihine karşı da adil olabilmelidir.
Sevan Nişanyan"ın Ebussuud Efendi"nin fetvalarını konu edindiği, "Osmanlı hoşgörüsü" diye bir şeyin olmadığını ispat etmeye çalıştığı yazısını hatırlayalım... (http://nisanyan1.blogspot.com/2013/04/ebussuud-efendi-fetvalar-hz-omer-ahdi.html)
Müslümanları eleştiren laiklerin, eleştirdikleri şeyi kendilerinin de yaptığını göstermeye çalışalım. Nişanyan"ın yazısını özetleyecek olursak, Hazreti Ömer"den Ebussuud Efendiye kadar müslüman hukukçular, "meydan"ı gayrimüslimlere bırakmamışlardır. Yüksek sesle çan çalmaları, uluorta ibadetlerini yapmaları yasak olduğu gibi, şehrin meydanında kendilerine yer de verilmemiştir.
Detaylarda boğulmadan modern dünyaya gelelim ve ne değişti sorusunu soralım. Kaderin cilvesine bakın ki, Ebussuud Efendi"yi eleştirenler, Taksim meydanında cami yapılmasını eleştirenler, engelleyenlerdir. Meydanda cami olmaması, müslümanların namazlarını evlerinde kılması için meydan savaşı verenlerdir...
Siyasetçiler gibi, bu insanlara marjinal demeyelim, çünkü değiller... Çağdaş ülkelerin meydanlarında da durum aynı. En medeni denilen İsviçre bile minareye izin vermiyor, ezan sesini yasaklıyor. Ne hazindir ki, medeniyeti temsil ettiğine inanılan şehirlerin meydanları, medeniyeti (insanlığı) temsil etmiyor. Her biri kendisinin merkez olduğunu iddia ediyor, şehrin meydanıyla meydan okuyor. Bu yüzden ötekilere, müslümanlara meydanda yer vermiyor.
Önyargılı görünüyorsak, Atina ve Newyork"taki cami tartışmalarını hatırlayalım... Müslümanlar, kendi paralarıyla özel bir mülkiyetin sahibi bile olsalar, ülkenin en iyi mimarına, şehrin çizgisini taşıyan bir cami projesi bile çizdirtseler, bu bir hak olarak görülmüyor, büyük tartışmalar çıkıyor, engelleniyor... O zaman sormak zorundayız: Nerede senin farkın? Eleştirdiğin şeyi niçin yapıyorsun?
Bir meselede söyleyecek sözü olmayanlar, hep üslup hakkında konuşurlar. Taksim"e cami yapılması tartışmalarında olduğu gibi, siyasetçilerin üslubunun yanlış olması, iddialarınızı doğrulamaya yetmez. Türkiye"de sivil toplum kuruluşları gerçekten sivil (medeni) olsaydı, siyasetçilerin üslubuna takılıp kalmak yerine, camiye ihtiyaç olup olmadığını araştırır ve namaz kılan komşularının ihtiyaçlarına saygı duyar, destek olurlardı.
Osmanlılar zamanında çanların sesinin kısılmasını hoşgörüsüzlük olarak görenler, bugün ezanların sesinin kısılması için yazılar yazıyorlar. Dahası, "Osmanlı hoşgörüsü" diye bir şey olmadığını iddia edecek kadar kendilerini hoşgörülü zannediyorlar...
Osmanlıların gayrimüslimlerin uluorta ibadet etmelerini yasaklamasını hukuka aykırı bulanlar, alışveriş merkezi ve fabrika gibi büyük yerlerde bile mescid açılmasına karşı çıkıyor, bunu gösteriş olarak buluyor, müslümanların namazlarını evlerinde kılmalarını savunuyorlar.
Kıyafetlerin dışında ne değişti? Eleştirdiklerinle aranda ne fark var?
Kaderini kendin yazıyorsun güya, ama "kalem" bile senin değil...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.