
Her şeyi kendisine benzetmeye çalışanlara, bugünlerde faşist deniliyor. Daha estetik bir ifadeyle söylersek: İnsanın "her şeyi kendisine yakıştırması" modası...
Oysa eskiden, her şeyi kendisine benzetmeye çalışan insanlara gavur denilirdi. Günümüzde hakaret zannedilen gavurluk, bir dinden daha çok bir halin adıdır. İnat ve ezayla terkip edilmiş bir halin...
Bu yüzdendir ki, müslümanlar da sabahtan akşama kadar halden hale girerken, pekala gavurlaşabilmektedirler. Hayat böyledir: Sabah gavurluk yapan kişi, akşam müminleşebilir. Öğleyin Nemrutluk yapan kişi, geceleyin İbrahim olabilir.
İnsanın hali her an değişse de, bir şey değişmezdi. Haddini aşanlar, yani gavurlaşanlar, ister kul hakkını ister Allah"ın hakkını ihlal etsin, ikaz tekti: "Gavurlaşma!"
Biz de haddimizi bilelim ve haklarını teslim edelim: Kimse gavurlaşan insanların eline su dökemez. Gavur, sadece işine gelmeyen şeylerin üstünü örtmekte çok maharetli değildir. İtirazlar karşısında da çok şedittir. Şiddetlidir...
Her zaman, eleştirinin olmadığı toplumların geri kalmaya mahkum olduklarını iddia etseler de, kendileri eleştirilerden muaftır. "It is not your business"* veya "Beni Tanrı"dan başka kimse yargılayamaz" diyerek ağzımızın payını vermeye, eleştirilerin önünü kesmeye çalışırlar.
Oysa adı üstünde, yargı-ç yargı-lar! Münekkit tenkit eder. Eleştirmen eleştirir... Yunus Emre gibi, arı duru bir Türkçeyle söyleyemesek de, tek cümleyle özetleyebiliriz: Kimse seni yargılamıyor, sadece eleştiriyor!
Eleştiriler karşısında alıngan olunuyorsa, bu, duygusallığa işaret eder. Be vesileyle düzeltmek zorundayız ki, gavurlaşan kişi, dünyanın kendi çevresinde döndüğünü "düşünmüyor"dur aslında. Bu "dünya görüşü", onda bir düşünce değil duygudur. Kavi bir duygu...
Siz muazzez okuyucularla o kadar hukukumuz var, hayretimi sizden mi gizleyeceğim: Türkçede gavur kelimesiyle üretilmiş bütün deyimlerde, hep eziyet gibi gayri-insani hallerin olması, tesadüf olmasa gerektir.
Her zaman ve her yerde böyle net bir ayrım olduğunu söyleyemesek de, bir zamanlar, kafir ile gavur arasında, incelik sahibi insanların bildiği, ince bir fark vardı: Osmanlılar, kendisinden gayrı kimseye zararı olmayanlara, "ehli zimmet kefere" diyor, emanet ehli güvenilir kimseler olduklarını vurguluyor, haklarını teslim ediyordu. Gavurlara ise "harbi kefere" diyor, başka bir dilden anlamadıkları için, her zaman onlarla harbe hazırlıklı oluyordu.
Nüans kelimesini kullanmak, köşe yazarı olmanın şartlarından gibi görünüyor... O zaman cümlede kullanarak, şöyle diyelim: Daha eleştiri ile yargılama arasındaki nüansı fark edemiyorsan, ne eleştiri kültürümüzün zayıf olmasından şikayet etmeye, ne de kimseyi eleştirmeye/yargılamaya hakkın var.
Çünkü: *"Bu senin işin değil!"
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.