Yazarlar Anahtar teslim

Anahtar teslim

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Yetkin bir İslam tarihçisi olan Prof. Dr. İhsan Arslan’ın “Sahabenin Olumsuz Davranışları Karşısında Hz. Peygamber’in Tavrı” başlıklı makalesinde görmüştüm. Oradan nakledeyim. Efendimiz(s.a.v)’in güzel arkadaşları, O’nun “arka arkaya oruç tutmayınız” dediğini işitince sormuşlar: “O halde sen neden tutuyorsun?” Efendimiz(s.a.v)’in cevabı şöyle olmuş: “Ben sizin gibi değilim. Sizinle ben bir değiliz. Beni Allah yedirir ve içirir.”

Bu açık uyarıya rağmen Sahabe efendilerimizden arka arkaya oruç tutmaya devam edenler olmuş. Bunun üzerine Efendimiz(s.a.v), kendi arkadaşlarına ders vermek için onlarla birlikte arka arkaya oruç tutmuş.

İhsan Arslan Hocanın bu konu hakkındaki tespiti şu: “Hz. Peygamber döneminde bile aşırılık içerisinde olup Rasûlüllah’ın verdiği ruhsatı kullanmayanlar vardı. Rasûlüllah bu tür insanları sert bir şekilde ikaz ederek yaptıkları işin yanlış olduğunu ifade etmiştir. Rasûlüllah, kimi insanlara yumuşak bir dille, kimilerine de sert ifadeler kullanarak doğru yolu göstermiştir. Dinde aşırılık, bir takım sorunları beraberinde getirmektedir. Uygulama safhasında ise aksayan pek çok yönleri ortaya çıkar. İslâm dini, insanlara takatleri ölçüsünde yük yüklemektedir. Hz. Peygamber insanlara ibadetler konusunda itidali elden bırakmamalarını tavsiye ettiği halde, bu tavsiyeye uymayan bazı insanları kınamıştır. O, onların yaptığı hareketlere göz yumsaydı, diğer insanlar ‘Allah Rasûlü yapılan bu tür hareketleri onaylıyor’ diyerek aynısını yapmaya kalkarlardı. Bunun sonucunda da din, sosyal hayattan uzak dar kalıplar içerisine sıkıştırılmış olurdu. Bu durum, evrensel özelliğe sahip olan İslâm dininin geniş halk kitlelerine ulaşmasına mani olurdu. Bu sebeple Hz. Peygamber, bu tür eğilimleri sonuçları açısından topluma zararlı olacağını tahmin ettiğinden onaylamamıştır.”

Niçin kayda geçirdim bu cümleleri? En çok şundan: Aşırılığın her türü ama istisnasız her türü insana zarar veren bir sürece dönüşüyor. Dindeki aşırılık ise hem insanın kendisine hem de topluma bütünüyle zarar verme potansiyeline sahip.

Son birkaç gündür aklımın bir köşesinde hep şu var: “Eksiltmek bir kusursa fazlalaştırmak da başka bir kusur. Gereğinden çok yiyince obez, hiç yemeyince anoreksik oluyorsunuz.”

Hâlbuki obez ile anoreksik olmak arasında sağlıklı, sağlam, muhkem bir yer var. Orayı bulmak, o bulduğumuz yerde yaşamak lazım gibi geliyor bana.

Efendimiz(s.a.v)’in “aşırıya gidilmesinden hoşnut olduğu” tek bir şeye rastladım diyebilirim şu ana kadar: “İnfak etmek.”

Günümüzde -çok talihli bazı isimleri kırmamayı umut ederek söylemeliyim ki- infak konusunda aşırıya giden kimseyi göremiyoruz. Ama Allah’ın dininin hemen her alanında “aşırılıkları” dinin kendisi gibi görmeyi ve göstermeyi seven bir “din dili”ne gelip çattığımız doğrudur.

O meşhur hadis-i şerifi hatırlayalım. Talha b. Ubeydullah(r.a) anlatıyor: “Efendimiz(s.a.v)’e Necid ahalisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Efendimiz(s.a.v)’e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm’dan soruyormuş. Efendimiz(s.a.v) adama ‘Gece ve gündüzde beş vakit namaz’ demişti ki adam tekrar sordu:

-Bu beş dışında bir borcum var mı?

-Hayır, ancak istersen nafile kılarsın. Ayrıca Ramazan orucu da var.

-Bunun dışında oruç var mı?

-Hayır, ancak dilersen nafile tutarsın. Ayrıca zekât da var.

-Zekât dışında borcum var mı?

-Hayır, ama nafile verirsen o başka!

Bu konuşmanın ardından adam geri döndü ve giderayak şöyle dedi: “Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım.” Bu soruları sorup Efendimiz(s.a.v)’den ilgili cevapları alan adam meclisten çıkarken Efendimiz(s.a.v) buyurdu: “Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir, cennetliktir.”

Bugün dini, dinin elçisinden, Peygamberinden daha iyi bildiğini iddia eden kimseyi görmüyoruz henüz şükürler olsun. Ancak dinin kapsamını sadece ibadette değil, fıkıhta ve en önemlisi “ruhsatlar alanı”nda ya daralttıkça daraltan ya da artırdıkça artıran ve “hakiki din işte budur” diyen “anahtar teslim” adamlar görüyoruz bol miktarda.

Din, “Allah göktedir” diyen Bedevinin teslimiyetinde de olabilir, toplumsal hayatta günaha girmekten korktuğu için dağlara giden sahabe efendilerimizin inatçılığında da olabilir, ümmi bir mürşidin dizinin dibinde de olabilir, 50 bin cilt kitaptan müteşekkil bir kütüphanede de olabilir. Fakat emin olunuz ki din, bu “anahtar teslim” adamlarda değil. Hiç olmadı, bundan sonra da olmayacak.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.