Yazarlar İbriğin sapını kimler tutuyor?

İbriğin sapını kimler tutuyor?

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Ersin Çelik, “Karton Bardak ve İbrik…” başlıklı son yazısında şunları yazdı şöylece: “Bu noktada şunu da sorgulayabiliriz, AK Parti bunca hizmete, devasa projelere rağmen kendi tabanında böyle bir motivasyonu neden sağlayamadı? Oy oranlarına bakıldığında istikrarlı bir halk memnuniyeti görebiliyoruz. Peki, son bir kaç yıldır söylem üstünlüğü söz konusu olduğunda tablo neden farklı çıkıyor? Çanakkale Köprüsü bir karton bardak kadar neden etkileşim almıyor mesela? Almıyor çünkü günlerdir köprüyü değil de mezarlıktaki İBB logolu ibriği konuşuyoruz. Bu sefer de AK Parti seçmeninin hizmete doyduğu ve artık projeler karşısında heyecanlanmadığı gerçeği çıkıyor karşımıza. Bu sonucu da sosyal medyaya bakınca gözlemleyebiliyoruz. Bir karton bardak, bir ibriğin CHP seçmeninde uyandırdığı heyecanla dalga geçilirken, AK Parti tabanındaki memnuniyetsizlik yine kulak arkası ediliyor.”

Tam buradan meseleyi bana bakan tarafıyla derinleştirmek isterim. İdris Küçükömer’den ilhamla söyleyebilirim ki “AK Parti seçmeni” diye isimlendirdiğimiz seçmen türü, Türkiye’nin en “değişim yanlısı” seçmenidir. 20 yıldır hizmetlerine, mantalitesine, yaklaşımlarına oy verdiği AK Parti’ye duyduğu heyecanı ve güveni kaybederse cezayı keser atar. Çünkü kendisinin “daha iyi şartlarda hizmet alması gerektiğini” düşünen bir kitledir ve bu yanıyla bütün politik ajandasını buradan ilerletir AK Parti seçmeni. CHP seçmeni ise değişim talebi olmayan, kendini “esastan yenilemeyi” önemsemeyen bir seçmendir. Öyle olsaydı kaçıncı seçim yenilgisini aldığını hatırlamadığımız genel başkanlarına itiraz geliştirirlerdi. Bu yanıyla CHP seçmeninin derdi “korkunç öteki” diye tanımladığı diğerlerini ne pahasına olursa olsun yenmekken, AK Parti seçmeni kendine dönük bir seçmen olarak temayüz etmiştir. O paha PKK ile seçim ittifakı olsa fark etmez CHP seçmeni için. Oysa AK Parti seçmeni “hafif kekre” bulduğu Ahmet Davutoğlu’na sandıkta gerekeni yapmış, mesajını vermiş bir seçmendir.

Vapura konulan karton bardakla mezara konulan plastik ibriğin CHP seçmenini heyecanlandırması, Çanakkale Köprüsünün ise AK Parti tabanını heyecanlandırmaması ise sadece “kalibre ve ufuk” farkıyla açıklanamaz. Daha ziyade “iktidar olmakla muhalefette kalmanın” farkı bu... Öyle olmasa o kitlenin sözgelimi Ekmeleddin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı olabileceğine dair bir inanç geliştirmiş olmasını izah edemeyiz.

Diğer yandan, AK Parti tabanının memnuniyetsizliğini birkaç ana maddede toplamak iktiza eder. Bunlardan ilki ve tartışmasız en önemlisi memleketin içerisinde bulunduğu ekonomik haldir. Makro verilerin iyileşmesi, düzelmesi falan vatandaşı alakadar ediyor görünmüyor. Zira kendi ekonomisinin daraldığını hisseden vatandaş kendi derdine düşüyor. Kaldı ki “market lobisi” söyleminin de toplumda belirgin bir karşılık bulduğu söylenemez. Vatandaş doğrudan cebindeki paranın hem bollaşmasını hem de satın alma gücünün kuvvetlenmesini istiyor ki bu da en doğal hakkıdır.

İkinci büyük memnuniyetsizlik ise doğrudan AK Partili kadroların inisiyatif almadıklarına, Recep Tayyip Erdoğan’ın ufkunu anlamadıklarına, onun işini kolaylaştırmadıklarına dair yaygın kanaat. Bu kanaat haklıdır ya da değildir onu bilemem ama AK Parti’ye gönül vermiş insanlarla konuştuğunuzda derhal bu meseleden açıyorlar bahsi. “Reis yalnız kaldı” ile başlayıp “Allah Tayyip Beye uzun ömürler versin” duası ile bitiriyorlar. Arada ise “isimleri her seferinde değişen” bir dünya bakan, vekil, belediye ya da teşkilat başkanı ismi sıralıyorlar kızgınlıkla.

Üçüncüsü ise bence şu. AK Parti’nin iktidara gelir gelmez ivme kazandırdığı “orta sınıflaşma konsepti” tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de duvara yaslanmış görünüyor. Orta sınıflar memnuniyetsizlik üretiyorlar durmadan ve yukarıya doğru yükselmeyi hayal etmekle aşağıya düşmenin korkusunu yaşamak arasında tuhaf, patolojik bir yerde kurguluyorlar artık hayatlarını. CHP’nin iktidara gelmesini istiyorlar mesela ama ekonomiyi düze çıkaracak tek isim olarak da Tayyip Erdoğan’ı görüyorlar. Gerçeklerle arzular arasında sıkışıp kalmış tipik bir orta sınıf refleksi gösteriyorlar yani.

Yeri gelmişken söyleyeyim. Sonraki seçimlerin sonucunu zannedildiği gibi genç seçmen değil bu orta sınıfın memnuniyet derecesi belirleyecek. “Orta sınıflaşmanın” doğal şartı “sürdürülebilir memnuniyet” üretmektir ve bilinir ki orta sınıf kolay kolay memnun olmaz. Olmaz zira hayalleri cebindeki paranın hep ve her zaman üzerindedir.

Gelelim “söylem üstünlüğü” meselesine. Bu söylem üstünlüğünü “sürekli defansa çekilmeyi” başararak biz kendi ellerimizle verdik adamlara. Onlar da ibrikten gündem oldular. İbriğin sapını tuttukları özgüvenden ve cesaretten bize de lazım. Tabii, her biri kendi temsil ettikleri siyasinin fotoğrafının nasıl çıktığını düşünmekten başka işe yaramayan “sosyal medya ekipleri” ile olmaz bu özgüven ve cesaret işi.

Belki Ersin de buradan alır ve devam ettirir bu işi. Finalde bu işin “aşık atışmasına” dönme riskini göze alırsa tabii.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.