Tanrının seçilmiş çocukları

00:0018/01/2014, Cumartesi
G: 11/09/2019, Çarşamba
İsmail Kılıçarslan

Dövüş Kulübü, Tıkanma, ama ille de Gösteri Peygamberi gibi delibozuk kitaplarıyla bendeki yeri ayrı olan Chuck Palahniuk"un "Günce" isimli romanını okuyorum şu aralar. Tuhaf bir kurgu ve şahane yakalanmış detaylarla akıp gidiyor roman. Temelde, çok iyi bir ressam olabilecekken garsonluğa talim etmek zorunda kalmış "başarısız" bir kadının öyküsü anlatılıyor Günce"de.Romanın bir yerinde kahramanımız Misty, kütüphaneye gidip rastgele bir kitap seçiyor ve rastgele açtığı bir sayfada şu cümleyle karşılaşıyor:

Dövüş Kulübü, Tıkanma, ama ille de Gösteri Peygamberi gibi delibozuk kitaplarıyla bendeki yeri ayrı olan Chuck Palahniuk"un "Günce" isimli romanını okuyorum şu aralar. Tuhaf bir kurgu ve şahane yakalanmış detaylarla akıp gidiyor roman. Temelde, çok iyi bir ressam olabilecekken garsonluğa talim etmek zorunda kalmış "başarısız" bir kadının öyküsü anlatılıyor Günce"de.

Romanın bir yerinde kahramanımız Misty, kütüphaneye gidip rastgele bir kitap seçiyor ve rastgele açtığı bir sayfada şu cümleyle karşılaşıyor: "Kendi çocuklarını kurtarmak için sana Tanrının bütün çocuklarını öldürtecekler."

Ve bir film... 90"ların başında çekilmiş, Abdi İpekçi cinayetini anlatan, bir tek sahnesi hariç adını bile hatırlamadığım bir film. O hatırladığım sahnede, Mehmet Ali Ağca"nın akıl hocası olduğunu anladığımız bir tip, kendinden son derece emin bir şekilde, şöyle diyordu: "Biz, sır ordusunun çocuklarıyız."

Bunlar, burada bir dursunlar.

Bu köşede yayımladığım "Mehdi burada, Mesih de birazdan gelir" başlıklı yazımda "kronik yer yetmezliği" sebebiyle kısacık değindiğim ve bu nedenle eksik kalan bir hususiyet vardı. Arz etmek isterim.

Birbirlerinden oldukça farklı yönelimleri olan "batılı" modern cemaatlerin tamamının üzerinde ittifak ettikleri ve neredeyse bir kast sistemine dönüştürdükleri bir uygulama vardır: Avam-havas ayrımı.

İslam"da "alim olanla olmayanı birbirinden ayırmak" için kullanılan ve sadece "ilim" üzerinden kurgulanan (ve çeşitli tartışmalara da konu olan) bu ayrım, modern cemaatlerde saçma sapan bir "yakınlaşma" analojisi üzerinden dolaşıma sokulur.

Batıda ve (aslında büyük oranda Doğuda da) modern cemaatler, kesinkes bir "piramit yapılanma" içerisindedirler. Piramidin en tepesinde "hiçbir emri tartışmaya açık olmayan", "hatasız" ruhani lider vardır. En tabanında ise "yeteri kadar uğraşıp yakınlaşırsa sırların bir kısmına ya da tamamına vâkıf olarak piramitte yükseleceği vaat edilen sempatizan."

Geleneksel cemaatlerin tam aksine, modern cemaatlerde "önder", "baba", "mehdi", "Mesih", "efendi", "hoca" gibi isimler alan cemaat lideri, bağlılarının hem pratik yaşamlarını hem de nihai hedeflerini belirleyen tek yetkili makamdır. Evliliğinden işine, kariyerinden aile ilişkilerine değin "bağlısının hayatını organize etmeyen lider", lider değildir.

Şurası önemli: Ruhani liderin bilgisinin tamamı, asla bütün "bağlılara" açık değildir. Sıradan insanların akıllarının almayacağı/ermeyeceği bilgilerle mücehhezdir çünkü lider. Bu bilgiler kesinlikle sıradan insanlarla paylaşılamaz. Bu bilgilere ulaşmak için özel olmak ve yükselmek gerekir. Modern cemaat bağlılarının sizinle muhatap olurken sürekli "bu meselede senin aklının ermeyeceği şeyler var" kalıbını tekrarlamaları sadece bir "öğrenilmiş çaresizlik" biçimidir. Cemaatte sürekli duyduğu cümleyi bize yansıtmaktadır, hepsi bu.

Sistem şöyledir: Cemaat bağlısı olmayan insanlar, "nihai amaç"tan haberdar olmadıkları için, zaten ve kesinlikle dikkate alınmaması gereken cahiller topluluğudur. Sempatizanlar ise "yakınlaştırılması ve bağlı hale getirilmesi gereken" potansiyel canlılar. Piramitte daha yukarılara çıkan "bağlı"lar ise "görevli"dir. Cemaatin bilmem ne ya da bilirsin ne işlerinden onlar sorumludur. Onlar "naib-i kral taifesi"dir.

Modern cemaatlerin neredeyse tamamında "teorik eğitim" kademeli olarak verilir. Piramitte bulunduğun yer kadar "eğitim" alırsın. Bazı modern cemaatlerde sadece "havas"a okutulan "bilgi kitapları" bile vardır. Hatta bazı modern cemaatlerde havas kitlesinin sevk ve idaresi için cemaatin klasik merkezinin oldukça uzağında kurulmuş merkezler mevcuttur.

Bu "piramitte yükselme" işi, öyle tuhaf bir iştir ki... İsevi eğilimleri olan bir modern cemaate bağlandığını zanneden mürit, piramitte yükseldikçe aslında Musevi bir yapının içinde olduğunu fark edebilir mesela. Ya da Müslüman bir modern cemaate girdiğini zanneden bağlı, piramitte yükseldikçe aslında bütün dinleri birleştirmeye çalışan "mesihyanik" bir yerde bulabilir kendini.

Soru şu: "Piramitte yükseldikçe sırları fark eden bağlı, bütün bunları anladığında cemaati terk etmez mi?"

Hayır!

Terk edemez, çünkü ya cemaatten başka herhangi bir hayatı kalmadığından bunu göze alamaz ya da zaten "ruhani lider"e çoktan aşık olarak mankurtlaşmıştır. Zaten, potansiyel olarak bu iki hususiyetten birine sahip olmayan insanı "yükseltmez" cemaat.

"Nihai amacın gerçekleşmesi için her türlü araca başvurmamız gerekir" cümlesine iman eder modern cemaatlerin tamamı. Rüşvet verir, iş takibi yapar, insanlara iftira atmaktan çekinmez, yalan söyler, tuzak kurar, tehdit eder, satın alır, satar, görüntünüzü çeker, şantaj yapar. Aklınıza gelebilecek her türlü kötülük beklenebilir bir modern cemaat yapısından. Çünkü modern cemaatler için "nihai amaç" (ya da "görev" ya da "hizmet"... adına ne derseniz deyin) "uğruna her şeyin yapılabileceği" biricik kutsal meseledir.

Abartıyorum zannediyorsunuz değil mi? Hayır, tam tersine bildiğim, okuduğum bazı örnekleri mideniz bulanmasın diye anlatmıyorum bile. Çok merak ediyorsanız, mesela "Family İnternational Cult" araması yapabilirsiniz.

20. yüzyıl tarihi, "kendi çocuklarını yaşatmak için Tanrının bütün çocuklarını öldürmeye hazır" modern cemaatlerle doludur. Sıradan bir insanın anlayamayacağı, anlamlandıramayacağı bir zihinsel yapıdır bu. Çünkü modern cemaatler için tek ve en önemli hakikat "kutsal amaca erişmek"tir. Anlayamayız, çünkü biz sıradan ölümlüler, dünyada Tanrının bütün çocuklarına yetecek kadar yer olduğunu düşünürüz.

Şaşkınlığımız bundandır.

Ne diyordu Balzac: "Ellerinden gelse yatırıp kesecekler bizi. Bu ne abi?"