“Tıpkı böyle hafifçe esen bir rüzgarda incecik bir ürpertiyle ‘seni özledim’ diyebilmeyi özler miymiş insan abi? Ben özledim. Hatta öyle ki özlemenin kendisini bile özledim.”

Şunca yıl yaşadım, şunca yer gezip şunca insan tanıdım, derdini onunki kadar sade, onunki kadar içten anlatanını görmedim. Bilirsiniz ya, derdini böyle anlatan insanın hikayesini de doğal olarak merak edersiniz. Yine de bir şey, içimin derinliklerinde kehribar rengi bir yalnızlık hissi belki, “hikayen nedir peki?” diye sordurtmadı bana. Biraz da o hafifçe esen rüzgarda, ta ilerde bir tepenin üzerine kondurulmuş ve böylece on dokuzuncu yüzyılın manzara ressamlarını kıskançlıktan çatlatacak kadar güzel görünen o köy oradayken sessiz kalmak da arzu edilebilir bir şey gibi geldi bana.

Bir sigara yakmayı geçirdim aklımdan. Ardından yakışık almayacağını düşündüm. Daha doğrusu rüzgarın iyiden iyiye tertemiz ettiği havayı birazcık daha hissetmek istedim.

“Bizimkisi ne ilk görüşte aşktı, ne bir yanlış anlaşılmaydı” dedi.

“Yanlış anlaşılma derken?” diye sormak zorunda kaldım.

“İzlemişsindir sandıydım şu meşhur yönetmenin videosunu. Aşkı bir yanlış anlaşılma olarak tanımlıyor. ‘Karşımızdakini doğru anlasaydık ona aşık olmazdık’ falan diyor hatta. Pek sevdi millet. Ama yok öyle yağma. Aşkın tek bir tarzı, tek bir tanımı, tek bir yüzü varmış gibi tanımlamalara karnım tok benim. Aşk, kendisinden başka bir şeyle tanımlandığında eksik kalır. Ne dediğimin farkındayım. Aşk, aşktır. Herhangi bir tanımlamaya sığdırmaya çalışabilirsiniz tabii. Mesela Benjamin’in ‘son bakışta aşk’ tanımından yahut Fuzuli’nin ‘her ne var alemde’ dediği yerden ele alabilirsiniz aşkı. O aşık olanın bileceği iş. İsterse Deleuze gibi artislik yapsın. ‘Bir insana aşık olmak onu kalabalığın içinden çekip çıkararak çokluğun içinde tek kılmaktır’ diyerek maşuku devreden çıkarıp nefsini köpekleştirsin. Bana ne!”

İşte buna itiraz etmeliydim. “Deleuze’e niye çattın ki şimdi?” dedim.

“Çatarım tabii. Maşuku görünce dili lal olan aşıklar adına aslında itirazım. Aşığa, aşığın seçimine fazladan bir paye yüklüyor. Çünkü maddi alanın dışında bir alan olabileceğine dair inancı çok güçlü görünse de aslında pek zayıf.”

O hafifçe rüzgar esmeye devam ediyordu ve ben şaşkınlıklardan şaşkınlık beğeniyordum. Bu ufak tefek kız, ne dediğinden oldukça emin görünüyordu çünkü. Bilirsiniz ya, kendinden bunca eminlik ya hayranlık ya da tiksinti uyandırır muhatabında. Ben çoktan hayran olmuştum.

“Senin tanımın nasıl peki?” diye sormam gereken yere gelmiştim gelmesine ama tuttum kendimi. Onun yerine “peki bir yanlış anlaşılma ya da ilk bakışta aşk değilse neydi sizin aşkınız?” diye sordum.

“Bizimkisi mi?” dedi, “bizimkisi siyah beyaz film gibi biraz.”

“İnanmam” dedim.

“İnanma zaten abi, nostalji aşkın can düşmanıdır” dedi. “Bizimkisi yavaş yavaş gelişen bir orman gibiydi abi. İlkin bir fidan bulup birlikte dikmeye ve ne olacağına bakmaya karar verdik. Fidan tutunca bir fidan daha ekledik yanına. Sonra bir tane daha. Başkalarının aksine hiç acelemiz yoktu. Yetişmemiz gereken bir yer ya da şey yoktu. Daha doğrusu hiçbir şeyi kaçırmakla ilgilenmiyorduk. Birbirimizi birbirimize benzetmeye uğraşmadık hiç. Fidanları başka fidanlarla aşılayarak olmadık ağaçlar yetiştirmenin peşine düşmedik. Fidanlara su verip onların büyümesini izledik birlikte. Otlar çıktı, onları temizledik. Yavaş yavaş tüm ağaçların iç içe geçtiği ama birbirlerine zarar vermedikleri bir ormana dönüştü gözümüzün önünde o fidanlar. Hadi doğrusunu söyleyeyim. Bir ormana dönüştük aslında biz. Patikalarımızı öğrendiğimiz, ağaçlarımızın altında gölgelendiğimiz, meyvelerimizden tattığımız bir orman. Yavaş orman.”

“Yavaşlık niye?” diye sordum.

“Hissetmek için elbette abi. Kalabalıklar içerisinde tekleşerek aşka olmadık bir metafizik, hatta neredeyse uhrevi bir anlam yüklemek yerine birbirimizi hissetmeyi tercih ettik biz.”

Hikayenin kendisini soracağım yere geldiğimi hissetmiştim. O yüzden çekinmeden sordum: “Nasıl öldü peki?”

“Kötü hastalıktan abi. Aslında çok erken fark ettik ama yine de alıp götürdü işte. Üç yıl önce, tam da böyle hafifçe esen bir rüzgarda indirdiler onu işte şu mezara. Ben öylece o boşluğa baktım. İçimde oluşan devasa boşluğa. Sonunda o boşlukla uzlaştım da biliyor musun? Cümle doğanın öldüğü dünya burası. Ölümlü yitimli dünya. Uzlaşmasam bu dünyaya fazlaca önem veren biri olmaktan korktum.”

Bilirsiniz ya, böyle durumlarda “eyvallah” demekten başka bir çaresi kalmaz insanın. O yüzden “eyvallah” dedim. Elim ister istemez gömlek cebimdeki pakete gitti.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026