|
Yazarlar

Kültür yolunda şaşırtıcı bir dram

04:00 . 24/04/2019 Çarşamba

Kemal Öztürk

1969 yılında Ağrı’da doğdu. Orta öğrenimini Sakarya’da tamamladı. Marmara Üniversitesiİletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciliği esnasında çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yayınlayarak yazı hayatına atıldı. 1995 yılında Yeni Şafak Gazetesi’nde profesyonel gazeteciliğe başladı. 1997 yılında Kanal 7 televizyonuna transfer oldu ve televizyon haberciliğine başladı. Haberciliğin yanı sıra belgesel hazırlamaya başlayan Öztürk’ün ilk belgeseli Sarıkamış oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını konu edinen ilk belgesele imza attı. Sonrasında İlk Meclis, Yemen, 1999 Depremi, Türkiye’de kadın hareketi tarihi ve Halide Edip, Osmanlı Modernleşmesi ve Pera gibi konularda birçok belgesele imza attı. 1999 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın en iyi belgesel ödülüne layık görüldü. 1999 yılında Amerika ve Kanada’ya giderek yabancı dil eğitimi aldı ve belgesel alanında araştırmalar yaptı. 2003 yılında TBMM Başkanı İletişim Danışmanı oldu. İki yıl sonra TBMM Başkanı Başdanışmanlığına getirildi. 2008 yılında AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak görev aldı. 2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı görevine getirildi. İki yıl boyunca Başbakan Erdoğan’ın basınla ilişkilerini koordine etti. 3 Ağustos 2011 tarihinde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandı. 1 Aralık 2014 tarihinde “kişisel prensip ve ilkeleri” nedeniyle, 3 yıl 4 ay sürdürdüğü, AA Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevinden istifa ettiğini duyurdu. 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazarı oldu. 18 Şubat 2015 tarihinde de Katar’ın önemli gazetelerinden Al Şark Gazetesi’nde yazıları yayımlanmaya başladı. İyi derecede İngilizce bilen Öztürk, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Kemal Öztürk

Her bahar, Nisan ayında dağlar çağırır beni. Dağların, ovaların, denizlerin fotoğrafını gördükçe, içim geçmeye, aklım orada kalmaya başlayınca anlıyorum, yürüyüş vaktim gelmiş.



Neredeyse 15 yıldır böyleyim. 550 kilometrelik Likya yolunu tamamladım. Şimdi Karia yoluna başladım. Onun da yaklaşık 70 Km’sini bitirdim. Geriye 730 Km kaldı!

Bu yıl planımda bir değişiklik yapıp, rotamı Kaz Dağları’na çevirdim. İki gün rüya gibi güzel, akıl almaz temiz havada yürüyüşler yaptım.

Sonra buraya yakın, Çanakkale Ayvacık yakınlarında Truva Kültür Yolu’ndan haberdar oldum. Yolu keşfeden Rehber İlhan Varlık öyle güzel anlattı ki buraları, iki gün de burada yürümeye karar verdim.

Amacım her zamanki gibi tek başıma yürümek, sakinleşmek, muhasebe yapmak, düşünmek ve doğayı keşfetmekti.

Lakin karşılaştığım bir manzara bütün planlarımı değiştirdi.

BOŞ MÜLTECİ KAMPINDA RUHLAR DOLAŞIYOR SANKİ

Yürüdüğüm yol, dağların arasında, patika şeklinde açılmış ve işaretlenmiş bir kültür yoluydu ama burası aynı zamanda göçmenlerin Midilli adasına kaçış yoluydu. Behramkale’de (Asos) başlayan yolda, bir süre sonra sağa sola atılmış giysiler, ev eşyaları, ayakkabılar görmeye başlayınca şaşırıyorsunuz.

Lakin asıl şaşılacak şey, yürümeye başladıktan iki kilometre sonra sol tarafınızda karşınıza çıkıyor. Ağaçların arasında terk edilmiş küçük bir mülteci kampı.

Uzaktan gördüğümde irkildim doğrusu. Sonra yürüyüşü bırakıp, bu terk edilmiş kampa gittim. Burası mültecilerin lastik botlara binip, Türkiye’den ayrıldıkları sahilden önceki son kaldıkları yer.

İnsan kaçakçıları mültecileri tepedeki bu yere getiriyor, sonra aşağıya sahile indiriyor, burada şişme botlar, zodiak botlara bindirip, sonra Milli adasına doğru gönderiyor. Midilli’ye derken aslında çoğunu ölüme gönderiyorlar. Oracıkta o botların nasıl kullanıldığını, Arapça bilmeden hemencecik göçmenlerden birine öğretiyor ve şimdi yürüdüğüm bu kültür yolundan geri dönüp, sırra kadem basıyor insan kaçakçısı.



OYUNCAKLAR, ÇOCUK AYAKKABILARI, KADIN KIYAFETLERİ

İnsan kaçakçıları bota binmeden ellerindeki tüm eşyaları bırakmalarını istediğinden, her şeyi buraya bırakmak zorunda kalmış mülteciler. Şimdi gördüğüm eşya enkazı ya da enkaz tepesi o şişme botlara binip ölüme giden insanlara ait.

Kaç yıldır böyleler... Yağmur, kar, çamur eşyaları çürütmüş, taşlaştırmış ve oracıkta hayalet bir mekana dönüştürmüş.

En çok ayakkabılar dikkatimi çekti. Çocukların, kadınların, büyüklerin ayakkabıları. Onları neden bırakmışlar acaba? Suya düşerlerse batmasınlar diye mi? Bilemedim.

Sırt çantaları da çoktu. Her türden kıyafet… Çürümüş bir Dolce Gabbana montun düğmelerini söküp aldım yanıma. Gerçek olmayan bir hayatın, montu da gerçek değil tabi ki.

Pembe bir çocuk havlusu... Yanı başında pembe bir çocuk spor ayakkabısı. Naylondan yapılmış çadırımsı bir yerin kenarında duruyor.

ÖLÜM BOTLARINA BİNENLER

Göçmen aileler kadınlı, çocuklu gelmişler buraya. Ve öylece binmişler o ölüm botlarına. Çoğu yüzme bilmiyor. Yol kenarlarında o botları şişirdikleri plastik pompalar var.

Buraların rüzgarı sert olur. Dolayısı ile denizi de hırçındır kışın. Öyle gecelerde bile denize açılmışlar göçmenler. İşte haberlerde öylece okuyup geçtiğimiz boğulan göçmen hikayelerinin bir kısmı işte tam burada oluyor.

Boğulanlardan bazılarının cesedi geri bu kıyılara vurmuş. Buradaki köylülerden ürkütücü hikayeler dinliyor insanlar. Balıkçılar belki de bu drama en çok şahit olanlar.

Bu terk edilmiş, hayalet kampın ortasına oturdum. Binlerce insanın gelip geçtiği, eşyalarıyla birlikte sanki ruhlarını da bıraktığı bir yermiş gibi geldi bana.

Çocuk oyuncakları… sanırım en dramatiği onları görmek oldu. Bir minik elin tuttuğu bu bebek, bu araba, bu pembe fiyonklu minik terlik… nerede bu çocuklar şimdi? Kaçı kurtuldu, kaçı sularda boğuldu acaba?

BU ENKAZI GÖNÜLLÜLER KALDIRSIN

Suriye savaşının acısı hala sürüyor. Onun yarattığı dramın izleri ise, Halep’ten Ayvacık’a, Midilli’den Almanya’ya kadar büyük bir coğrafyaya saçılmış durumda. Tıpkı bu elbiseler gibi.

Bu enkaz neden kaldırılmadı acaba? Neredeyse 7-8 yıldır bu halde sanırım. Devlet yetkililerinden ziyade bence bir sosyal sorumluluk projesiyle bunların toplanması daha anlamlı olur. Böylece buraya gelen yüzlerce gönüllü, burada nasıl bir dramın yaşandığını gözleriyle görüp, ortalıkta gezen ruhları hissedebilirler.

Bu arada benim gördüğüm terk edilmiş göçmen kampı dramın en küçük parçalarından biri. Daha büyük, daha etkileyici çok sayıda terk edilmiş başka bölgeler de var.

Bizim unuttuğumuz ama izleri hala duran bir drama, bir kültür yürüyüşünde rastlamak şaşırtıcı oldu benim için.

Bu siyasi hengamenin arasında, insani bir şey paylaşmak istedim.

#Likya Yolu
#Karia Yolu
#Yürüyüş
#Mülteci Kamp
4 yıl önce
default-profile-img
Kültür yolunda şaşırtıcı bir dram
Kaybolan o çocuk Ahmet
Davos: Enflasyon, büyüme ve enerji
Dijital uygarlık: Miyoplaşma ve uygar barbarlık
Amerika-Almanya kavgası
NATO faşizmine karşı omuz omuza!