
Bir önceki yazıda söz verdiğim gibi , TRT''nin yayınladığı "Şahların Labirenti" belgeseli konusuna devam ediyorum.
Konu benim açımdan kapanmadı henüz. Ayrıca görünen o ki mesele kapanacak gibi de görünmüyor, çünkü yayıncıdan hâlâ doğru dürüst bir açıklama yok ortada.
Oysa, aziz hatırasına hürmeten, büyük bir "hafıza pedagogu", büyük bir hümanist olarak tanımladığımız ve hatırladığımız Hrant''ı, hakkında yıllardır korkunç iddialar ortaya atılan bir "tanığın" sözleriyle "Maraş katliamı"nın başta gelen aktörleri arasında takdim eden bu program çok daha büyük bir tepki çekmeli, sorumluları bu büyük iftirayı nasıl yapıp da ekranlarına getirdiklerini açıklayabilmek için çok daha fazla çırpınmalı, özürler dilemeliydi.
Hatırlıyorsunuzdur; "Şahların Labirenti" adı taşıyan (ne ad ama!) belgeselin bu "özel" bölümünden Taraf gazetesinden Demiray Oral''ın haberi sayesinde bilgi sahibi olmuştuk. Taraf gazetesi Oral''ın konuya ilişkin yazısını baş sayfa manşetine taşımış, böylece az da olsa bir miktar okur meseleye vakıf olmuştu.
Ancak -özellikle araştırdığım için söylüyorum- ne hikmet ise, bu "bomba" haber diğer gazetelerin yazı işlerinin ilgisini çekmedi. Bilmem, bütün gayretime rağmen ben mi atladım acaba; ne Milliyet ve Radikal (internet versiyonu hariç), ne Hürriyet, Star ve Zaman, ne de Sabah ve Yeni Şafak''da bu müthiş programa ilişkin ne bir haber, ne bir yorum vardı. Bu çerçevede bana epeyce tuhaf gelen bir tutum da, haberi manşetten veren Taraf''ın sonraki sayılarında konuya hiç mi hiç girmemesiydi.
Unutmayın; Hrant''ın, yani büyük bir hümanistin "Maraş katliamı"nın elebaşları arasında yer aldığından söz eden bir belgeselden söz ediyoruz, şaka değil...
Yani programdaki haliyle şu sözlerden: "Maraş''ta yaşananlar, bir Alevi-Sünni çatışması değildi. Dink ve arkadaşlarının örgütleri bu işleri yaptı. Zaten ölenlerin arasında altı-yedi tane sünnetsiz cesedi vardı."
Tabii ki yeri gelince Hrant''ın fotoğrafını da ekrana getirerek..
Birkaç gün sonra Hürriyet gazetesinde konuya ilişkin bir haberle karşılaştık, "TRT, Dink skandalında yapımcı şirketi suçladı" diyordu haber başlığı. Haberden elde ettiğimiz bilgilere göre, söz konusu belgesel dışarıda hazırlandığından, "TRT yetkilileri" (kimse bunlar?) belgeselden yapımcı firmanın sorumlu olduğunu savunuyordu. Ve de devamla şu açıklamalar:
"Bunlar, TRT''nin görüşü değil. Programın hedefi, Hrant Dink değil. Dönemle ilgili birçok siyasi konu işleniyor. Bunlardan birisi de Maraş olayları. Belgeselde yüzlerce insanla röportaj yapılıyor. Şendiller de bunlardan birisi. O da birkaç cümle söylüyor. Bu bir iddiadır ve gazetecilik yapılıyor. Dink''in avukatı veya ailesinden birileri de karşı görüş söylerlerse, onlar da yayınlanır. Böyle bir görüş, farklı bir kanalda, farklı bir açık oturumda da ortaya atılabilirdi. Ancak devlet kanalı olduğu için TRT çok tepki görüyor. Denetleme Kurulu, her şeyi ayrıntılarıyla denetlemeye kalkar ve engellerse yayıncılık yapamazsınız."
Altıntıyı uzun tuttum, çünkü -eğer Hürriyet''in uydurduğu bir şey değilse- "TRT yetkilileri" olarak sunulan açıklama sahiplerinin pek çok açıdan nasıl "döküldüklerine" siz de şahit olasınız istedim. Açıklamaya hakim olan şu dile, üsluba, bilgisizliğe ve yalancılığa bakın...
Demek TRT "Denetleme Kurulu" her şeyi ayrıntısıyla denetlemeye kalkarsa yayıncılık yapılamaz! "Şahların Labirenti"nin TRT ekranında kendisine yer bulabilmesini "anlayışla" karşılamamızı öğütleyen bu görüş, söz konusu denetleme kurullarının söz konusu kurumda nasıl merkezi bir yere (otoriteye) sahip olduklarını bilmediğimizi mi sanıyor acaba? TRT, "yapımcı firmalar"dan gelen malın doğrudan yayına sokulduğu bir kurum mu?
Sonra, "Dink''in avukatı ve ailesi"nin isterlerse konuya ilişkin karşı görüşlerini "farklı bir kanalda" ortaya atabileceklerini hatırlatan sözler de ne demek oluyor? Ne güzel. "Hrant Dink''i biz Maraş katliamcısı yaptık, siz de isterseniz gidip diğer kanallarda aksini anlatın!"
Bana sorarsanız, açıklamanın bu faslı, çizgiyi aşanların yaptıkları işten hâlâ ne derece habersiz olduklarını iyi gösteriyor.
Bitmedi, arkası da var:
Geçen gün yani "skandal"ın üzerinden üç-beş gün geçmişken, akşamın bir saatinde TRT Int ekranda bir belgesel ile karşılaştım. Ekranda biraz kalınca fark ettim ki, bu belgesel hakkında konuştuğumuz "Şahların Labirenti"dir. Hem de aynı bölüm.
Kanalı tam zamanında ziyaret etmişim, Ökkeş Şendiller''in açıklamasının sırası henüz geçmemiş.
Belgeselde, artık belgesel âdetinden olduğu üzere, bir o taraftan bir bu taraftan konuşmacılar ard arda kısa kısa konuşuyorlar. Mesela Ömer Laçiner ve hemen arkasından karşı cenahtan birisi. Mesela Ahmet İnsel, hemen arkasından Tercüman''den bir köşe yazarı. Bu böyle gidiyor... Yani bir bakıma "her görüşe açığız" çoğulculuğu...
Bu düzen –takdir edersiniz ki- mânâsız ve yararsız bir düzen... Programa katılanlar sözlerinin hangi bölümlerinin ne kadarının nerede –kimden sonra- kullanılacağını bilmediklerinden ortaya bir "yamalı bohça" çıkıyor.
İşte Şendiller de, şimdi tam olarak hatırlamadığım bir "karşı görüş"ten sonra araya girip o malum sözlerini etti.
Program bitince düşündüm: Demek ki TRT, üzerinde az da olsa ciddi eleştireler getirilen bu belgeselini olduğu gibi yayınlamaya devam ediyor. Hiçbir şey olmamış gibi, TRT 1''den sonra şimdi de TRT Int''de.
Yazıyı bitirirken ne diyeyim bilmiyorum.
"TRT Şeş"in sevincinin yaşandığı şu günlerde bu belgeseli hatırlatıp milletin keyfini kaçırmak yerinde bir davranış mıdır acaba?
TRT Genel Müdürü''ne, "TRT Şeş"den dolayı tebrik mesajları aldığı şu günlerde, "Belgeselin ilk yayını Denetleme Kurulu''nun gözünden kaçtı diyelim; peki ya bu TRT Int yayını ne demek oluyor?" diye seslensek yine yerinde olmayan bir davranışta mı bulunmuş oluruz acaba?
Bence olmayız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.