
Tamam, belki içinizden bazıları hemen "Bu lafları tekrarlayanları tanıyoruz" diyerek itiraz edecektir. Ama inanın, ben aklınızdan geçen şeyden söz etmiyorum. Ben sadece "Açılım''ın yol haritasına ilişkin ortada hiçbir şey görünmüyor" demiyorum; benim dediğim-diyeceğim, "Açılım"ın subasmanının "patetik" (yani "dokunaklı") değil, mutlaka "politik" nitelikte bir harçla yükseltilmesi gerektiğini hatırlatmaktan ibaret.
Bakın, son olarak Başbakan''ın "Ulusa Sesleniş"inde de karşımıza çıktı o "patetik" yaklaşım. "Halklar arası kardeşlik"ten, "aynı türküyü söylemiş" olmaktan söz etmek, yani esas olarak "duygulara hitap etmek" yöntemi-açılımı seçilmişti bir kere daha.
Toplumların hayatında "duygular"ı, daha doğrusu "duygudaşlığı" küçümsüyor değilim. Ayrıca "toplum" adının "millet"e dönüştürüldüğü tariflere sizin gibi ben de yabancı değilim. Renan''dan Ziya Gökalp''e ve Stalin''den çok daha yakın zamanların millet teorisyenlerine kadar -üç aşağı beş yukarı aynı- tekrarlanan değerlerden de haberim var ve bunları küçümsüyor değilim. Ancak unutmayalım ki "politika" başka bir şey; "patetik" yaklaşım ve tekrarlarla altından kalkılabilenecek bir alan ve güç değil o. Demek ki, hele de günümüzde, önce "millet" yerine "toplum" kavramını, sonra da "patetik" yaklaşım yerine gerçekten "politik" nitelikteki açılımları koymamız gerekiyor. Büyük işlerin altından "duygular"la kalkamayacağımızı, "politika"nın kavram ve yöntemlerine başvurmadan iki adım bile ilerleyemeyeceğimizi bilmemiz gerekiyor.
"Açılım"a ilişkin bu "apolitik" açılımın bir başka güzel örneği de sadece iktidar partisinin değil, TSK mensuplarının da sıkça tekrarladığı "Çanakkalede ve Kurtuluş Savaşı''nda Kürtler ve Türklerin omuz omuza çarpıştığı"na ilişkin hatırlatmalar.
Bakın, bir arada yaşamak zorunda olunduğunu "duygudaşlık" temelinde ispatlamaya çalışan bir yaklaşım daha… Yani, söz konusu "millet" olunca kaçınılmaz olarak kendisinden söz edilen "toprağın altında yatanlar"ın da yardıma çağırılması. "Yaşayanlar" yetmiyor, "duygudaşlık" temelinde aranan açılımın başarıyla sonuçlanması için mutlaka artık hayatta olmayanlar da yardıma çağırılacak…
Oysa düşünün: Diyelim ki Çanakkale ya da Büyük Taarruz şehitliklerinde "Kürdistan" çıkışlı şehitler yok denecek kadar azdı, ya da yoktu. O takdirde ne diyecektik? Bugünün 70 milyon nüfuslu Türkiye toplumunun barış içinde yaşaması gerektiğine ilişkin tezlerimiz un ufak mı olacaktı?
Demek ki bu "Açılım" işleri zor işler arasında yer alıyor. "Politika"yı, onun kavramlarını, temellendirmelerin ve yöntemlerine el atmadan, onları yardıma çağırmadan açılabilmek imkansız.
Bunları söylerken aklıma Başbakan''ın yine "Ulusa Sesleniş"te (bir kere her şeyden önce, bu seslenişlerin muhatabının "ulus" değil "toplum" olduğu yapılacak bir değişiklikle seslenişin adında belirtilmelidir. Çünkü "Ulusa Sesleniş", bir demokraside ancak "seferberlik" anında anlamlıdır) sarf ettiği şu sözler geliyor: "Milli birlik projesi olarak demokrasi".
Oysa çok yanlış. "Demokrasi" niçin "milli birlik projesi" olarak adlandırılsın. "Demokrasi" tam tersine, söz konusu ve söz konusu olmayan "birlik"lerin oluşmaması için verilen uğraşın, mücadelenin adı değil mi?
Bu örneği özellikle seçtim, çünkü Açılım bize "demokrasi"yi, "demokrasi" de "milli birlik projesi"ni getirecek ise, yerimizden kımıldamamız, açılıp saçılmamamız çok daha yerinde bir seçimdir!
Peki, "politika-politik" deyip durduğum ve olması gerektiğini söylediğim açılım somut önerilerle söyleyecek olursak nasıl bir şeydir?
Tahmin edebileceğiniz gibi bu öneriler "sır" değildir. Bu öneriler, tabii ki, her şeyden önce Anayasa ve yasalarda yapılacak bir takım zorunlu değişiklikler üzerine kuruludur. Mesela yeni Adalet Bakanı''nın hız verdiği anlaşılan "Yargı Reformu" gibi. (Bu reformun "Polise taş atan çocuklar" konusuna da eğildiği yolundaki haberler –inşallah doğrudur- ayrıca sevindiricidir.)
Peki, bu öneriler doğrultusunda gerçekleştirilecek reformlar ("Açılım" düşünerek konuştuğumuzu unutmuyorsunuz) hangi alanlarda gerçekleştirilecektir?
Bir liberal olarak "duygular"ı değil "hukuk"un kavramlarını merkeze koyarak yazıp konuşan Prof. Mustafa Erdoğan, dünkü yazısında (Star) ilk elde yapılması gerekenleri 5 maddede sıralamış. Erdoğan''ın öneriler benim bugüne kadar savunduklarımla birebir örtüşüyor. Bu 5 öneri şöyle:
"1) Etnik tarafgirliğin reddi." (Bu bahis, zorunlu olarak, Anayasa''nın her türlü etnik imadan arındırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Önerinin devletin adı konusunda sadece "Türkiye Cumhuriyeti" terimi ile yetinilmesini hatırlatması, bu yönde ilk önerileri yapanlar arasında olan birisi olarak beni özellikle memnun etti.)
"2) Kültürel çeşitliliğin tanınması."
"3) Kültürel haklar."
"4) İdari adem-i merkeziyet."
"5) Demokratik katılımın güçlendirilmesi."
4. öneriyi bir kenara özellikle not edelim. Ve hemen ilave edelim ki, bu amaca ilişkin bir reform gerçekleştirilemeyecek olursa atılacak bütün adımlar yürüme bandında atılan adımlardan farksız olacaktır. Kürt siyasi hareketinin bundan böyle bir üniversitede "Kürtçe ve Kürt Edebiyatı Bölümü" açılması ya da özel Kürtçe televizyon kanallarının kurulmasına izin verilmesi vs ile yetineceğini düşünen kaldı mı aramızda? Dolayısıyla, Ak Parti Hükümeti''nin bir an önce, 2004''te Cumhurbaşkanı Sezer''in vetosuna çarpan "Kamu Yönetimi Reformu" tasarısını tekrar gözden geçirip gerekli değişiklikleri yaparak (AK Parti Milletvekili Zafer Üskül''ün konuya ilişkin zamanında yayımlanmış çalışmasından yararlanılabilir mesela) Meclis''e getirmesidir. Bu iş tabii ki yine büyük gürültü koparacaktır. Ama ne yapabiliriz bu işin başka çıkış yolu da yoktur. Ama böylece, hiç değilse, "patetik" çıkışların yanı sıra "politik" içerikte bir açılım hamlesi de gerçekleştirilmiş olacaktır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.