"Türk milleti" tekrarından rahatsız olmak bir "zaaf" mıdır?

00:0015/07/2012, Pazar
G: 5/09/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Birçoğunuzun “Nereden çıktı şimdi bu başlık?” dediğini duyar gibiyim. Eğer tahminimde yanılmıyorsam haksız sayılmazsınız doğrusu…Bu nedenle gecikmeden konuya girip bu yazı başlığını ne münasebetle attığımı açıklayayım:Birkaç gün önce elime geçen bir “okur mektubu” şu soruyu yöneltiyordu:“…Türk milleti lehinde söylenen sözler sizleri neden bu kadar rahatsız ediyor gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Bir zaafınız mı var bunu açıkça yazar mısınız?”Okurumun sorusunun sonunda “selam ve saygılar”ı unutmadığını

Birçoğunuzun “Nereden çıktı şimdi bu başlık?” dediğini duyar gibiyim. Eğer tahminimde yanılmıyorsam haksız sayılmazsınız doğrusu…Bu nedenle gecikmeden konuya girip bu yazı başlığını ne münasebetle attığımı açıklayayım:

Birkaç gün önce elime geçen bir “okur mektubu” şu soruyu yöneltiyordu:

“…Türk milleti lehinde söylenen sözler sizleri neden bu kadar rahatsız ediyor gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Bir zaafınız mı var bunu açıkça yazar mısınız?”

Okurumun sorusunun sonunda “selam ve saygılar”ı unutmadığını da hatırlatmak isterim doğrusu…

Ben -yazmıştım bir kere- “okur mektupları”nı ciddiye alırım. Elimden geldiği kadar da - hepten çığırından çıkmışlar hariç tabii ki- kendilerine iki satırla da olsa değerlendirmelerine ilişkin görüşümü iletirim. Dolayısıyla “zaafımı” merak eden okurumu da şu notu gönderdim:

“Değerli okurum,

Bir zaafınız mı var bunu açıkça yazmalısınız"? Bu soruyu anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Yoksa bu sorunun altında ''Siz Türk değilsiniz herhalde'' şeklinde ikinci bir soru cümlesi mi yatıyor? Diyelim ki ''bir Türk'' değilim... Ne olacak şimdi, bu durumumu bir "zaaf" olarak mı değerlendireceğiz? Size küçük bir öneride bulunmak isterim: Boş verin, kafanızı takmayın bu türden "zaaflara"! Dünyada ciddiye alınacak başka o kadar çok şey var ki... Selamlar.”

Okurumun -özellikle belirtmese de- son günlerde yayımladığım hangi yazının canını sıktığını anladım hemen tabii ki. “Parçalı” tabir edilen bir yazımda Dışişleri Bakanı Davutoğlu''nun “soykırım” meselesine ilişkin sözlerine getirdiğim eleştiriydi söz konusu olan. Gerçekten de Davutoğlu''nun “Biz Almanlar gibi değiliz. Tarihimizde etnik kıyım, getto fikri yok” diyordu. Bu sözler karşısında “şaşırdığımı” ifade etmiştim. Nasıl şaşırmaz insan; “Onlardan beklenir ama bizden asla!” şeklinde bir değerlendirmenin -hiç değilse bugün için- ciddiye alınacak, değer verilecek bir yönü var mıdır?

Gelelim “Türk milleti” konusundaki “zaaf” meselesine:

Bu köşede çok tekrarlamışımdır, “millet” sözcüğünün haddinden fazla kullanıldığı bir ülkede yaşıyoruz. “Sanırsınız ki Fransız Devrimi''nin sıcak günlerinin yaşandığı bir çağdayız” diyeceğim ama o da uymuyor, çünkü devrimciler “halk” sözcüğünü tercin ederlerdi. Bu sözcükten türetilmiş olarak da “halk iradesi” vb gibi kavramlar ağızlardan düşmezdi. Açıkçası ben bugün için, 20. yüzyılda başına gelenlerden sonra “halk” sözcüğünün kullanımının da uygun olmadığını düşünüyorum. Çünkü “millet” gibi “halk” sözcüğü de fazlasıyla “devlet koktuğu” gibi bu sözcüklerle ifade edilen siyaset büyük bir belirsizlik de (“Halkçı Ecevit” gibi mesela) taşıyor. “Halk”ın niçin netameli bir sözcük olduğunun en iyi delillerinden birisi de bir zamanlar Mao''nun öğretisinde bu sözcüğün anlamının sürekli yenilenmesiydi…

Ben günümüz siyasetinde “millet” veya “halk” yerine “toplum” sözcüğünün kullanılmasından yanayım. (Kendimi “liberal” olarak tanımlamasam da “toplum”un öne çıkarılmasını özellikle 19. yüzyılın liberal düşünürlerine borçlu olduğumuza tabii ki itiraz etmiyorum.) “Toplum”? Bakın, her şeyi “heyecansız” biçimde ne kadar güzel anlatan bir sözcük… Her şeyden önce bize “devlet”i hatırlatmıyor, “devletsel” bir çağrışımı yok…

Oysa “millet” öyle mi? “Millet”, hiç şüphe yok ki, “seküler bir din” olarak nitelenen “milliyetçilik”in eseri. “Milliyetçilik” ise, kültürel vb. kökleri bir yana, asıl olarak “Devlet”in bir yaratısı. Bu çerçevede “millet”i “devletleştirilmiş toplum” olarak nitelesek yanlış mı olur?

Ben bu yüzden kaç kere tekrarladım: Programın adı “Ulusa Sesleniş” değil “Topluma Sesleniş” gibi sade bir şey olsun. “Ulusa Sesleniş” ancak -maazallah- olsa olsa bir “seferberlik” halinde yapılan bir seslenişin adı olabilir. “Devletleştirilmiş millet” olan orduyu ve halkı silaha sarılmaya davet etmek için.

Üniversite''de öğrencilerle bir sömestre boyunca sürdürdüğümüz bir ders-oturum var. Önemli olaylardan hareketle yakın tarihin “Türk medyası”nı gözden geçiriyoruz. Önemli olay sırasında siyasi bir gelişme, sırasında bir cinayet (Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı gibi) sırasında da “popüler kültür” içinde yer alabilecek bir gelişme oluyor.

Bu yıl oturumlardan birisinde “Hrant Dink Cinayeti” işlendi. Burcu Kılıç ve İlken Koyunoğlu, cinayetin öncesi ve sonrasını da kuşatan bir sunum yaptılar. Bu çerçevede “Türk medyası”nın cinayeti nasıl duyurdukları da gözden geçirdiler.

Bu sunumda önümüze getirilen gazetelerin cinayete ilişkin haberlerinden bazıları şöyleydi:

Vakit: “Karanlık eller işbaşında / Türkiye''nin huzur ve istikrarına kasteden kanlı eller dün….” / “Bu oyun boşa çıkarılacak”.

Hürriyet: “Katil vatan haini” / Hainler yine Türkiye''yi ve demokrasiyi hedef aldı…”

Sabah: “En büyük ihanet”

Zaman: “Bu kurşun Türkiye''ye sıkıldı” / Ülkenin istikrarına kurşun sıkıldı”.

Vatan: “Türkiye''ye daha büyük kötülük yapılamazdı”

Cumhuriyet: “Türkiye''ye kurşun”.

Oldu olacak bir tane de “terbiyesiz” bir haber başlığı: “Hrant Dink suikastı piyasaları tedirgin etti”.

“Nedir bu manzaranın anlamı?” diye soruyorsanız cevabı hazır: “Toplum”a dönüşmesine izin verilmemiş bir “millet”in (Türk milleti) medyasının kelimenin tam anlamıyla hepten “yabancılaşmış” halidir bu.

Adama bak sen; “Bu kurşun Türkiye''ye sıkıldı” diyor… Oysa biliyoruz ki bu kurşun Hrant''a sıkıldı, “Türkiye”nin sırası mı şimdi?

Adama bak sen; “Türkiye''ye kurşun” diyor. Bu kadar olur doğrusu…

Adama bak sen; “En büyük ihanet” diyor. Külliyen yalan tabii ki, çünkü cinayet kurbanını çoktan unutmuş olarak o da “Türkiye”nin derdine düşmüş…

Adama bak sen; “Katil vatan haini” diyor. Kuyruklu bir yalan daha, çünkü Hrant''ı çoktan unutup “vatan haini” keşfine çıkmış…

Dediğim gibi bunlar büyük ve tehlikeli bir “yabancılaşma”nın apaçık tezahürleridir… Siyasete tutkun bir hümanistin, bir hafıza pedagogunun arkasından akıllarına ancak bu sözcükler gelebiliyor…

Okur mektubunun bana yakıştırmaya çalıştığı “zaaf” aslında tam da böyle bir şey işte…