Yeni binyılda Türkiye"den zihniyet manzaraları

00:006/01/2000, Perşembe
G: 10/09/2019, Salı
Kürşat Bumin

Türkiye işte böyle "çılgın" bir ülke! Milli Eğitim Bakanlığı her işi bırakmış bazı harfleri aforoz etmekle vakit geçiriyor.Bir ay önce gazetelerde karşılaştığımız "şaka gibi" bir haberdi. Üşenmemiş, "Saffet Arıan Bedü" başlıklı bir yazı ile ben de değinmiştim. DYP Grup Başkanvekili, "Can Matematik Dergisi"nde "Kümelerin Karşılaştırılması" faslında karşılaştığı (daha doğrusu, Bedük''ün yazım üzerine bana açıkladığına göre, bir grup şehit ailesi tarafından dikkatine sunulan) P,K,K ve H,D,P harflerinin

Türkiye işte böyle "çılgın" bir ülke! Milli Eğitim Bakanlığı her işi bırakmış bazı harfleri aforoz etmekle vakit geçiriyor.

Bir ay önce gazetelerde karşılaştığımız "şaka gibi" bir haberdi. Üşenmemiş, "Saffet Arıan Bedü" başlıklı bir yazı ile ben de değinmiştim. DYP Grup Başkanvekili, "Can Matematik Dergisi"nde "Kümelerin Karşılaştırılması" faslında karşılaştığı (daha doğrusu, Bedük''ün yazım üzerine bana açıkladığına göre, bir grup şehit ailesi tarafından dikkatine sunulan) P,K,K ve H,D,P harflerinin kullanılmasının doğuracağı sakıncalara dikkat çekiyor ve Milli Eğitim Bakanı''ndan bu "gizli propaganda"nın bir an önce sona erdirilmesini istiyordu. O zaman da belirttiğim gibi, sanki "soğuk savaş" döneminin "soğuk" şakalarından biriyle karşı karşıyaydık. (Burada teknik bir bilgi de vermek isterim. Ne yazık ki, kümeler hesabında ve bunun bir uygulama alanı olan sembolik mantıkta P ve K harfleri "PKK"nın çok öncesinden beri kullanılmaktadır; bu da "tarihin kurnazlığı"nın bir sonucu olsa gerek! Herkes, "modern matematik" de bize karşı!)

Aklı başında herkesin "soğuk bir şaka" olarak değerlendireceği bu olay bakın nasıl gelişmiş: Hürriyet''in haberine göre bu iddialar Milli Eğitim Bakanlığı''nı derhal harekete geçirmiş ve söz konusu harflerin küme çalışmalarında ardarda kullanılması yasaklanmış. Olaya Milli Eğitim Bakanı (Bostancıoğlu) bizzat el koyarak, bundan böyle P,K,K harfleri yerine E,G,Y harflerinin kullanılmasının kararlaştırıldığını belirtmiş.

Türkiye işte böyle "çılgın" bir ülke! Milli Eğitim Bakanlığı her işi bırakmış bazı harfleri aforoz etmekle vakit geçiriyor. Harflerden türettiği hurafeler yaratıyor. Bu uygulamanın sayı ve harf mistisizmi ile filan da ilgisi yok; bu uygulama, "çağdaşlık" mücadelesi verdiğini sanan bir bakanlığın "batıl"a teslimiyetinden başka bir şey değil.

Öyle bir Maarif Vekaleti ki, "E,G,Y" ve diğer 24 harfin çok "masum" olduğunu sanıyor!

* * *

Show TV''nin haberine göre, geçen hafta Mersin''de % 15''lik maaş zammını protesto gösterisinde bir kadın öğretmeni kolundan ısıran ve dakikalarca bırakmayan boksör cinsi polis köpeğine işten el çektirilmiş. Haberi dinleyince ben de birçokları gibi "Nihayet!" dedim. Güvenlik güçlerinin hemen her akşam ekrandan izlediğimiz acımasız müdahaleleri nihayet yetkililerin de dikkatini çekmiş ve insan içine çıkartılmaması gereken laf dinlemeyen vahşi bir polis köpeğinin işine son verilmişti. Hatırladığınız gibi, Mersin''deki manzara tahammül edilir bir şey değildi. Neredeyse, şu ünlü "Taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar" deyişinin başarılı bir canlandırılmasından farksız bir sahneyle karşı karşıyaydık.

Güvenlik güçlerinin, Cumhurbaşkanınızın yenibinyıl mesajında "hür meydan" ve "hür sokak" olarak altını çizdiği mekanlardaki gösterileri çok acımasız bastırdığı bir hakikat. Polislerin göstericilere "Allah verdi" demeden attıkları dayağı ne zorunlu olarak gördükleri insan hakları dersleri ne de seçmeli olarak öğrendikleri adab-ı muaşeret kursları engelleyebiliyor. İllaki bir karşılaştırma yapmak gerekirse, hiçbir ders ve kurs görmemiş jandarma polisten de daha kuvvetli vuruyor. Polis teşkilatı, geçenlerde Tanıl Bora''nın "Münferit vakalar ülkesi" başlıklı çok aydınlatıcı yazısında belirttiği gibi "belirli gruplara karşı özel bir ''oransızlıkla'' basbayağı hınçla davranıyor." Bora''nın dikkatimizi çektiği gibi, bir tür "tuzukuru şımarıklar" olarak görülen üniversite öğrencileri bu hınçtan özellikle pay alıyorlar. Değil mi ya, neydi o geçen hafta Ege Üniversitesi kampüsündeki şiddet? AB ülkelerindeki sokak gösterilerinde polis son derece soğukkanlı davranabilirken (Fransa''da pastacıların gösterisinde polislerin kremasıyla sıvandıklarını düşünün) bizdeki bu hiddet neden?

Pazar günü Yeni Binyıl''da Hülya Ekşioğlu''nun İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile yaptığı röportajda bu soru önemli ölçüde cevaplanıyordu. Röportajdan öğreniyoruz ki, İçişleri Bakanı''nın (hepsinin mi, yoksa sadece Tantan''ın mı bilemiyoruz) makam odasında çerçevelenmiş bir biçimde Atatürk''ün şu sözleri asılıymış: "Hoşgörü ve acıma ile ulus işleri YÜRÜTÜLEMEZ. Ulusun ve devletin onuru ve bağımsızlığı sağlanamaz. Hoşgörü ve acıma diye bir ilke yoktur. TÜRK ULUSU ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin gelecekteki çocukları bunu bir an bile unutmamalıdır."

Atatürk gerçekten bu sözleri söylemiş mi bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Eğer gerçekten söylemişse, yanlış söylemiş, "Hoşgörü ve acıma" bir ilke olmaz olur mu? "Acıma"nın bir ilke olmadığını söyleyebilirsiniz; ama o da insanoğlunun unutmaması gereken erdemlerden birisi değil mi? Atatürk belki de bu sözleri çok özel bir durumda, yani "hoşgörü gösterilmemesi, acınmaması" gereken (ki bu da tartışmalıdır) insanlar için söyledi. Şimdi tutup da asla genelleştirilmemesi gereken bu sözleri ülkenin İçişleri Bakanlığı gibi elinde silahlı silahsız bin türlü güç bulunduran bir bakanlığın makam odasının duvarına asmanın gereği var mı? Hem de "hoşgörü"den, "merhamet"ten devlet adına bolca konuşulduğu bir dönemde. Bakan''ın odasında bu özdeyiş asılı durursa alt kademedeki polisler karakolun duvarına neler asmaz.

Yeni Binyıl''daki röportajda ilginç başka bölümler de var. Yerimiz olsaydı onlara da değinirdik. Ama bunların içinde bir açıklama var ki, sizi ondan mahrum etmek istemem. İçişleri Bakanımız Avrupa''da özgürlük bulunup bulunmadığından bahisle şöyle diyor: "Benim özgürlük anlayışım o sınırlar içinde yaşayan her dil, din ve ırktan insanın kendini özgürce ifade edebilmesidir. İngiltere''yi ele alın, televizyonda IRA''dan olumlu bir şekilde bahsedemezsiniz. Bu mu özgürlük? Son derece katı ve tavizsiz olduklarını düşünüyorum." Çok şaşırtıcı değil mi? Madem öyle, niçin bu "hoşgörüsüzlük ve acımasızlık"?