Yazarlar Şiddeti oksijensiz bırakmak

Şiddeti oksijensiz bırakmak...

Markar Esayan
Markar Esayan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

(...) “Biz iki şeyden bahsediyoruz, bir kamuoyuna yapılan açıklamalar bir de perde arkasındaki gidişat. Bunu kendilerine söyledik hem MİT hem de devlet için oldukça riskli halihazırda. PKK ile müzakereye oturmuş olmaları bugün kamuoyuna yansırsa CHP ve MHP ne der acaba? (...) Yani prosedürel birçok zorluklar aşılmış. Yani bu süreç devletle PKK arasında müzakereyle sonuçlanmayacaksa eğer bu kadar zorluğa ne gerek var?”

Bu sözler Oslo’da yapılan ve daha sonra sızdırılacak olan görüşmelerin arabulucu ülkesinin temsilcisi tarafından ifade ediliyordu. Arabulucu ülkenin temsilcisi çok açık bir şekilde Türkiye’nin PKK ile görüşmesinin ne kadar büyük bir risk olduğunun altını çiziyor. Bunca risk alındıktan sonra bir sonuca varılmamasının ne kadar saçma/yazık olacağını vurguluyor.

Ve nihayetinde bu zabıtlar önce Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA), sonra Fırat Haber Ajansı’nda yer alarak sızdırılıyor. DİHA “sitemiz hecklendi” diyerek haberi iş işten geçtikten sonra kaldırıyor. “Haber” “Görüşmelerin içyüzü Erdoğan’ı yakacak?” başlığıyla veriliyor. Hadi DİHA doğru söylüyor, görüşmelerin tarafı olan PKK’nın haber sitesi neden bu sızdırma operasyonuna katılır?

Ve Türkiye’de yer yerinden oynuyor.

Süreç çöküyor...

Devletin neredeyse 2007 yılında geldiği nokta bu... Bunca risk alınmış, ama değerlendirilememiş. O günden bugüne kadar 2500 insan boşuna ölmüş, Özal döneminden (1993) alırsanız en az 30 bin insan, kahrolmamak elde değil.

Oslo sürecinin 7 Şubat darbesi ile önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan, oradan da dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halline kadar vardığını düşündüğünüzde, bu olayların geniş bir konsorsiyum tarafından tezgahlandığı da ortaya çıkıyor.

Tıpkı Paris suikastları gibi...

İşte Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun altını kalınca çizdiği “biz bize çözüm”ün önemi bu hikayede yatıyor. Sayın Davutoğlu “Biz bize çözümden taviz yok” derken Oslo’nun neden başarısız olduğunu da hatırlatmış oluyordu.

Şunu burada eklemek zaruri: Hükümet halka açıklayamayacağı hiçbir anlaşmayı örgütle yapmaz. Ancak enfekte olmaması, statükocu muhalefet ve provokatörlerin kamuoyunu yanıltmaması için süreç şeffaflığa hazır hale gelene kadar gizlilik esastır.

IRA barışında başmüzakereci olan Jonathan Powell şöyle açıklıyor bu durumu...

“Kamuoyu önünde müzakere edemezsiniz. FARC ile 2007’de bunu yapmaya çalıştılar, neredeyse televizyonda müzakere ettiler ve çöktü. Olmaz. (...) Ama müzakereler gizli sürerken, sokaktaki insanı da birlikte taşıyabilmeniz lazım. Kolay değil. Bu yola giren siyasi lider büyük siyasi acılar çekmeye hazır olmalı.”

Sanki Sayın Erdoğan için söylenmiş sözler bunlar.

Biz bize çözüme geri dönmek istiyorum.

Bu yöntem süreci korumaya almakla birlikte, temel şarttır ama yeterli değildir. İmralı zabıtlarının sızdırılması sürece en büyük saldırılardan birisiydi mesela. İhale BDP çaycısına kaldı ama, parti sorumluluğu dolaylı da olsa kabul etti. Çünkü Erdoğan “Açıklayın yoksa ben açıklarım” demişti.

Şimdi, birçok provokasyondan geçtikten sonra yeni bir süreçteyiz. Diyalektik olarak aşılan engeller aşı işlevi görüyor ve özgüven yükseliyor. Yaşanan en büyük provokasyon 6-7 Ekim olayları iken, bu dönemecin aşılması ile de en büyük kazanım sağlandı.

Yangını söndürmenin en etkili yolu o ortamı oksijensiz bırakmaktır.

6-7 Ekim bir güç gösterisi değildi; bir içsavaş başlatma girişimiydi. Ama halk bu savaş arzusunu oksijensiz bırakarak söndürdü. Savaş lobisine en büyük darbeyi indirdi. Çünkü Sayın Davutoğlu’nun da dediği gibi, toplumsallığı sağlanamamış bir girişimin başarılı olması mümkün değildir.

6 Ekim günü provokasyonun tutmayacağını ifade etmiştim. Tarafların birbirine güveni ise ancak adımların karşılıklı atılması ile anlamlı olurdu. Hükümet üzerine düşenleri epeyce yapmıştı; ancak Kandil’e adım atmadan güvenmek artık mümkün değildi.

Süreç şimdi daha gerçekçi bir düzleme oturdu. Bundan sonra Kandil ile yürümek için adımların gelmesi gerekecek. Hükümet stratejisini daha iyi kurgulayacak, tuzağa düşmeyecek. Şeffaflık artık bir risk değil, bir güvence olmuştur.

Kandil attığı adımlarla güven telkin etmezse, Çözüm Süreci üzerinden koca ülkeyi rehin alması mümkün olmayacak.

Kandil biz bize çözüme riayet ederse, hükümet süreçte boşluk bırakmazsa, bölgemizde Ortadoğu’ya da örnek olacak büyük bir devrim gerçekleşmiş sayılacak.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.