Yazarlar Ne zaman sorusunun yanıtı yok ama Neredenin var

‘Ne zaman’ sorusunun yanıtı yok ama ‘Nerede’nin var

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bir haftadır beşik gibi sallanıyoruz.

Akhisar, Ankara, İstanbul, Elazığ dün de Manisa Kırkağaç’tan deprem haberleri geldi.

İşin ilginç yanı, bu sarsıntılar ayrı ayrı kaynaklarda ortaya çıktığı için (Akhisar/Kırkağaç depremi ilişkili olabilir) birbirinden bağımsız depremler olarak nitelendiriliyor.

Neden acaba?

Televizyonlarda yaygın şekilde kullanılan bir deprem haritası var ya hani.

ODTÜ’den Prof. Dr. Ali Koçyiğit, o haritayı hazırlayan üç kişilik ekipte yer alan bir isim.

Alanında en iyi olan üç tane isim sayın derseniz, Koçyiğit’i o listenin başlarına rahatlıkla koyabilirsiniz.

Ali hoca, 1999 Gölcük depreminden sonra Kanal 7 ekibinin eşliğinde 130 kilometrelik fay hattını yürüyerek incelemiş, devamında “Fay hattında 72 saat” başlıklı bir belgesel ortaya çıkmıştı.

O yürüyüş sırasında 130 kilometrelik fay hattının bitiş noktası olan Düzce/Gölyaka’ya gelindiğinde Koçyiğit’e “Bundan sonraki deprem nerede olabilir” diye soruluyor.

O da, “Kaynaşlı” diye cevap veriyor.

12 Kasım 1999 gününün gündüzünde, Ankara Büyükesat’ta lise öğrencileriyle bir araya gelen Prof. Ali Koçyiğit, aynı soruya yeniden muhatap olunca, yine “Kaynaşlı” diye karşılık veriyor.

Aynı günün akşamında Hoca’nın işaret ettiği yerde 7,2 büyüklüğünde o bildiğimiz kötü sonuçları olan ikinci büyük deprem meydana geliyor.

Depremlerin ‘ne zaman’ olacağı konusunda ulaşılabilmiş bir teknoloji yok ne yazık ki.

Ancak, yapılan araştırmaların birikiminden yola çıkılarak ‘nerelerde’ olacağına dair tutarlılığı olan tahminler yürütülebiliyor.

‘Paleosismoloji’ diye yeni bir bilim dalı ortaya çıkmış.

Depremler olduktan sonra fay hatları üzerinde yapılan araştırmalar üzerinden bir ‘bilgi paketi’ sunan, yeni depremlerin ‘nerelerde’ olabileceğine dair bilimsel tahminler yapmaya imkan veren bir araştırma dalı.

Deprem nasıl bir geometri sunmuş, nerede sıkışma, nerede genişleme sağlamış?

Arazideki incelemeler, laboratuvardaki modellerle karşılaştırılarak bir takım verilere ulaşılıyor.

Sözünü ettiğim tahminler bu çalışmalar üzerinden yapılabiliyor.

Ali Koçyiğit’le, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde konuşurken, bundan sonraki depremler için risk unsuru artan iki bölgeye dikkat çekti.

*Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ile Gölbaşı ilçeleri arasındaki fay hattı.

*Elazığ Gezin ile Palu arasındaki fay hattı.

Bir de Türkiye’nin ‘baş belası’ olarak nitelendirilen Kuzey Anadolu Fay Hattı var. Muş’un Varto ilçesinden başlayan, Erzincan üzerinden geçip, Çankırı’nın kuzeyinden ilerleyerek, Gerede’den Bolu’ya gelen, orada kollara ayrılıp bir kolu İzmit üzerinden Kuzey Marmara’ya ulaşan, Saroz körfezi üzerinden Atina’ya, oradan da Adriyatik’e kadar giden, büyük bölümü Türkiye sınırları içinde kalan fay hattı.

DOĞUDAN BATIYA DOĞRU İLERLEYEN BÜYÜK DEPREMLER

1939 kışında Erzincan’ı yerle bir eden 7,9 büyüklüğündeki depremden sonra, Tokat/Niksar’a kadar olan 360 kilometrelik fay hattındaki enerji boşalmıştı.

İlerleyen yıllarda büyük ölçekli depremler batıya doğru aynı fay hattı üzerinden devam etti.

1944’te Gerede’de, devamında 1967’de Sakarya Akyazı’da, 1999’da Gölcük ve Kaynaşlı’da büyük sarsıntılar yaşanmış, bu sarsıntılar ağır yaralar bırakmıştı.

Prof. Koçyiğit, harita üzerinden bu depremleri doğudan batıya doğru arka arkaya sıralarken, sözün nereye varacağını fark ettiğim için içimden “Eyvah” dedim.

Aşağı yukarı bütün deprem uzmanlarının üzerinde ittifak ettiği, 30-40 yıl içerisinde olma ihtimali yüzde 65 olarak değerlendirilen, 7 ve üzerinde olacağı söylenen İstanbul depremi…

Koçyiğit, bu depremlerle birlikte fay hattındaki enerji birikiminin Marmara’ya dayandığını dile getiriyor.

SADECE İNŞAAT KALİTESİ DEĞİL ZEMİN ETÜDÜ DE ÖNEMLİ

Kuzey Marmara Fay Hattı denildiği zaman, İstanbul Bakırköy kıyılarının 6 kilometre açığından geçen, Silivri’ye doğru kıyıya olan mesafesi biraz daha artan fay hattı tarif edilmiş oluyor.

1999 Gölcük depreminden sonra çıkartılan yönetmeliğe uygun şekilde inşa edilen binaların son depremlerde başarılı bir sınav verdiği görüldü.

Van depremi sonrası aynı şey söylenmişti, şimdi Elazığ için benzeri değerlendirmeler yapılıyor.

İstanbul’da da, son 20 yıl içerisinde inşa edilen binaların daha güvenilir olduğu düşünülebilir.

Ancak, İstanbul’un konut olarak kullanılan bina stoku, 90 öncesine, hatta 80 öncesine kadar gidiyor.

İstanbul sahil yolunun kenarında sahile paralel şekilde uzanan 30, 40 yaşın üzerindeki binaların halini düşünüyorum da…

Allah korusun!

7’nin üzerindeki deprem senaryoları göz önüne getirildiğinde sadece kıyı şeridi değil, iç kısımlara doğru da eski yapılaşmaların yoğun olduğu ilçeler için ciddi bir tehlike var.

O nedenle, amacına uygun, inşaat standartları yanında zemin etüdü sağlıklı şekilde yapılmış alanlara dönük ‘kentsel dönüşüm’ projelerine hız verilmesi bugün itibarıyla çok daha önemli hale gelmiş durumda.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.