
At yarışlarından hiç anlamam. Anlamak da istemem. Bu işin tutkunları, "spor" olduğunu söylüyor. Evet, koşan at için spor gerçekten. Üzerindeki binici için de öyle. Ama bahis oynayanlar için sadece kumar. İtiraz edip bahisçiler için de spor olduğunda ısrarcı tutum sergileyenlere rastladım. Ganyan kuponuna tükenmez kalemle birkaç çizgi koymanın neresi spor diye düşülürse, herhalde kalemi tutan parmaklar için bir faydası vardır diyenler çıkabilir. Belki kireçlenmeyi önlüyordur. Her neyse.
Ne diyorlardı o at yarışlarındaki binicilere, jokey mi? İşte onlardan birisi çok ünlüymüş. Girdiği her koşuyu kazanıyormuş. (Fakat bir şehirdeki yarışlara hiç katılmıyormuş, çünkü orada yarışları "mafya" yönetiyormuş. Başka şehirlerdeki yarışları kim yönetiyormuş, orasını öğrenemedim.) Adamın ünü o kadar ilerlemiş ki, bunları bana anlatan ak saçlı delikanlı, sararmış parmakları arasındaki sigarasından peşpeşe birkaç nefes çektikten sonra, bir sır verir gibi sesini azaltarak şöyle dedi:
- Adam atla konuşuyor arkadaş!..
- Yok yahu, sahi mi?
- He valla! Ben de gördüm birkaç defa. Eğiliyor atın kulağına, birşeyler fısıldıyor koşarken. Ne dediğini kimse bilmiyor. Ööle enteresan bir adam! Resmen atla konuşuyor.
İhtiyar delikanlının hayallerini yıkmak istemedim.
"O şekilde herkes konuşabilir. Eğilip atın kulağına birşey söylemek konuşmak sayılmaz, eğer at da dönüp adamın kulağına birşeyler fısıldarsa, o zaman konuşmaktır" demedim.
Adı "NUH" ya abimizin, kendi çapında bir tufan yaratacağını düşündü zahir!
Sahipsiz sandı Kavakçı''yı.
Milletin ve vekillerinin sessiz kalacağını düşündü belki.
Meclis''te bile kanuna aykırı bir muamele gördüğünü hatırlayarak ve bundan önemli ölçüde bir cesaret alarak, kendisinin de geceyarısı baskınıyla defterini düreceğini düşündü.
Bir ahbabının evine gece oturmasına gider gibi gitti ama kabul edilmedi. "Bir saat sonra tekrar gelip kapıyı kırarak gireceğini" söylemesi de işe yaramadı.
Savurduğu tehditler, savrula savrula uçtu Ankara sokaklarında. Doğrusu Nuh Bey, iyi tehdit savuruyordu ama, nereye varacağını hiç düşünmüyordu.
Öyle bir tepki gördü ki şaşırdı kaldı. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, bütün siyasiler yaptığının yanlış olduğunu yüksek sesle ve sert biçimde söyleyince, tokat yemiş gibi oldu.
Kendisini kanunların üstünde görmenin, haddini bilmemenin cezası işte.
- Hocam, Bay savcı gelip kapıya dayandığında,FP milletvekilleri bir şarkı söylemiş.
- Hangi şarkıyı Çekirge?
- Barış''ın şarkısı Hocam. "Dediler ne ararsın, kızı almak mı istersin, sana bir çift sözümüz var, hele buysa niyetin... İşte hendek, işte deve..."
- Eee, ne demek istersin?
- Buradaki hendek, Anıttepe''deki evin önünde olduğuna göre, ''deve'' kimdi dersiniz? Yani milletvekilleri bay savcıya ''deve'' mi dedi Hocam?
- Yok canım!.. Olur mu!..
Adı Nuh, ikinci adı Mete, soyadı Yüksel...
Kısaca Nuh Mete Yüksel.
DGM Savcısı.
Adının büyüsüne kaptırmış kendini, gidiyor. Ama yeterince yükselmediğinin farkında değil. Şu yaptıklarının hesabını vermeyecek bir konumda olmak için, daha çok yükselmen lazım beyefendi. Sen en iyisi, biraz daha yüksel.
Darbe marbe yap mesela, kanunların üstüne çık. Hukuku avucuna alacak kadar, hatta ayaklarının altına alacak kadar yüksel!.. O zaman istediğinin evine gece-gündüz demeden baskın yapabilir, gözüne kestirdiğinden hesap sorabilirsin! Okey?
Yoksa böyle, yediğin tokatlarla şamar oğlanına dönmen işten bile değil!
O çok güvendiğin basın da arkanda durma cesaretini gösteremez ve anında satar, gördüğün gibi. Bizden söylemesi.
Japonya''dan prefabrik ev getiren gemilere bizim çocuklar toplanmış tezahürat yapıyor:
- Türkiye sizinle gurur duyuyor!..
Sevgili Japonlar, ne dendiğini bilmedikleri için gülümsüyorlar.
O sözün olur-olmaz yerde kullanılmasının bir sonucu işte. Türkiye o Japonlar''la niye gurur duysun kardeşim? Onlarla Japonya gurur duyabilir, bizse minnet duyarız, şükran duyarız ancak.
İlle de gurur duymakla ilgili bir söz bağrılacaksa, şöyle bağırmak mümkündü:
- Ja pon ya si zin le gu rur du yu yor mu?
- Ja pon ya si zin le...
İhsan Deniz''in geçen günkü yazısını nefes nefese okudum. "Hece''nin ''Mustafa Kutlu'' dosyası" başlıklı yazı, Kutlu''nun hikayeciliğiyle ilgili bilgilerle başlayıp "Tebrikler Hece" diye bitince, "Oh" dedim.
Başlığı gördüğümde, "Acaba hangisine çatacak?" düşüncesine kapılmıştım. Demek ki bazen korktuğu başına gelmeyebiliyormuş insanın.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.