
Kabul etmek gerekir ki, ekonomi yönetimi büyük ölçüde beklentileri yönetmek artık.
Bir ülkenin ekonomisinin ya da bir piyasanın veya bir şirketin gidişatını değerlendirirken dikkate aldığımız yığınlarca parametre, mekanizma ve matematiksel model olur: Bilançolar ve bütçeler, kaynak yapıları ve etkinliği, nakit akımları, değerleme modelleri, politikalarla sonuçlar arasındaki aktarım mekanizmaları, yatırım etkinliği, tasarruf – tüketim eğilimleri, büyüme tahminleri, açıklar, pozisyonlar, riskler, bölüşüm tercihleri, istatistikî veriler…
Tüm bunlar gerek uygulamacıların, gerekse analistlerin hâlâ en değerli araçları. Ve bunlar özellikle iktisadi dengenin piyasa etkinliğine bağlı olduğu zamanlarda (yani işlerin normal gittiği dönemlerde) oldukça işe yarayan araçlar. Bu araçların çoğu orta – uzun vadeli tahlillerde daha sağlıklı sonuçlar verir. Bu gereçler kullanılarak hazırlanan ve uygulanan politikaların önemli bir kısmının sonuçları da orta ve uzun vadede ortaya çıkar.
Ancak kısa vadede bir etki sağlamanız gerektiğinde, özellikle de dengenin değil, bilakis anormalliğin, krizin ve dengesizliğin de facto durum olduğu zamanlarda, toplumsal psikolojiyi anlamak ve yönetmek çok daha ön plana çıkıyor. Ve sadece makro ekonomide değil, insan unsurunun devreye girdiği her yapıda bu böyle.
Bir savaşta neticeyi değiştiren şey sadece maddi güç, stratejik üstünlük veya taktiksel beceri değil, ama aynı zamanda komutanın liderliği, moral ve motivasyondur. Çanakkale şehitlerini andığımız bugün (bu yazıyı yazdığım gün) bunu çok daha iyi anlayabiliyoruz. Bir futbol oyunu için de geçerli bu durum; dönüşüm geçiren bir şirket, krizdeki bir ekonomi için de.
Hâlihazırda dünyanın içinde bulunduğu ve ülkemizin de oldukça etkilendiği küresel kriz koşullarında, alışageldiğimiz model, mekanizma ve politika araçları eskiden olduğu kadar işe yaramıyor. Bunu hem dünyada, hem de ülkemizde net bir şekilde gördük.
Şu zamanlar kitle psikolojisinin zirveye tırmandığı, paniğin, coşkunun hızla yayıldığı, beklentilerin çok kısa zaman dilimlerinde iyileştiği veya karamsarlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönemler ciddi enerji birikimlerine sebep olur ve toplumu kritik eşiklerde dolaştırır. Bu eşiklerde artı veya eksi yönde ters bir gelişme, muazzam bir potansiyeli harekete geçirebilir. İrrasyonel ve akıl dışı bulmuyorum bu durumu. Bilakis kitlesel bir gidişat söz konusu olduğunda en akılcı ve risksiz bireysel tercih kitleyi takip etmek olabilir.
Ama işte tam da böyle ortamlarda, uygun bir zamanda yapılan yerinde bir hareket, tüm kitleyi belli bir yöne sevk edebilir. Mart 1995''teki Gazi olaylarını hatırlayın. 77''nin kanlı 1 Mayıs''ını. Bunlar gergin bir birikimin basit, ama bilinçli bir müdahale ile kaosa yönlendirilmesinin örnekleri. Tam tersi yönde gelişmeleri tetikleyecek müdahaleler de mümkün. Bir önceki FED Başkanı Alan Greenspan, örneğin, bu işin duayeniydi. Piyasalarda beklentilerin ve pozisyonların en kritik noktalarında başka bir zaman sıradan gibi algılanacak bir cümleyle veya çok küçük bir politika adımıyla piyasaların yönünü değiştirebiliyordu. ABD ekonomisinin 1998''de Rusya krizi, ardından 11 Eylül, ardından Dot.com krizi sonrası toparlanmasında, onun uygun zamanda attığı yerinde adımların ciddi bir paya sahip olduğu kabul edilir.
Açıkçası, bizim hükümetin de şu son ÖTV salvosunu böyle yorumlamak gerekiyor. Bilinçli bir tercih miydi, yoksa artık bıçak kemiğe dayandı diye mi atıldı bu adım bilemiyorum. Ama zamanlama, ancak bu kadar denk gelebilirdi. Tarihi yeniden yazma imkânımız yok. Ancak ben dâhil çoğu insan, bu adımın bundan 4 ay önce atılmış olması halinde, belki otomotiv sektörü bu kadar ciddi bir darbe görmemiş, ekonomi genelinde moraller bu kadar bozulmamış olacağına inanıyor.
Öte yandan dört ay öncesinde küresel şartların çok daha kötümser olduğu ve o tarihten bu yana bir dip daha yaşamış olduğumuz göz önüne alındığında, o zaman beklemiş (adım atmamış/atamamış) olmak, beklentileri büyüttü ve muhtemelen dört ay önce pek de işe yaramayacak olan bir politika, bugün (küresel gelişmelerin de desteğiyle) muazzam bir moral oldu.
Tabiatıyla, henüz bu adımın nihai sonuçlarını göremiyoruz. Belki Türkiye''nin krizden çıkışına vesile olacak, belki de orta vadede bir etkisi kalmayacak. Ama zamanlamaya dair güzel bir örnek teşkil etmesi açısından bence derinlikli bir analizi hak ediyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.