Yazarlar Mutluluk elle tutulabilir mi?

Mutluluk elle tutulabilir mi?

Rasim Özdenören
Rasim Özdenören Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Vaktiyle yayınlanan bir ankette, mutlulukla zenginlik arasında ters orantılı bir ilişki kuruluyordu.

Buna göre göre bazı zengin ülkeler mutluluk sıralamasında alt katlarda yer alırken, bazı yoksul ülkeler üst sıralara sıçramış görünüyordu. Listenin en tepesinde Venezüella, ikinci sırada Nijerya yer alırken (ikisi de yoksul sayılan ülke), ABD’de yaşayanlar daha az mutlu görünüyor.

Gerçekten mutlulukla zenginlik arasında ters orantı var mı? İnsanlar zenginleştikçe mutlulukları azalıyor mu?

Mutluluğun ne olduğuna dair bir belirlemede bulunmadan bu tür ilişkiler kurmak doğru sonuç vermez. Zenginlerin zorunlu ihtiyaçlarını giderme gibisinden bir derdi yoktur: zengin demek, bir bakıma, zorunlu ihtiyacını karşılamış olan demektir. Oysa yoksul için, sırf karnını doyurmuş olmak bile mutluluk sebebi sayılabilir. Zengin biri için ev sahibi, otomobil sahibi olmak onun ulaşılabilirlik alanı içinde bulunur. Oysa yoksul için otomobil sahibi olmak, onu mutlu kılabilir.

Kaldı ki, şimdi kullandığımız kıstaslar “modern zamanların” bize dayattıkları arasında yer alıyor. Zenginliğin ölçütü olarak belli bir gelir düzeyi (milli gelirden fert başına düşen meblağ) esas alınıyor. Böyle bir ölçüt nesnel gibi görünmekle birlikte, son tahlilde, nesnel denilen bu ölçüt de, mevcut verilere nispet edilerek elde edilmiş olduğundan, onun nesnelliği de kuşku götürür. Öyleyse en sonunda, mutluluk diye belirlenen olgu, kişinin kendini mutlu saymasıyla kaimdir diyebiliriz: kişinin kendini mutlu saymasını mutluluk için yeterli görebiliriz.

Böylece maddi ve manevî yönden kısıtlı bulananların, daha az şeyle mutlu olabileceği; oysa maddi (mal mülkçe) ve manevî (entelektüel) yönden varsıl olanların mutlu olabilmek için daha fazla şeye ihtiyaç duyacağı fark edilebilir. Fakat burada bile, dikkat edilirse, ölçütümüz maddi bir esasa dayandırılıyor.

Oysa dünya görüşünün de, insanların mutluluğunda pay sahibi olabileceğini farz etmemiz mümkündür. Örneğin İslâm’da kanaat diye adlandırılan ve genelde insanın elinde bulundurduğu ile yetinmesini öngören telâkki tarzı, başka her türlü zenginlikle ölçülemeyecek oranda bir zenginlik duygusu bahşeder.

Olaya böyle batığımızda, mutluluğun “sahiplenme” olgusuna dayandırılarak açıklanması yalnızca yetersiz kalmıyor, aynı zamanda sahte mutluluklarla avunmaya bile götürüyor. Sahiplenme olayının nihayetine erişilemeyeceğinden, sahiplenmenin her aşaması sahte avuntularla oyalanmaya bile sevk edebilir. Bu noktada, kişi kendini mutlu sayıyorsa mutludur demenin imkânı da ortadan kalkar. Çünkü burada, mutluluk maddi esasa istinat ettirildiğinden, o isnadın oturtulacağı zeminin mevcudiyeti ortadan kalkmış oluyor. Kişi çünkü bir sonraki aşamaya nispetle daima daha az zengin durumda bulunur.

Böylece, sanıyorum zenginliğin (ki bu bağlamda zenginlik manevî sferde yer alıyor) ve ona bağlı olarak da mutluluğun, kanaate dayandırılabileceği sonucuna ulaşmak mümkün görünüyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.