
Kemal Karpat, Osmanlının teokratik devlet olmadığı sadedinde, Neşe Düzel ile yaptığı söyleşide aynen şunu söylüyor:
“Mesela... İkinci Mahmut reformlara başladığında, ''Benim yaptıklarımı meşru göstermek için bana hadisler bulun'' diye emir verdi. 35 kadar âyet bulup getirdiler…”
Analaşılan o ki, padişah hadis istiyor, ulemâ da, 35 adet ayet bulup getiriyor.
Gerçekten tuhaf!..
Yahu, 35 ayetle sabit bir mevzuda ''reforma'' icazet aramak şöyle dursun, (o zamana kadar hâlâ) bu ''reformu'' yapmayan padişah mücrim olur.
Hadi tersi olsa anlaşılırdı:
Padişah ayet istemiş, şeyhülislam ekibiyle mevzua gömülmüş; lakin, ayet bulamayınca, ''Kütüb-i sitte''den 35 hadis bulmuş getirmiş.
Veya, padişah yaptıklarını onaylatabileceği ''hadisler'' istemiş, hadis bulunamayınca, ''İcmâ-i ümmet'' hükmü kendisine beyan edilmiş.
Ya da, padişah, “Bi iş çevireceğim, tez ümmetin icmâsını bulun getirin” diye buyurmuş, şeyhülislam da, “Valla hünkarım, çok araştırdık, elde avuçta ''İcmâ-i ümmet'' yok!” demiş, “Ama mebzul miktarda ''Kıyâs-ı fukahâ'' var, uyar mı?..”
Gelgelelim, saygıdeğer hocamız Kemal Karpat, vaziyeti böyle dillendirmiyor.
Onun anlatımı, “Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz” atasözünün sınırlarını bile zorluyor. Padişah, ''hadisler'' bulun, diyor, ''35 kadar ayet'' zat-ı şahanelerine arz ediliyor.
''Hadisler'' kelimesi, ''deliller'' anlamına gelseydi, belki mesele yoktu.
Ne ki, lügat, bu kelimeye, “haber”, “yeni” veya “peygamberimizin sözleri, fiilleri ve takriri” anlamlarının ötesinde geçit vermiyor.
Wisconsin üniversitesinde profesörlük yapan, bilgisi, birikimi, tarihe yaklaşımı ile hayranlık uyandıran “The Politicization of Islam” yazarı Kemal Karpat, ayetle hadisin farkını bilmez olur mu; elbette bilir; bilmesi gerekir...
O halde neden, “sürç–i lisan eyledi” deyip geçmek yerine, gevezelik ediyoruz?
Şundan:
Bir kere, Türk aydınının dini ıstılahlârdaki cehaleti fecaat boyutunda olduğu için insan ister istemez pimpirikleşiyor.
Ayrıca, mezkur yanlışı, Neşe Düzel''in tashih etmemesini hadi anladık diyelim; Karpat''ın açıklamalarını yere göğe sığdıramayan Emre Aköz biraderimize ne oluyor?
Neden bir kelimecikle de olsa bu ''maddi hataya'' değinmiyor?
Halbuki, daha geçenlerde, ayetle hadisi ayırt edemeyecek kadar şaşkaloz malum aydınların din konusundaki cehaletini bi güzel diline dolamıştı.
Şimdi, Ulu Bilge Özdemir İnce, hata yapınca ''cehalet'' diyecek, aynı hata Kemal H. Karpat''ta tezahür edince susacak mıyız? E''ee, nerde kaldı adalet?
En önemlisi de, söz konusu hata, Karpat''ın açıklamalarının değerine elbette zeval vermiyor ama, Osmanlının teokratik devlet olmadığını savlamak için, ulemâyı veya şeyhülislamı nerdeyse “Belam” derecesine düşürüyor.
“Padişahım çok yaşa!..”
“Siz benden çok yaşayacaksınız ulan, aferin. Nerden buldunuz bu kadar ayeti keratalar…”
Ne yani, İkinci Mahmut, “O hadisler bulunacak, yoksa kellenizi ururum” mu demeye getiriyor koskoca şeyhülislama?
O kadar da değil Hocam; etme, eyleme!..
Bütün zamanların en büyük despotu Hitler bile, Kudüs Müftüsü''ne öyle davranmamış.
Hitler, İngilizlerin Filistin''e 1917 yılından itibaren Yahudi yerleştirme politikalarına direnen ve bütün bir hayatını hapishanelerde, sürgünlerde geçiren Kudüs Müftüsü Emin el-Hüseyni''yi Berlin''de bulunduğu sıralar makamına çağırır ve şöyle der:
“Müftü Efendi harp devam ediyor. Çok gencimiz öldü, daha da ölecek… Korkuyorum ki, harpten sonra birçok kızımız, kadınımız kocasız kalacak. (…) Bunun için kiliseye birkaç kere müracaat ettim. Kiliseye laf anlatmak zor. (…) Lütfen, İslam dininde, birden fazla kadınla evlenmenin şartları nedir, hangi hâller, zaruret hâli sayılıyor? Nasıl tatbik ediliyor? Bunları bana geniş bir şekilde yazıp anlatmanızı rica ediyorum…” (Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar - 2. cilt, sayfa 347. Kaynak yayınları)
Demek ki; Hitler, bu konuda, “Kiliseye laf anlatmak zor” demiş, ama, milyonlarca masum yahudiyi gaz odalarında katlederken Kilise''ye laf anlatmak gereği duymamış.
Ya da Kilise, bu konuda gösterdiği direnci ''Holokost''a göstermemiş. Neyse…
İslam dininin malum konudaki cevazını, Hitler''in niçin merak ettiğini başka bir yazıya bırakalım da konumuzdan sapmamak için, şu kadarcıkla bugünkü yolculuğumuzu nihayete erdirelim:
Ne İkinci Mahmut, Kiliseye, “Bana İncil''den deliller bulun!” diyemeyen Hitler kadar despottu, ne de Osmanlı ulemâsı, “Holokost”a ''gıkını'' çıkarmayan Kilise kadar dalkavuktu...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.