İran, Bosna’ya yardım etti mi?

04:0026/03/2026, Perşembe
G: 26/03/2026, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

1992’de Bosna’da büyük bir soykırım başladığında en azından biz yeni bir döneme adım attığımızı anlayabiliyorduk. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan düzen, temelinden yıkılmaktaydı. Birikmiş ya da dondurulmuş sorunlarımız, kapımıza dayanmıştı. 1930’ların sonlarından itibaren kişisel olarak Filistin mücadelesini ve Cezayir bağımsızlık savaşını destekleyenler olsa da devlet düzeyinde İngiltere ve Fransa’nın kurduğu düzenin dışına çıkmak istemediğimiz çok aşikârdı. Bu iki devlet güçten düşmüş

1992’de Bosna’da büyük bir soykırım başladığında en azından biz yeni bir döneme adım attığımızı anlayabiliyorduk. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan düzen, temelinden yıkılmaktaydı. Birikmiş ya da dondurulmuş sorunlarımız, kapımıza dayanmıştı. 1930’ların sonlarından itibaren kişisel olarak Filistin mücadelesini ve Cezayir bağımsızlık savaşını destekleyenler olsa da devlet düzeyinde İngiltere ve Fransa’nın kurduğu düzenin dışına çıkmak istemediğimiz çok aşikârdı. Bu iki devlet güçten düşmüş olsa da ABD, Anglosakson hegemonyasını devralmıştı. Bu sebeple Bosna savaşına mütereddit adımlarla dâhil oluyorduk.

Resmî tereddütten bağımsız olarak hatta biraz da ona rağmen Bosna savaşı başladıktan sonra ciddi bir hareketlenme görülmekteydi. Benim köyümde dahi camiler yardımlaşmak isteyenler için birleşme noktası hâline gelmişti. Bu dönemde farklı siyasi kanallarda faaliyet yürüten çok kimse Bosna için harekete geçmek gerektiğine inanıyordu. Ne yazık ki bu güçlü duruş 1992’nin hemen başlarında sergilenemedi. İfade etmeye çalıştığım gibi resmî tereddüt bariz bir şekilde görülüyordu. Daha da vahim olanı ise derin yapılar Bosna’da savaşla birlikte gün yüzüne çıkan uyanışa soğuk bakıyor, yer yer de düşmanlık gösteriyordu. O günlerde Pakistan tarafından Bosna’ya gönderilen bir geminin, içerideki derin yapılar tarafından uluslararası sistemin bekçilerine ihbar edildiği konuşulmuştu. Fakat yine de “İslamcılar”, Bosna konusunda öncülük etmek için ortaya atılmada tereddüt göstermedi. Bunu “siyasal İslamcılar” olarak da okuyabiliriz. Bosna’dan sorumlu olduğumuza dair bir duyguya kapılmaktan kendimi alamadım.

Savaşın başladığı ilk günlerden itibaren coğrafyanın genelini ilgilendiren bir hadise ile karşı karşıya olduğumuzu görebiliyorduk. Birinci Körfez Savaşı 1991’de başlamıştı. Aynı yılın sonuna doğru Cezayir’de İslami Selamet Cephesi’ne yönelik operasyonlar başlatılmıştı. Azerbaycan da zor günler geçiriyordu. Bosna’ya gitmek gerekiyordu. 1992’nin ortalarına doğru bir arkadaşımla Bosna’ya doğru yola çıktık. Amacımız, olan biteni Türkiye’ye aktarmaktı. O zaman İmza dergisinde yazılarım yayımlanmaktaydı. Değerli dostum Ali Gümüş ile konuştuk ve Balkanlarda olup bitenleri İmza dergisi aracılığı ile kamuoyuna duyurmak gerektiğine karar verdik. Bizim rahmetli Bahattin Ağabey de bu konuşmaya şahit oldu. Bosna’ya gitme fikrini ona İzmir’deyken açmıştım. Akif Emre de Makedonya ve Bosna’da görüşebileceğim isimler konusunda yardımcı oldu. İkisi de rahmetli oldu. Ne büyük bir boşluk!

Resmi tereddüt, derin soğukluk ve sorumluluk üstlenme arasındaki uçurumun bugünden geriye doğru kavranabileceğini zannetmiyorum. Söylemeye dilim varmıyor ama böyle bir ortamda sorumluluk üstlenmenin kariyer planlarıyla açıklanması mümkün değildi. Fakat yine de içinde bulunduğumuz anın Türkiye’de büyük bir değişime tekabül ettiğini hissediyordum. Türkiye’de karanlık bir dönemin kapıları da bu dönemde aralandı. Yıllar sonra hislerimde yanılmadığım ortaya çıktı. Coğrafyaya sahip çıkma bilinci o dönemde kitleselleşmişti ve artık geriye dönülmeyecekti.

1992’nin Temmuzunda Travnik’te Bosna ordusunun ve Muslimanske Snage’nin silah bakımından çok ciddi eksikliklere rağmen kahramanca savaştığı konuşuluyordu. Bir silahı üç kişinin paylaştığını dahi duyduk. Bunun sebepleri üzerinde ayrıca durmak gerekir fakat o gün durum böyleydi. Yine Türkiye’den rahmetli Necmeddin Erbakan’ın da sürece aktif bir şekilde dâhil olduğu söyleniyordu. Parti teşkilatlarının Avrupa kolları Bosna’ya yardım göndermekteydi. Onların gönderdiği ambulansları gözlerimle gördüm. Ağustos sonlarına doğru Muslimanske Snage’nin Travnik’teki merkezinde büyük sayılabilecek bir odada yepyeni silahlar görünce çok şaşırdım. On beş gün önce böyle bir şey yoktu. İran’dan geldiğini söylediler. Umumi havanın değişmekte olduğu anlaşılıyordu.

Türkiye’ye döndüğümüzde gördüklerimizi aktarmaya çalıştık. Zamanla İslam coğrafyasının tamamında Bosna’ya karşı büyük bir ilgi uyandı. Malezya ve Endonezya gibi coğrafyamızın diğer ucunda bulunan ülkeler dahi yardım kampanyalarına katıldı. Hiç unutmadım, Boşnak bir arkadaşımızla Cezayir’de yaşananları konuşmuştuk. İnanılmaz bir birlik ruhu oluşmuştu. Hâlâ aynı birliğin yeniden tesis edilebileceğine inanıyorum. Bunu fikri ve içtimai birlik olarak tarif edebiliriz. Türkistan bozkırlarına kadar bu geniş coğrafyayı birbirine bağlayan unsurlar, zannedilenden çok daha fazladır.

Aliya İzzetbegoviç gibi fikir insanları bir iki sözün içine sıkıştırılamaz. Onların mirasını gelip geçici gündemlerde harcamak doğru değildir.


#Bosna
#soykırım
#İran