Filozoflar mûsikî hakkında ne demiş (2)

04:0015/02/2015, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Yalçın Çetinkaya

Geçtiğimiz hafta hakîmlerin (filozofların) mûsikî hakkındaki görüşlerine bu hafta da devam edelim.Bir diğer filozof ise “İşitme ve görme, beş duyunun en değerli ve en şerefli iki üyesidir. Bârî Teâlâ bunları hayvanlara vermiştir. Ancak ben görmeyi daha değerli buluyorum. Çünkü görme, gündüz gibidir, işitme ise gece gibi” deyince, orada bulunan bir başka filozof; “Hayır” dedi, “İşitme, görmeden daha değerlidir. Çünkü görme, duyumsadığını arar ve onları idrak edinceye kadar peşlerinden bir köle gibi

Geçtiğimiz hafta hakîmlerin (filozofların) mûsikî hakkındaki görüşlerine bu hafta da devam edelim.

Bir diğer filozof ise “İşitme ve görme, beş duyunun en değerli ve en şerefli iki üyesidir. Bârî Teâlâ bunları hayvanlara vermiştir. Ancak ben görmeyi daha değerli buluyorum. Çünkü görme, gündüz gibidir, işitme ise gece gibi” deyince, orada bulunan bir başka filozof; “Hayır” dedi, “İşitme, görmeden daha değerlidir. Çünkü görme, duyumsadığını arar ve onları idrak edinceye kadar peşlerinden bir köle gibi koşar. İşitmede ise böyle değildir. İşitmenin duyumsadığı şeyler kendisine gelir. Bir kral gibi kendisine hizmet edilir.”

Bir başka filozof “Görme, duyumsadığı şeyleri ancak doğru çizgiler üzerinde idrâk eder. İşitme ise daire düzleminden algılar” diye konuştu. Bir diğeri ise “Görmenin duyumsadığı çoğu şeyler cismânîdir. İşitmenin ise bütün duyumsadığı şeyler rûhânîdir” dedi. Konuşmaya katılan bir başka filozof ise şunları söyledi: “Nefs, işitme tarîkiyle kendisinden zaman ve mekânca gâib olanın haberine kavuşur. Ama görme yoluyla ancak o vakit hazır olana kavuşabilir.” Bir diğer konuşmacının görüşleri şu doğrultudaydı: “İşitme, görmeden daha seçicidir. Çünkü sağlam bir zevkle vezinli sözü, münâsip nağmeleri doğru ve yanlış olan arasındaki farkı, perdelerden çıkışları ve şarkının oturuşunu bilir, anlar. Görme ise, algıladığı şeylerde çok hata yapar. Bâzen büyüğü küçük, küçüğü büyük, yakını uzak, uzağı yakın, hareketliyi durgun, durgunu hareketli, doğruyu eğri, eğriyi doğru görür.” Bir başka filozof şu görüşleri savundu: “Nefsin cevheri te’lifi sayılara uyumlu ve müzisyenin de nağmeleri vezinli, nakaratı arasındaki hareket ve duraklar düzenli olursa, tabiatlar ondan lezzet alır, ruhlar onunla ferahlanır, nefsler ondan mutluluk duyar. Bu onun uyumlu, düzenli ve ritmli olmasından kaynaklanır. Bu hüküm, yüz güzelliği, tabiî zînetler hakkında da böyledir. Çünkü tabii varlıkların güzellikleri, yapısının uyumluluğu ve parçalarının güzel te’lif edilmiş olmasıyla (belli) olur.” Bir diğerinin konuşması şöyle idi: “Cüz’i nefsin gözü güzelliğe doğru, uyumluluğundan dolayı takılır. Çünkü bu âlemin güzellikleri küllî-felekî nefsin eserlerindendir.” Bir diğeri “Müzisyenin telinden çıkan nakaratın vezni, arasındaki uyum ve nağmelerinin lezzeti, cüz’î nefslere feleklerin ve yıldızların hareketlerinin uyumlu, düzenli ve hoş nağmeler çıkardığını haber verir” diye konuştu.

Konuşma heyecanlı bir şekilde devam ediyordu. Bu sırada filozoflardan biri konuşmaya katılarak, görüşlerini şöyle açıkladı: “Cüz’î nefslerdeki duyumsama merkezi, güzellikleri tasavvur ettiği zaman, bu, küllî nefs ile uyum ve aynı düzene girmek, onu arzu etmek ve ona kavuşma isteğine dönüşür. Ceset, kalıbından ayrıldığı zaman da Melekût’a yükselir ve Mele-i A’lâ’ya ulaşır. İşte o zaman bekâya erer, fenâdan emin olur ve hayatın lezzetinin safâ olduğunu görür.” Filozofun bu açıklamalarından sonra, Mele-i A’lâ’nın ne demek olduğunu merak eden bir dinleyici, “Mele-i A’lâ nedir?” diye sordu. Filozof bu soruya “Mele-i A’lâ, gök ehli ve feleklerin sakinleridir” cevabını verince, ilk soruyu soran yine “Onların işitmesi ve görmesi var mıdır?” diye bir soru daha sordu. Filozof bu soruya: “Eğer felekler âleminde ve göklerin genişliğinde, bu muntazam hareketleri gören, bu fazîletli şahıslara bakan ve bu âhenkli, leziz nağmeleri dinleyen kimse olmasaydı, o zaman ‘hikmet’ bâtıl bir iş yapmış olacaktı. Hukemâ arasında çok önceleri, tabiatın fayda taşımayan boş birşey yapmadığı konusunda ittifak etmişler” diye cevap verdi.

Filozoflar arasındaki tartışma, sürüp gitti. Gök ehli ve feleklerin sâkinleri hakkında biraz daha konuşuldu. Gök ehli ve feleklerin sâkinlerinin, buradakilerden daha şerefli ve değerli olduğu, aksi takdirde filozofların ruhlar âlemine dönüşü ve Enbiyâ’nın cennet nimetlerini teşvik ve terğîb etmelerinin batıl olacağından söz edildi.
#filozof
#musiki
#sanat