Yazarlar Çin geliyor ama yok olmaya geliyor

Çin geliyor ama yok olmaya geliyor…

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

Zihnimiz çağdaş hurafeler çöplüğü…

Hâdiselere bırakın derinlemesine bakabilmeyi, enlemesine ve boylamasına uzun soluklu, kalıcı, köklü okumalara yapabilmeyi, doğru bakmayı, eli ayağı tutar okumalar yapabilmeyi bile beceremiyoruz.

MEDENİYET PERSPEKTİFİ OLMADAN ASLÂ!

Gazetecileri geçtim, ülkenin entelektüelleri ve akademisyenleri bile küresel hâdiseleri derinlikli bir perspektifle okuma becerilerinden yoksunlar!

Niçin?

Köklü, muhkem bir medeniyet perspektifleri olmadığı ve dünyaya güçlü bir tarih felsefesiyle bakamadıkları için.

Sözgelişi, ülkenin nerdeyse bütün dış politika uzmanları, akademisyenleri Çin’i, “Çin’in gelişi”ni yanlış okuyorlar!

Çin’in Amerikan hegemonyasını kıracağını düşünüyor, en iyi okumalar!

Amerikan hegemonyasının spesifik olarak kapitalist, genelde ise Batılı kodlar, zihin setleri, hegemonya kurma biçimleri üzerinden kırıldığını söylemek, sığlıktır, entelektüel / akademik sefalettir oysa!

En iyimser hâliyle, böyle manzara, maalesef!

FONLANAN TİPLER: ENTELEKTÜEL FAHİŞELER!

Bir de Amerikan borazanı, Amerika ve Avrupa tarafından fonlanan derneklerin, kurumların Türkiye şubesi gibi çalışan asalak tipler var: Entelektüel fahişeler!

Bu ülkenin çocuğu bunlar ama örtük veya açık şekilde Amerika’ya çalışıyorlar, Amerika’nın, küresel Yahudi vakıflarının, kartellerinin çıkarlarını korumak için koşturup duruyorlar! Kim kimi laf olsun diye fonlar ki!

Beyinlerini parayla başka ülkelere ve şebekelere satmış bu insanların özgür ve tarafsız yorumlar yapmalarını bekleyebilir misiniz?

Fikrin fahişesi, küresel güçlerin paralı maşaları bunlar! Açık veya gizli ajandaları var; “sahibinin sesi” olarak onları adım adım hayata geçiriyorlar…

İşin daha vahim tarafı da, özgür medya, özgür akademyayı bunların temsil ettikleri masalının yutturulması ve buna ses çıkarılmadığı gibi, ses çıkaranların suçlanması ve susturulması derhal!

İnanılır gibi değil! Tam bir akıl tutulması hâli bu!

İSLÂM’A DİZ ÇÖKTÜREMEDİLER, ÇÖKTÜREMEYECEKLER!

Soğuk Savaş sonrasının dünyasının stratejik haritaları merkezinde bizim olduğumuz İslâm coğrafyası üzerinden şekillendiriliyor!

Başvurulan yöntem, teo-politik. Asıl hedef, İslâm’ın İslâm dünyasının geleceğinin şekillendirilmesinde bile belirleyici konumda olmamasını sağlamak.

İslâm’a diz çöktürmek, yani!

Bunun için de hormonlu Müslümanlar icat etmek, İslâm’ın kurucu kaynakları ile Müslümanlar arasındaki kopmaz irtibatı önce sakatlamak, bozmak, sonra da yıkmak, yok etmek.

“Peygambersiz İslâm” projesinin de, “İslâm’sız İslâm” projesinin de, hadislere, sünnete, mezheplere saldırılmasının temel nedeni de bu: Müslümanların akîdelerini yıkmak! Tıpkı Hinduizm, Budizm, Taoizm, Şintoizm ve Zen gibi ruhu çalınan, hayattan uzaklaştırılan, sekülerleşmiş, Protestanlaşmış, güdülen, her şekle giren, çağı kendine uyduracağına, kendini çağa uydurarak paçavraya dönüşen ruhsuz bireysel bir inanç meselesine indirgenen bir din icat etmek!

Akîde, her şeyin kökü, temeli, esasıdır oysa. Temel çöktüğü zaman, bina da paldır küldür çökecektir!

Bütün diğer Doğu dinlerinin müntesiplerinin dinleriyle ilişkilerini yerle bir ettiler, bu dinleri, inanç sistemlerini ve medeniyet kaynaklarını kurutarak fosilleştirdiler, antropolojik ölü malzemelere dönüştürdüler!

Bunların hiçbirini İslâm’a yapamadılar! İslâm direniş, diriliş ve varoluş ruhunu yitirmedi, yitirmeyecek de inşallah.

O yüzden çıldırıyorlar!

ÇİN, GELİYOR MU GERÇEKTEN?

Gelecek yüzyılın, iki yüzyılın, yani dünyanın geleceğinin nasıl bir şekil alabileceğini kestirebilmek, iyi okuyabilmek için sorulması ve izi sürülmesi gereken en önemli sorulardan biri şu: Çin geliyor mu gerçekten?

İslâm’a diz çöktüremediler ama koskoca beş bin yıllık Çin medeniyeti kapitalizm önünde diz çöktü: Bütün iddialarını terk ederek toparlanacağını, kapitalist dünyayı (kapitalizmi değil kapitalist Batı dünyasını) dize getireceğini düşünüyor Çin!

Ne büyük gaflet bu!

Kendini inkâr eden bir toplumun kaderi intihar etmek olmuştur!

Kendi ol-a-mayanlar, ayakta bile duramazlar. Bir süre biyolojik varlıklar olarak varlıklarını sürdürürler ama bir kaç kuşak içinde tarihten çekilirler…

Bu kaçınılmazdır!

“Kendi”, kişinin ve toplumun fıtratı ve özüdür. Fıtratını ve özünü yitiren kişi de, toplum da hem ruhunu hem de özgürlüğünü yitirmekten ve zihnen ve zamanla fiilen başkalarının güdümüne girmekten, kölesi olmaktan kurtulamaz.

Şu an Çin, kültürel inkâr yaşıyor, beş bin yıllık Çin ruhunu kapitalizme kurban ediyor!

Evet, Çin geliyor ama yok olmaya geliyor!

Çin, insanlığa güçlü ve köklü bir medeniyet fikri sunarak gelmiyor; aksine beş bin yıllık güçlü ve köklü medeniyet birikimini inkâr ederek geliyor; o yüzden de intihara sürükleniyor!

Benzer bir hikâyeyi, yarım asır önce Japonya yaşadı: “Japonya, geleneklerini koruyarak modernleşti”, diye bir masal anlattılar bize. Biz de bütün dünyalılar olarak bu masalı yuttuk! “Batı-dışı modernlik tecrübesinin mükemmel örneği”, diye yutturdular bu masalı.

Oysa şu an Japonya diye bir yer yok! Japon kültürü, kimliği, ruhu, seküler-kapitalizmin önünde tuzla buz oldu.

Japonya dize getirildikten sonradır ki, kapitalizm üzerinden Çin’in dize getirilmesiyle Batı uygarlığının ömrünü uzatma, ölümünü geciktirme projesi uygulanmaya başlandı!

Çin uyutuluyor ve zamanla -tıpkı Japonya gibi- yutulacak!

Vesselâm.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.