Yazarlar Pakistan üzerine düşünceler

Pakistan üzerine düşünceler…

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Pakistan, Hindistan ile birlikte 1947 yılında İngilizlerden bağımsızlığını kazanınca kuruldu. Sir Muhammed İkbal, bağımsız Pakistan’ın fikrî kurucusu, Cinnah da fiili kurucusu. O yüzden salonlarda sağda Cinnah’ın, solda İkbal›ın fotoğrafları yer alıyor. Türkiye’de insan hiç olmazsa Mehmet Akif Ersoy’un fotoğrafı neden hiçbir yerde yok bu tür kurumlarda diye sormadan edemiyor.

İkbal, Pakistan’ın bağımsızlığını savunuyor sonuna kadar ama meselâ Mevdûdî karşı çıkıyor buna başlangıçta ama ok yaydan çıktıktan sonra o da bağımsızlıktan yana tavır alıyor.

İNGİLİZLERİN GÖLGESİ…

Bağımsız, sadece Müslümanlardan oluşan bir toplum ve devlet fikri, çok güzel hatta büyüleyici! Ama Hindistan’ın parçalanmasının da çok hayra alamet bir fikir olmadığını, büyük bir tarihî yanılgı olduğunu söylemek gerekiyor.

Düşünsenize… Eğer Hindistan parçalanmamış olsa bugün dünyanın en büyük devleti veya ülkesi Müslüman Hindistan olacaktı. İngilizler, önce Müslüman Hindistan fikrini yok ettiler Hindistan’ı paramparça ederek şimdi de dünyada hâlen de en çok müslümanın yaşadığı ülke olan Hindistan’dan Müslümanları sürecek ve katliamdan geçirecek tezgâhları çevirmekten geri durmuyorlar!

Bu Müslümanlar kimseden çekmedi İngilizlerden çektiği kadar!

Hindistan’ı parçalamakla kalmadı İngilizler; Osmanlı’yı da, Arap dünyasını da, Müslüman Afrika’yı da paramparça ettiler!

Hilâfeti yok ettiler, İslâm dünyasının birliğinin, dirliğinin ve diriliğinin en önemli kaynağını kuruttular!

Pakistan toplumu, özellikle de elitleri, üst sınıfları fazlasıyla İngiltere’nin gölgesinde. Pakistan da ülke olarak İngiltere’nin yörüngesinde.

Pakistanlılar, İngiltere’yi ikinci vatanları gibi görüyorlar. Hindistan’larla da. Belki de bazılarının birinci vatanları İngiltere. İngiltere, Pakistan’ın üzerinde Demokles’in kılıcı gibi hâkim. Pakistan’da, Hindistan’da ve Afganistan’da İngiltere’den habersiz kuş bile uçmaz dedirtecek kadar hâkim İngiltere bölge ülkelerinin hem devlet, istihbarat, ekonomi yapılarına, kurumlarına hem de ekonomik, kültürel, entelektüel ve sosyo-politik hayatlarına. Düşünsenize, Pakistan’da bütün diğer eski İngiliz sömürgesi yerlerde olduğu gibi trafik, sağdan işliyor.

Kendinizi bir an İngiltere’de hissederseniz hiç şaşırmayın.

Eğitim sistemleri, özellikle Cambridge, Oxford sisteminin kontrolünde. Bütün Pakistan eğitim sistemine bu sistem damgasını vuruyor, yön ve şekil veriyor.

Pakistan’daki medrese sistemini son yazımda ayrıntılı olarak yazmıştım, o yüzden geçiyorum o konuyu.

ÜLKEDE ETNİK KİMLİK HÂKİM, AİDİYET SORUNU EN BÜYÜK SORUN!

Pakistan’ın en ciddi sorunlarından biri, ülkede çok köklü bir aidiyet problemi var. İnsanlar bir topluma ya da bir millete ait değiller, bir kabileye aitler! Dolayısıyla etnik kimlik millî kimliğin önüne geçiyor.

En güçlü kimlik ve aidiyet biçimi, İslâmî kimlik ve İslâm’ın etrafında toplanılan bir aidiyet biçimi.

Pakistan’da toplumun tek ve en güçlü ortak noktası, İslâm. Pakistanlıları zor zamanlarında birleştiren, mutlu, sevinçli günlerinde birbirine kenetleyen tek şey, müslüman kimliği ve İslâm kardeşliği. Askerî üniversitede bile programlara Kur’ân okunarak başlanıyor; rektörler dâhil, büyükelçiler ve diplomatik misyon şefleri dâhil herkes konuşmasına besmele, hamdede ve salvele çekerek ve “Esselâmü aleyküm” diyerek başlıyor. Türkiye’de olsa kıyamet kopar.

PAKİSTAN’A ORDU HÂKİM VE ORDU MÜSLÜMAN BİR ORDU

Pakistan’da ordu hâkim her şeye. Darbeleri yapıyor, hükümetleri atıyor, ülkenin kaderine ordu hükmediyor.

Ama bu ordu, bizde olduğu gibi laiklik adına nefes alıp vermiyor, laiklik bekçiliği yapmıyor!

Bizdeki laik ordu İslâm’ın her bakımdan devletten ve toplumdan tasfiye edilmesi, devlete ve topluma aslâ çeki düzen vermeye kalkışmasına izin verilmemesi, dolayısıyla ülkenin belki fiilen olmasa bile zihnen Batılılaşması, zihnen bağımsızlığını yitirmesi için var sanki!

Dün ordumuz İslâm’ın bayraktarlığını ve sancaktarlığını yapıyordu. Ve üç kıtaya hükmediyordu Türk ordusu. Sonra ne olduysa oldu, İslâm’ı aslâ devlete ve topluma yön verecek bir konuma yükseltmemenin aygıtına dönüştü.

Türk ordusundaki bir klik kullanılarak “laiklik tehlikede” sloganıyla uydurulan bir heyûla üzerinden darbe üstüne darbe yaptı millete NATO’cular!

Bir terslik yok mu burada arkadaşlar?

Türkiye’nin bağımsızlığını korumanın yolu köklerinin sağlam olmasıdır. Köklere inemezseniz göklere yükselmezsiniz. Bunun en çarpıcı örneği Batı uygarlığının modernite üzerinden yaptığı keşf-i kadim yani 2500 yıl önceki Grek mirasını keşif ve yeniden yorumlayış yolculuğudur. Üstelik de bizim üzerimizden, İslâm medeniyeti üzerinden. Müslümanların bin yıl talebesi olarak…

Türkiye’nin ruhu, ruhkökleri İslâm’dır. Türkiye, ruhunu, ruh köklerini yitirirse, önce parçalanır, sonra da leş kargalarına yem olur. İslâm’ı yitiren bütün Türkler Türklüklerini de yitirmişlerdir. Bugünlerde bize İslâmsız bir Türk kimliği dayatmaya çalışıyorlar! Bu, bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanetlerden biridir. İngiliz’in dolayısıyla emperyalistlerin hedefi buydu, Osmanlı’yı parçalarken…

Pakistan’da, ordu dâhil her yerde, İslâm deyince akan sular duruyor. Etnik kimlik üzerinden üretilen güçlü aidiyet biçiminin dışında en güçlü ve toparlayıcı aidiyet biçimi İslâmî aidiyet bilincidir.

Pakistan ordusundaki güçlü İslâmî kimlik, Pakistan’ın Abdülhamid’i olarak gördüğüm, uçağı düşürülerek havada hunharca şehit edilen cennetmekân Ziyaülhak tarafından yeniden fotmatlanmış, daha mükemmel bir şekle büründürülmüştür.

Pakistan, özenle vurguladığım gibi İngilizlerden yakasını ve paçasını kurtardığı zaman gerçek bağımsızlığına kavuşacak.

Pakistan üzerine yazacaklarım bitmedi aslında.

Bakalım..

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.