İstanbul’da seçim yenilendi ve Ekrem İmamoğlu milletin iradesiyle şehremini (belediye başkanı) seçildi. Kendisini tebrik ediyor, İstanbul’a yapacağı hizmetlerinde başarılar diliyorum. Okuyucularım bu sütunda haftada iki kere yazdığımı bilirler. Ağırlıklı olarakİslam dünyası, OrtadoğuveTürk dünyasında yaşanan gelişmeleri gazetemizin dış politika sahifesinde okuyucularımla paylaşırım.Tabii olarak, hafta içinde gelişen bütün olayları değerlendirme şansım yoktur. Ayrıca böyle bir misyonum da bulunmamaktadır.
İstanbul’da seçim yenilendi ve Ekrem İmamoğlu milletin iradesiyle şehremini (belediye başkanı) seçildi. Kendisini tebrik ediyor, İstanbul’a yapacağı hizmetlerinde başarılar diliyorum. Okuyucularım bu sütunda haftada iki kere yazdığımı bilirler. Ağırlıklı olarak
ve
nda yaşanan gelişmeleri gazetemizin dış politika sahifesinde okuyucularımla paylaşırım.
Tabii olarak, hafta içinde gelişen bütün olayları değerlendirme şansım yoktur. Ayrıca böyle bir misyonum da bulunmamaktadır. Seçimin yapıldığı sırada yazıp ertesi gün yayınlanan yazımda;
ABD-İsrail ortaklığında geliştirilip, Bahreyn’de servis edilen sözde asrın anlaşması
nın muhtemel sonuçlarını konu edinmiştim.
Seçimin sonuçlandığı güne denk gelen bu yazım, içeride yaşanan gelişmelere bigâne kalmak değildir. Aksine,
İstanbul seçimlerini sadece sıradan bir seçim olarak görmek, buradaki gelişmeleri dünyadan,
ama özellikle bölgemizdeki gelişmelerden
imkansızdır. Hele bütün dünya İstanbul seçimleri ile ilgilenirken bizim dünyadaki gelişmelerden habersiz kalmamız ne kadar doğrudur?
Bu sorunun cevabına geçmeden önce size tarihten bir misal vereyim:
ve dirayetli veziri
zamanında İran’da yaşanan bir takım iç gelişmeler, Rusya’nın muhteşem Derbent’e göz koyması, Kafkaslar’ı ve
Osmanlı-İran sınır boylar
ını da etkilemeye başlamıştı. Erzurum ve Bağdat gibi sınır boylarındaki valiler, İran ile çatışmayı önerirken İbrahim Paşa sorunların diplomasi ile çözülmesi gerektiğine inanıyordu. Bunun için İran’daki iç gelişmelerin künhüne vakıf olmak gerekiyordu. Nitekim, 1721 yılında
bilgi toplamak üzere
nezdine fevkalade elçi olarak gönderildi.
Şah ile müteaddit görüşmeleri yapan ve topladığı bilgileri
kaydeden Ahmet Dürri Efendi; Şah ile yaptığı bir görüşmesini şöyle nakletmektedir.
“Şahın huzuruna vardım. İkram ve hoşbeşten sonra sözü hünkar hazretlerine getirip, ‘İstanbul’da mı kalır, yoksa üç-beş konak ötede bir yere mi gider?’ diye sordular.”
Birinci ağızdan padişah hakkında bilgi almak için sorulan bu soruyu anlamazlıktan gelen elçi, şaha: “Bir yere gitmek ne demektir?” diye sorar. Şah elçinin kurnazlığını anlayınca, yeniden “bazı yerlerin havasının suyunun, mesiresinin iyi olduğunu ve padişahın öyle yerlere gidip-gitmediğini” öğrenmek istediğini söyler.
Ahmet Dürri’nin kısaca, “hayır, gitmez” cevabından tatmin olmayan şah, “niçin?” demek gafletinde bulunur. Bunun üzerine elçi, İstanbul’u aşağıdaki veciz ifadeler ile anlatarak şahı mat eder.
“İstanbul, Allah’ın tecellisine mazhar olmuş alemlerin sultanlarının payitahtıdır. Havanın, suyun, mesirenin, letafet ve nezafetin güzelliği, -cennetin dışında- bu dünyada sadece İstanbul’a verilmiştir. Hele
Boğaz’ın iki yakası İrem bağlarından bir bahçe, Firdevs cennetinin yeryüzündeki bir örneği
olup
bütün dünyanın kıskandığı ve İnsanoğlunun gıpta ettiği bir mekan
dır. Böyle bir yeri bırakıp gitmek binek hayvanlarına işkence değil de nedir?”
İran’ın mübalağalı anlatımına uygun olarak o gün İstanbul için konuşulanların hikayesi uzundur. Ona girmeyelim. Ama Ahmet Dürri Efendi’nin İstanbul’u tanımlarken kullandığı
, yanı “dünyanın kıskandığı” şehir ifadesi kıyamete kadar baki kalacağını bir kere daha hatırlatalım.
Bu durumda, dünyanın herhangi bir yerinde; Türkiye’nin sınırlarında, Basra Körfezi’nde, Mezopotamya’da, İran’da, Balkanlar’da ve daha nice yerlerde yaşanan gelişmeleri
İstanbul’un geleceğinden bağımsız düşünmek mümkün müdür?
Mekke’yi, Medine’yi, Kudüs’ü, Kaşgar’ı, Semerkant’ı, Buhara’yı etkileyen hadiseleri, İstanbul’un sorunlarından ayrı düşünmenin imkanı var mıdır?
Hülasa, bu coğrafyalardan söz etmek İstanbul’dan ve seçimlerinden söz etmektir. İstanbul seçimlerinden söz etmek, bu coğrafyaların geleceğinden bahsetmektir.
; Mohaç’ın, 1453’ün, Çaldıran’ın, Mercidabık’ın hatta İstiklal Harbi’nin rövanşını almak isteyenlerin karşısında durabilmenin
yegâne şartı, “at gözlüğünden” kurtulup uzaklara bakmak
tan geçmektedir.
İstanbulluların seçimleri hayırlı olsun.