
“Türkiyesiz Olmaz” söylemi, günümüzde tüm dünyada jeopolitik gereklilik, ekonomik rasyonalite, diplomatik denge ve güvenlik mimarisi açısından yadsınamaz bir gerçekliktir.
Küresel ekonomi; belirsizliklerin arttığı, küresel ticarette korumacılığın yükseldiği ve jeopolitik gerilimlerin yoğunlaştığı bir dönemden geçmektedir. Ekonomi politikaları ile jeopolitik çıkarların çatışması, dünya ekonomisinin daha parçalı bir yapıya doğru evrilmesine neden olmaktadır. İçinde bulunduğumuz bu süreçte küresel sistem çok aktörlü hale geldikçe köprü ülkelerin önemi belirginleşmektedir. Bu noktada, Türkiye stratejik konuma haiz ülkelerden biridir. Ayrıca ülkemiz, dengeleri küresel ve bölgesel istikrara hizmet edecek şekilde gözeten, aktörleri bir araya getirebilen ve ayrışmaları şekillendirebilen bir ülke konumundadır.
Ülkemiz ABD-AB (Batı Bloku), Çin-Rusya etrafında şekillenen BRICS ve G20 başta olmak üzere çok taraflı ekonomik platformların, yani küresel konjonktüre yön veren dinamiklerin merkezinde yer almaktadır. Türkiye; G20 üyesi olarak küresel ekonomi masasındadır, NATO üyesi olarak Batı güvenlik mimarisindedir, bölgesel entegrasyon açısından yüksek potansiyele sahiptir. Ayrıca, Türk Devletleri Teşkilatı, Yeni Kalkınma Yolu ve Orta Koridor girişimlerinde Avrasya ekonomisinin önemli bir oyuncusudur. Ayrıca BRICS’le diyalog geliştiren, Çin’in Kuşak-Yol Projesi’nin kritik hatlarından birinde bulunmaktadır. Bu tablo, Türkiye’nin uluslararası diplomaside sadece “köprü” değil, aynı zamanda “oyun kurucu ve denge unsuru” olarak görülmesine yol açmaktadır. Bu nedenle mevcut küresel atmosferde “Türkiyesiz Olmaz” vurgusu, bir slogandan öte jeopolitik ve ekonomik bir gerçekliği ifade etmektedir.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Karadeniz Tahıl Koridoru girişimleri, NATO’nun genişleme süreçleri ve Kafkasya barışı için yürütülen diplomasi Türkiye’nin siyasi ve lojistik ağırlığını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Salgın sonrasında küresel şirketler ve özellikle AB ülkeleri, tedarik zincirlerini güvence altına almak için üretimlerini daha yakın ve güvenli bölgelere taşıma arayışına girmiştir. Bu süreçte Türkiye; büyük ve dinamik ekonomisi, stratejik konumu, demografik avantajı, nitelikli iş gücü, sağlam altyapısı ve üretim çeşitliliğiyle pek çok sektör için cazibe merkezi haline gelmiştir.
Türkiye’nin önemi sadece bulunduğu coğrafyadan kaynaklı değil, bu coğrafi konumu ekonomik güce dönüştüren unsurlarla da ilişkilidir. Ülkemiz enerji koridorlarının kilit noktası konumundadır. TANAP, TAP, Irak-Türkiye, Rusya-Türkiye gaz hatları gibi projelerin yanı sıra Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya aktarılabilme opsiyonu Türkiye’yi hem Avrupa enerji güvenliğinde hem de Avrasya hatlarında merkez aktör haline getirmektedir. Türkiye savunma sanayiinde önemli aşama kaydetmiş olup dünyada savunma sanayii ihracatında sayılı ülkeler arasında yer almaktadır. Savunma sistemleri ürünleri NATO dışındaki birçok ülke için de Türkiye’yi teknolojik ortak haline getirmiştir. Ayrıca, uyguladığımız ekonomi programı sayesinde ekonomide önemli kazanımlar elde edilmiştir. Bugün Türkiye ekonomisi, geçmişe kıyasla çok daha dayanıklı, makroekonomik ve finansal açıdan çok daha güçlü bir konumdadır. Dolayısıyla “Türkiyesiz Olmaz” söylemi, günümüzde tüm dünyada jeopolitik gereklilik, ekonomik rasyonalite, diplomatik denge ve güvenlik mimarisi açısından yadsınamaz bir gerçekliktir.






