
2025’in ilk yarısı, Türkiye-Libya ilişkilerinde sessiz fakat stratejik sonuçları itibarıyla derin bir dönüşüme işaret etti. Ankara ile Bingazi arasında artan temaslar, Türkiye’nin Libya politikasında belirgin bir yön değişikliğini ortaya koyuyor.
Muammer Kaddafi sonrasında iç karışıklıklarla boğuşan Libya’da sahada dengeleri değiştiren Türkiye, daha kapsayıcı ve dengeleyici bir çizgi politikasını yürürlüğe soktu. Trablus merkezli hükumetle kurulan güçlü bağlar korunurken, ülkenin doğusundaki fiili güç merkezleriyle de temaslar artırıldı. Hafter liderliğindeki LNA ve Tobruk Temsilciler Meclisi ile ilişkilerdeki yumuşama, üst düzey ziyaretlerle somutlaştı.
İLK ADIM SALİH’TEN GELDİ
13 Aralık 2023’te Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile yaptığı görüşme, bu sürecin görünür ilk adımlarından biri oldu. 2024’te ise Hafter’in oğlu ve LNA Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Saddam Hafter’in İstanbul’daki SAHA EXPO’ya katılması ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile temasları, güvenlik alanında da diyalog kanallarının açıldığını gösterdi. Aynı dönemde, Libya Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Fonu Başkanı Belkasım Hafter’in Ankara’da ağırlanması, ekonomik iş birliğinin önünü açtı.
12 SÖZLEŞMEYE İMZA
Nisan 2025 itibarıyla bu temaslar somut anlaşmalara dönüştü. Belkasım Hafter’in başkanlığını yaptığı Libya Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Fonu, Bingazi, El-Beyda, Şahat ve Tobruk’ta yürütülecek büyük ölçekli projeler için Türk şirketleriyle 12 sözleşme imzaladı. Türk Hava Yolları’nın yaklaşık 10 yıl aradan sonra Bingazi uçuşlarını yeniden başlatması ve Türkiye’nin Tobruk’ta başkonsolosluk açma hazırlıkları, Ankara’nın Doğu Libya’daki varlığını kalıcılaştırma niyetini ortaya koydu.
DENİZ YETKİ ANLAŞMASI
İlişkilerdeki en kritik eşiklerden biri, 2019’da Türkiye ile Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan deniz yetki ve güvenlik anlaşmasının Tobruk Temsilciler Meclisi’nin gündemine taşınması oldu. Söz konusu anlaşma, bugüne dek Meclis onayı olmadığı için Libya içinde ve uluslararası alanda tartışma konusu olmayı sürdürmüştü. Geçmişte Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır’la birlikte anlaşmayı gayrimeşru ilan eden Tobruk merkezli Parlamento’nun bugün bu metni değerlendirmeye açık olduğunu göstermesi, Doğu Libya’nın Türkiye’ye dönük stratejik bir açılım arayışına girdiğine işaret ediyor. Olası bir Meclis onayı, hem anlaşmanın Libya iç hukukundaki zayıf halkasını güçlendirecek hem de Türkiye açısından Doğu Akdeniz’deki pozisyonunu diplomatik olarak normalleştirme imkânı sunacak.
KURUMSAL AÇILIM
Türkiye–Doğu Libya hattındaki yakınlaşma yalnızca ekonomiyle sınırlı değil. 4 Nisan 2025’te Saddam Hafter’in dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetiyle Ankara’ya gelmesi ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tarafından kabul edilmesi, güvenlik alanında yeni bir dönemin kapısını araladı. Haziran ayında LNA’ya bağlı komutanların Ankara’da Milli Savunma Bakanlığı ile görüşmeler yapması da bu süreci pekiştirdi. Basına yansıyan bilgilere göre, taraflar savunma iş birliğini kurumsallaştıran ve kapsamı geniş bir anlaşma üzerinde mutabakata vardı. Bu çerçevede insansız hava araçları, askeri eğitim programları, altyapı geliştirme projeleri ve Doğu Libya kıyılarında ortak deniz tatbikatları gibi başlıklar gündemde.
ÖNEMLİ SONUÇLARI OLDU
Türkiye’nin Doğu Libya’daki açılımı, bölgesel dengeler açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Rusya’yı yakından izleyen analizlerde, Türkiye’nin LNA nezdinde birincil ortak konumuna yükseldiği ve Moskova’nın etkisinin zayıfladığı değerlendirmeleri öne çıkıyor.
REKABET VE DİPLOMASİ
Ankara’nın bu yeni dengeleme siyaseti, Yunanistan ve Mısır başta olmak üzere bölgesel aktörlerin de pozisyonlarını yeniden şekillendirdi. Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın haziran ayında Bingazi’ye giderek Hafter ile görüşmesi ve Atina’nın Kahire üzerinden Tobruk’a baskı kurma çabaları, Doğu Akdeniz’deki rekabetin Libya sahasına taşındığını gösteriyor. ABD ve birçok AB ülkesi ise Türkiye’nin pragmatik Libya politikasına daha temkinli fakat kabullenici bir yaklaşım sergiliyor. Washington’ın, doğrudan müdahil olmak istemediği bu dosyada Türkiye’yi Rusya’nın etkisini dengeleyebilecek bir aktör olarak görme
eğilimi güçleniyor.






