
Kadının toplumda yaradılıştan gelen sayısız anlamı ve değeri var kuşkusuz. Fakat bunları kesin bir dille insanlığa zerk eden, bahanesiz bir şekilde kadını toplumda var etme gayesi taşıyan ilk ve eşsiz sitem İslâm’dır. Bugün insan hakları ve kadın hakları kapsamında pek çok düzenleme, Kuran-Kerim’in ve Peygamberimizin çoktan beri insanlığı sorumlu tuttuğu toplumsal davranışlardan mülhemdir.
Kadının toplumda yaradılıştan gelen sayısız anlamı ve değeri var kuşkusuz. Fakat bunları kesin bir dille insanlığa zerk eden, bahanesiz bir şekilde kadını toplumda var etme gayesi taşıyan ilk ve eşsiz sitem İslâm’dır. Bugün insan hakları ve kadın hakları kapsamında pek çok düzenleme, Kuran-Kerim’in ve Peygamberimizin çoktan beri insanlığı sorumlu tuttuğu toplumsal davranışlardan mülhemdir.
Hz. Muhammed’in (sav) liderliğinde kurulan İslâm Devleti, kadının değerini belirlerken; tarihteki ilk gerçek düzeni ve barışı sağlayacak bir yönetim biçimini gözler önüne serer. Tabii bunu bu hâliyle anlatmak istemez Batı zihniyeti. Zihniyet diyorum; zira İslâm’ın emsal devlet ve millet karakteri, sadece Batılılar tarafından göz ardı edilmemekte, Batılı zihniyetin hâkim olduğu -adı- Müslümanlarca da ekarte edilmektedir. Fakat bu zihniyeti savunan bir Müslüman’dan farklı olarak Batı, bütün yüksek insanî değerleri ve devletler arası antlaşma süreçlerini Hz. Muhammed’i örnek alarak icra etmektedir. Nasıl ki kadın haklarına ait bütün normlar aslında İslâm’da kadının yerini işaret ediyorsa; evrensel insan hakları maddeleri de yine İslâm’dan devşirmedir.
İSLAM’DA İNSANİ AYRIM YOKTUR
İslâm’da kadın ve erkek başlıkları altında bir insanî ayrım yoktur. Yaradılış ve tabiat olarak değişen görev sorumluluklar olmakla birlikte, insanî değer bakımından İslâm’da kadın, diğer bütün mecralardaki süslü ve kalabalık cümlelerdeki yansımasından çok daha kıymettardır.
Hucûrat Suresi 13. ayette insanın kadın ve erkek olarak yaratıldığı, Allah katında en değerli olanın “O’na itaatsizlikten sakınanlar”ın olduğu açıkça beyan edilir. Kadınların sorumluluklarına denk haklara sahip olduğu da Bakara Suresi 228. ayette belirtilmektedir.
Hz. Muhammed (sav) Veda Hutbesi’nde de kadın haklarından bahsetmiş ve Müslümanları çok kesin bir dille şöyle uyarmıştır: “Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların namus ve iffetini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.”
Kadın-erkek ayrımını böyle yerle bir eden Hz. Muhammed (sav), insanın Allah’a kulluk dışında hiçbir üstünlüğe sahip olmadığını da şu sözlerle beyan etmektedir: “Ey insanlar! Biliniz ki Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Bütün insanlar Âdem’den gelmiş, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takvâ iledir.”
NİKAH KADINA VERİLEN TEMİNATTIR
İslâm, aile hukukuna ve evlilik akdine son derece ehemmiyet verir. Kur’an da nikahın hükümleri beyan edilirken; Peygamberimiz tarafından da hem dille hem örnek teşkil edecek şekilde toplumlara aktarılmaktadır. Kur’an evliliği teşvik eden bir yaklaşımla, Allah’ın eşler arasında sevgi ve muhabbet koyduğuna dikkat çeker. Evlilik Kur’an’da övülen ve önem verilen bir güzellik olarak sunulur, nikah akdi ise kadına verilen bir teminattır. Her iki tarafın da sorumlulukları olmakla birlikte, erkeğin kadına karşı sorumluluğu İslâmî çerçevede çok daha fazladır. Zira evi geçindirmekle yükümlü tutulan erkektir; mehir ise kadının hakkıdır.
İslâm’da nikahın belli kaideleri olduğu gibi iki tarafın da rıza ve beyanı bulunmak durumundadır. Zorla evlendirmek gibi bir zulüm, İslâm’la uzaktan yakından alakalı olmayıp çeşitli törelerin içinde sanki İslâm’a aitmiş gibi gösterilerek, dinimize iftira atılmaktadır. Kadının kabulü ve iradesi, nikah hukukunda es geçilemez bir öneme sahiptir.
KADININ MAL VARLIĞI KENDİ TASARRUFUNDADIR
Evlilik birliğinde erkeğin kadına maddî açıdan sorumluluğu olduğu kadar, gönlünü hoş tutma gibi yükümlülükleri de vardır. Kadının mal varlığı da kendi tasarrufundadır. Ne mal ve ticarette ne de ev işlerinde kadına hiçbir zorlamayı kabul etmeyen İslâm, kadının anne-babasını ziyaretine kadar erkeğin müdahil olamayacağı özel alanlar çizmiştir. İslâm’da kadın hakları tek kalemde yazılamayacak kadar geniştir ve hiçbir demokrasi, hiçbir bildirge, hiçbir öğreti; İslâm’dan daha fazla kadına kıymet vermemiş, vermeyecektir.






