
Hasan Ali Toptaş’ın 30 yıllık öyküleri “Geçmiş Şimdi Gelecek” başlığında tek bir kitapta toplandı. Önümüzdeki aylarda yeni kitabı çıkacak olan Toptaş’ın dünden bugüne yazma serüvenini en güzel kitapları anlatıyor.
Gönlüm elverse, şöyle bir cümle kurardım, o güzel Kemaller o güzel atlara binip gittiler. Ben Kemal Tahir'den Orhan Kemal'e savruladurayım, derde deva, ruha şifa bir satırcık olsun okumak isteği biz 2000'ler okurunu iyice güdük kıldı. Herkesin kendi meşrebince bir yazarı vardır elbet. Eski kafalılara, okuduğunu en az üç gün kafasında gezdirenlere, yazarın söylediğini de söylemediğini de düşünenlere de uygun kalemler yok değil, haksızlık olmasın. Hasan Ali Toptaş, Ankara'dan sesleniyor mesela:
“Sana mektup yazmak bugüne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti. Geçseydi ve daha önce oturup yazabilseydim, herhalde her iki satırdan birini senin için boş bırakırdım. Ya da, senin için, içleri harflerle dolu çeşitli boşluklar yaratırdım sayfaların yüzünde. Senin için de değil sanlında, bunu, mektup dediğimiz metnin metin olabilmesi için yapardım. Bir bakıma, seni düşünmeksizin senin için.”
“Harfler ve Notalar”ın açılış metni “Okuyana Mektup” Hasan Ali Toptaş'ın okurla nasıl bir ilişki kurmak istediğinin girişi sayılır mı?
Sanırım sayılır.
Bağnaz okurlar için yazarlarının değil üslup değiştirmesi, kimi zaman başka bir dile, başka bir türe meyletmesi, yayınevi değiştirmek bile büyük bir infial nedeni olabilir. Kitapla ve yazarla kurulan bu hastalıklı bağın tam göbeğinde duran bu durum yazar için güç olsa da çaresiz, gün gelecek o da yayınevi değiştirecek. Adı eserinin önüne (o da mesela meraklı gözler için ilginç hayatından kesitlerle) pek az geçen Hasan Ali Toptaş da bu kararı verdi. İletişim Yayınları'nın yanındaki kitaplara artık Everest Yayınları'nı ekleyeceğiz.
Bu değişim yazarın eserlerinin yeniden basılmasını ve yeniden gözden geçirilmesini de kapsayan bir süreç. Hasan Ali Toptaş kitapları da önümüze Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraflarınca süslenen yeni kapaklarla geldi. Kapakta Nuri Bilge Ceylan'ı tercih etmek, bir yazara saygı duruşu olabilir. Yeni çıkan kitapları arasında yer Geçmiş Şimdi Gelecek yazarın 30 yıl boyu yayınladığı öykülerini içeriyor.
Hasan Ali Toptaş da bundan azı reva görülmez ama. Kendini daimi bir sakinlik halinde gören bir yazar için, o anları fotoğraflayan bir sanatçı denk düşebilir. “Daimi sakinlik hali” nedir, demeyin, yazardan aldım:
“Artık taşradan söz edilebilir mi bilmiyorum. Yeryüzünün bu saatinde artık her yer taşra. Yahut her yer merkez. Taşra her şeyden evvel bir sükûnettir benim için. Zamanın yavaş, bir hayli yavaş aktığı yerdir. Hatta zamanın bazen akmayıp kavaklara, bacalara, çitlere takılıp kaldığı yerdir. Bugün teknolojik gelişme yüzünden zaman her yerde hızlı akıyor. Üstelik de gürültülü akıyor. Taşraya özgü değerlerin yerinde de yeller esiyor. Heba'da, kaybolup giden taşradaki değerlere alttan alta bir hayıflanma vardır bu yüzden, minik notalardan oluşmuş bir sızı gibi geride bir yerde akar durur. Mesela, çocukluğumda tanık olduğum bir düğünü anlattım romanda; neşeyi, insan sıcaklığını, davranışlardaki incelikleri, güzel gelenekleri. Ne yazık ki bugün öyle bir düğünü aynı yerleşim biriminde görmek pek mümkün değil. CD eşliğinde, donuk ve soğuk bir hâl aldı düğünler. Eski düğünlerde, kıyaslama yapmamak için insanlar birbirlerinin armağanlarına bilhassa bakmazlardı. Bugün onların çocukları ellerine mikrofonu alıp, takı töreninde, kim ne taktıysa bas bas anons ediyorlar. Acı bir durum, nereden nereye…”
Hasan Ali Toptaş önce roman, sonra denemedir. Bütün bunları bu haliyle halde toplu görmek okura yeni bir hafıza gibi. Okuduğunuz yazarın çeşitliliğini bir külliyat halinde yeniden görmek, olsa olsa böyle adlandırılır.
2005'teki Uykuların Doğusu romanının ardından uzun bir sessizliğe bürünmesi bu yüzden romanlarına bağlı okurlarını bir beklentiye sokmuştu. 7 yıl sonra bu sessizlik Heba'yla bozuldu.
“Kendimizden başka nereye yetişebiliriz ki?” diyen Hasan Ali Toptaş'a göre, bu makul bir süre zaten. Sonsuzluğa Nokta'ya bakalım:
“Bildiğim tek şey, ne yaparsa yapsın, insanın birkaç saniyeye bile söz geçiremeyişi. Başka bir deyişle, yaşam dediğimiz o kocaman ve karmaşık serüvenin, kimi zaman birkaç saniyede kurgulanıp birkaç saniyede inanılmaz bir hızla yön değiştirdiği ve günlerimizin, haftalarımızın, aylarımızın, hatta yıllarımızın gerisinde kalan o birkaç saniyenin bütün ömrümüzü kapladığı…”
1958 yılında Denizli'nin Çal ilçesinde doğan yazarın Ankara'ya uzanan hikâyesinde 1987'de yayınlanan öykü kitabı “Bir Gülüşün Kimliği”, 1990'da yayınlanan “Yoklar Fısıltısı”, 1992'de yayınlanan öykü kitabı “Ölü Zaman Gezginleri” ve aynı yıl yayımlanan “Sonsuzluğa Nokta”,1994'te “Gölgesizler” adlı romanı, 1999'da “Bin Hüzünlü Haz” adlı romanı var.
Ayrıca “Yalnızlıklar” adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, “Kayıp Hayaller Kitabı” adlı bir romanı, “Ben Bir Gürgen Dalıyım” adlı bir çocuk romanı da.
Delilerin, çocukların, unutulmuşların, aşklarının peşinde koşanların, aşklarını içinde yaşayanların, kederlerini ömrü boyunca taşıyanların hikâyelerini onun kaleminden anlattı.
Kendi çağının dertlerine ve kendi çağının dertlilerine el uzatan yazarlar kafilesinde Hasan Ali Topbaş modern zamanların güdüklüğünü hissettirmeyen en önemli isimlerin başında geliyor. Okuruna söyleyeceği ne varsa, hepsine kefil olabiliriz:
“Zaten, seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem.
Sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence.
Çünkü, her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir.”







