Viranşehir'in Ermeni ailelerinden Yünkesler, kendilerine ait bir çiftlikleri olsun diye bir aşiretten toprak satın aldılar. Aşiret, paraları alıp, 'gavurlar toprak alıyor' söylentisi çıkarınca, hem topraklarından hem paralarından, hem de canlarından oldular. 40 yıldır arazilerinin peşinde olan Yünkesler, vatanlarından vazgeçmedikleri için davalarını Ermeni diasporasına malzeme etmiyor
Ermeni sorunu, uluslararası areneda tartışılıpduruyor. Peki yıllarca aynı toprağı paylaşan iki halkın gerçek tarihinin bu kısır tartışmayla yokolup gittiğinin farkında mıyız? Arşiv belgeleri ve ulusal çıkar üzerine kurulu hakim tartışma, zaferler ve yenilgilerden ibaret çatışma söylemini her geçen gün daha fazla pekiştiriyor. Ermeniler konusunda Amerikan Kongresi, Fransız Meclisi ve İsviçre Mahkemesi üzerinde yoğunlaşan ilgimizi başka alanlara kaydırmadan bu çatışma söyleminden kurtulmak mümkün değil. Hemşehrilemiz kimlermiş, nelere gülüp, nelere ağlarlarmış, mutfaklarında ne pişermiş merak eden var mı? Bu topraklarda komşuluk ettiğimiz Ermenilerle ilgili gerçekleri dinlediğimiz ninelerimizle yürüyen sözlü tarih aktarımı da tükenmeye yüz tuttu. Geriye yaşanmışlıkların canlı tanıkları ve hala yaşanmaya devam eden hikayeler kaldı. İşte o hikayelerden biri, Viranşehirli Ermeni ailesi Yünkesler'in 'toprağının' hikayesi....
Yünkes ailesinin yaşadıkları, Ermenilerin Anadolu'daki yazgılarının bir benzeri... Yani içinde göç ve ölüm geçen bir hikaye. Sıkıntılı dönemlerde Varto'da kalmayı başaran, sonra Diyarbakır'a oradan da Urfa'nın Viranşehir'ine göçen Yünkesler, önce demircilikle uğraştıktan sonra 1952 yılında Viranşehir'de çiftçilik yapmaya başladı. Irgatlıkla geçen yılların ardından, modern tarım tekniklerini iyice öğrenen Yünkesler, yöredeki çiftlik sahipleriyle ortak olup buğday tarımı yaptı. Başkalarının toprağını eken aile, elleri bollaşınca kendilerine ait bir çiftlikleri olsun istedi. 1965'te Dedüken aşiretinden Mustafa Özkan'la tanışan Yünkes ailesi, Özkanların satılığa çıkardığı 3 bin 200 dönümlük araziye talip oldu. Önce ortaklaşa buğday eken Yünkesler, bu arada 300 bin liraya anlaştıkları topraklar için peyderpey 180 bin lira ödedi. Aradan yıllar geçti, ailenin büyük oğlu Orhan Yünkes dişçilik tahsili için İstanbul'a geldi. Onun ardından kardeşi Nurcan Yünkes de Üsküdar Ermeni Okulu'na kayıt yaptırınca ailenin bir ayağı İstanbul'da oldu. Diğer aile fertleri de eğitim için birer ikişer İstanbul'a gelmeye başlayınca, aile çiftçiliği bırakıp ekmeklerini İstanbul'da kazanmaya karar verdi.
Baba Sait Yünkes, Mustafa Özkan'a belirledikleri miktarın tümünü ödeyerek araziyi devralmayı teklif etti. Özkan teklifi kabul etmeyine o güne kadar ödediği paraları geri istedi. Özkanlar bu teklifi de reddedince Yünkeslerin mahkemeye gitmekten başka çareleri kalmamıştı.
Mahkeme senet karşlığı borçlanan herkes için verilebilecek bir karara vararak, Özkanlar'ın aldıkları paraları geri ödemelerine, 21 gün içinde ödemedikleri takdirde arazilerin satışa çıkarılmasına hükmetti. Ve para ödenmedi. Yünkesler bu kez mahkeme kanalıyla satışa çıkarılan arazinin tamamına, kalan bedelini de ödeyerek sahip oldu.
Lehlerine sonuçlanan mahkeme aslında Yünkesler'in 33 yıldır devam eden hukuk mücadelelerinin ve yaşadıkları felaketin de başlangıcı oldu. Mahkeme 1975 yılında karara bağlanmış, davalar sürerken baba Sait Yünkes ve anne Nazliye Yünkes vefat etmişti. Davanın hukuki varisi, okulunu bitirip İstanbul'da diş hekimliği yapmaya başlayan Orhan Yünkes'ti artık. Kardeşi Nurcan Yünkes de İstanbul'da kimya mühendisi olmak için dirsek çürütüyordu. Temyiz aşamalarından sonra 1978 yılında arazilerin Yünkesler'e devri kesinleşti. Ancak Özkanlar arazileri devretmeye bir türlü yanaşmıyordu. Yünkesler'e göre bu arada Viranşehir'de "Gavurlar topraklarımızı alıyor" söylentileri dolaşmaya başladı. Ardından aile fertlerine tehditler geldi. Bu tehditlerin birinci hedefi ise mahkemeleri takip etmek için sık sık Viranşehir'e giden Diş Hekimi Orhan Yünkes'ti. Söylentiler devam ederken arazi davasını içinden çıkılmaz bir hukuk karmaşasına dönüştürecek gelişmeler yaşanmaya başlandı. Viranşehir'in Germani Köyü'ne kadastro gelmiş, Yünkeslerin arazileri de dahil tüm parseller köylüler arasında hazine arazisi olarak pay edilmişti. Gariptir Yünkesler'e ait parseller, yalnızca Özkan ailesi arasında paylaştırılmıştı. Yine Yünkesler'e göre, "Gavurlar topraklarımıza göz dikti" söylentisi Viranşehir Tapu Müdürlüğü'nde de etkili olmuştu. Orhan Yünkes tekrar mahkemeye başvurarak yapılan yanlışın düzeltilmesini istedi. Artık Yünkes ailesi için bitip tükenmez bir hukuk maratonu başlamıştı. Bu kez bütün bir köyle mahkemelik olmuşlardı. Ellerinde kesin mahkeme kayıtları, teslim tesellüm evrakları olduğu halde arazilerinin hazineye, oradan da köylülere nasıl devredildiğini bir türlü bulamıyorlardı.
Yünkesler'in hala devam eden toprak davasını artık Nurcan Yünkes sürdürüyor. Nurcan Yünkes, 1982 yılında kimya mühendisliğinden mezun olup çalışmak üzere İsviçre'ye gitti. 25 yılık meslek hayatının ardından emekli olan Yünkes, halen İsviçre'de yaşıyor ama bir ayağı hep İstanbul'da. Eğitimine Üsküdar Ermeni Okulu'nda başlayan Nurcan Yünkes, Hrant Dink'le aynı sıraları paylaşmış. Davayı abisinden devralmasının elim bir sebebi var. Devamını Nurcan Yünkes anlatıyor: “Mustafa Özkan, Dedüken aşiretindendi. Belalı insanlardı ama biz o zaman bunu bilmiyorduk. Herkes onlardan çekiniyordu. Abimin müdahalesinden sonra mahkeme lehimize karar verdi. Tapu dağıtımı o an için durduruldu. Özkanlar'la aramız iyice gerilmişti, sürekli tehdit ediliyorduk. En çok da abim Orhan.
Nurcan Yünkes şöyle devam ediyor: “Viranşehir'de askerlerin teskere töreni vardı. Askerler akşam da bir şenlik düzenlemek istiyordu. Abim dedi ki, 'Şenlik benden olsun, ne lazımsa ben temin ederim.' Alışverişe gittiği gün önünü kesip çivili sopalarla dövdüler. Artık iş iyice tehlikeli bir hal almaya başlamıştı. Abim bu olaydan sonra köydeki jandarmaya, kasabadaki polise ve savcılığa durumu bildirdi. Yöredeki herkes olacaklardan haberdardı aslında. Abim 1985 yılında itirazlarını tamamladıktan sonra tüm mahkeme evraklarını iki klasörde toplayıp, Ankara Tapu Müdürlüğü'ne gitmeye hazırlanıyordu. Özkanlar o zamana kadar hukuki yollarla arazileri alabileceğimize hiç ihtimal vermiyorlardı. Ama onlar da artık telaşlanmaya başlamışlardı. Aşiret meclisini toplayıp abimin öldürülmesine karar vermişler, bu iş için de 13 yaşındaki Ahmet Özkan'ı görevlendirmişler. Önce abimin Viranşehir'de kaldığı eve gidip topladığı klasörleri aldılar. Sonra abim tam adliyeye gidecekken Ahmet Özkan arkasından yaklaşıp tam ensesine altı kurşun sıktı. Ben o zaman İsviçre'de mesaideydim ama tam öldürüldüğü saatlerde bunu hissettim, içime bir acı çöktü. Arkasından da haberi geldi. Ahmet Özkan ifadesinde aile meclisinde karar aldıklarını itiraf etti. Amcasıyla birlikte 7 yıl yatıp afla çıktılar.
Yünkesler'in davası hala devam ediyor. Mahkeme arazilerin aileye ait olduğuna kesin olarak karar verdi ancak bununla beraber başka engeller çıktı. Parsellerin paylaştırıldığı köylülerin bir kısmı, siyasi nedenlerle Avrupa'ya kaçtığı için mahkemelere katılmıyor. Yünkesler satın aldığında içinden su geçmeyen araziden artık su geçiyor. Bu bir ihtilaf konusu olarak yerel mahkemelerin önünde dururken, Yargıtay 2002 yılında arazinin satışının yapıldığı dönemde geçerli olan fiziki koşulların ve meblağın geçerli olduğuna hükmetti. Ancak o tarihten bu yana Yünkes ailesinin önünü kesen en büyük engel, arazilerin üzerinde tespit yapacak mahalli bir fen memurunun bir türlü bulunamaması. Yünkesler'e göre, Özkan ailesinden çekinen mahalli memurlar, bin bir gerekçe bularak arazi tespitini yapmıyor. Tespit yapılamadığı için toprakların devri bir türlü gerçekleştirilemiyor. Nurcan Yünkes, "Hem canımızdan hem malımızdan hem de memleketimizden olduk" diyor. Çünkü Yünkes ailesi yıllardır Viranşehir'e gidemiyor. Nurcan Yünkes en son yedek subay olarak askerliğini yaptığı sırada üniformayla gidebilmiş memleketine. En çok da bu konuda dertli:
"Biz oradaki insanlarla beraber kardeş gibi yaşadık. Mevlid olurdu en önce biz giderdik. Komşularımız bizi kollardı. Biz aşiret değiliz, silahımız yok. Yalnızca Türk adaletine güvendik, adalet yolundan gittik. Ben 25 yıldır İsviçre'de yaşıyorum. Ermeni diasporasıyla hiçbir ilişkim olmadı. Bu davayı İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürmedim, ülkem zor duruma düşsün istemedim. Bu konunun diasporanın malzemesi olmasına izin vermedim. Bileyim ki bu topraklar tümden elimden gidecek, yine de diasporadan yardım almam. Ama elimde resmi evraklar olduğu halde topraklarımızı pay ettiler. Her duruşma arasına üç-dört ay koyuyorlar, yine de sonuç alınamıyor. Buna insanın ömrü yetmez. Artık ülkemin adaletine güvenmek istiyorum. Avrupa'da ülkemin adaletiyle övünmek istiyorum."






