Bir memleket, bir insan hikayesi anlatmak istiyorum size... Bir şehrin iliklerine işleyecek kadar gerçek bir hikaye... Bir divanenin, Çankırılı Adnan'ın hikayesi... Hemen her şehirde bir kopyası olan, saflığın, doğallığın simgesi nam-ı diğer Deli Adnan'ın... Aslında, bu hikaye ne sadece Çankırı'ya ait, ne de sadece Adnan'a. Bu bir Anadolu hikayesi...
Çocukluğumda izi olan siluetlerden biriydi Adnan.. Çocuk aklımızla, çocuksu aklını alay konusu ettiğimiz, şehrin delisiydi… Memleketten ayrılıp uzaklara gittikten uzun yıllar sonra, memleketin sokaklarını arşınlarken bir kez daha aradım sokaklarda Adnan'ı… Çocukluğumun şehrini güzel yapan, şehrin tarihi camisinden kaldırılan her cenazeyi elinde bir bidon suyla kabre kadar uğurlayan Adnan'ı… Öğrendim ki birkaç yıl önce ölmüş Adnan… İlk kez bir cenaze, 'Adnansız' kalkmış Büyük Camii'den… Ama hemşehrilerinin tamamı varmış bu kez. Şehrin tanıklık ettiği en kalabalık cenaze törenlerinden biriyle akıllıların dünyasından göçüp gitmiş Adnan… Bu satırları karalarken bir kez daha öğrendim ki, Adnanlar, aslında bu memleketin gülleriymiş… Biz akıllıların korkup söyleyemediklerini söyleyen, göremediklerini gören, işin sırrını çözen divaneleriymiş. Sorulacak hesabı olmamanın hafifliği
Her geçen gün masumiyetimizi, derinliğimizi yitirdiğimiz, iyi, doğru ve güzelden gitgide uzaklaştığımız bir ortamda, şehirlere ruh ve vicdan katan, şehirlilerin hamilik, şefkat, merhamet duygularını körükleyen çocuksu adamlardanmış Adnan...
Çankırı'nın sivil toplum portalı www.cansaati.org sitesindeki şu ifadeler, Adnan'ı ve onun dünyasındaki tüm çocuksu adamları çok güzel tasvir ediyor: Bu insanlar, insanoğlunun alavere-dalaverelerinden, çıkarcı hin hesaplarından uzak, kimsenin canını, malını, keyfini kasti olarak bozmayan, yeryüzünde bizlerle yaşayıp, hiç bir konuda hesap vermeyecek ve hiç bir şeyin hesabı sorulmayacak insanlar. Bu insanların düşleri bizimkilere benzemez. Gülüşlerinin sebeplerinin de, anlamlarının da bizimkilerle akrabalığı yok. Onlara "Deli" der geçeriz. Bizim toplumumuzda genellikle sevilir deliler. Her şehrin bir delisi, belki de bir kaç delisi mutlaka vardır. Bu soylu insanlar, şehre yıllarca hizmet vermiş milletvekillerinden, aydınlarından daha çok tanınır, anılır ve anlatılırlar.”
Memleketten küçükken ayrıldığım için sadece Adnan'ın hayal meyal silueti aklımda. Sonrası hemşehrilerinin dilinden... Büyükcami etrafındaki esnaf, çok sever ve kollardı Adnan'ı. Hatta Adnan ortalıkta görülmese merak edilir, herkes birbirine sorardı. Her sabah Büyük Camii'de sabah namazını kılan Adnan, kendi dilinde dualar eder, eğilir kalkar zaman zaman cezbeye kapılmış dervişler gibi nidalar atardı. Bölge esnafına işlerinde yardımcı olan Adnan, kahvelerde boş bardakları toplar bahşişini de kapardı. Adnan'ın bahşiş olarak öyle para ile işi yoktu. Onun bahşişi, bir esnafın yanağından aldığı bir öpücüktü. Adnan kendisine para verildiğinde de ac gözlü değildi. Kağıt paraları paradan mı saymazdı bilinmez ama, elinin tersiyle iteler, "25, 25" diyerek madeni para istediğini ifade ederdi. Sonraları bu 25, 2,5 lira ve 250 bin lira oldu. Adnan'ın hoşuna gitmeyen insanların hediyelerini kabul etmemesi, ihtiyacını alıp geri kalanı iade etmesi kimi insanları seçip yüzlerine tükürmesi ise Adnan'ın divanelik halleriydi.
Adnan'dan sonra Malatya'nın, Tunceli'nin Elazığ'ın kısacası Anadolu'nun divanelerini anlatmadan önce sözü bir Çin efsanesiyle açalım. "Rivayet odur ki, müneccimleri bir Çin İmparatoruna çıkıp, yedi gün yedi gece sağanak yağmur yağacağını, suların her tarafı kaplayacağını ve büyük bir tufan olacağını, bu yağmur suyundan içen herkesin aklını kaçıracağını söylemiş. İmparator bunun üzerine büyük su kazanları yaptırıp içlerini de suyla doldurmuş. Tufan gelip çatmış ve sadece sarayda yaşayanlar bu sudan içebilmiş. Halkın tamamı ise tufandan sonraki suyu içtiği için aklını kaçırmış. Bir süre sonra, saraydaki sular azalmaya başlamış ve imparator kendisinden başka kimsenin depolanan sudan içmesine izin vermemiş. Tabii ki, imparatorun çevresindekiler de çıldırmış.. Halkı ve bütün adamları çıldırmış olan İmparator, sonunda herkesin deli olduğu bir dünyada tek akıllı kalmaya dayanamamış ve "Getirin şu sudan bir bardak da ben içeyim" demiş.. Ve rivayet edilir ki o günden sonra bütün dünya çıldırmış ama herkes deli olduğu için kimse bunun farkında değilmiş."
Delileri yakan Batı toplumuna karşın baş tacı ederiz biz divanelerimizi. Ayrıcalıklıdırlar bizim toplumumuzda. Malatya'da da bu böyledir. Öyle ki, son yarım asırda yaşamış Malatyalı divanelerin ismi, şehrin belleğinde tazeliğini koruyor. Hatta Malatyalıların "Unutulmayan Delilerimiz" isimli takvimi de bulunuyor. Malatya'nın ünlü delilerinin halk arasında bilinen bazı isimleri ise şöyle: Deli Zeynel, Kerim, İzzo, Gız Mahmut, Faro, Deli Samet, Deli Dursun, Deli Ahmet, şorikli Yaşar, Soba Direği, Ramo, Deli Cemo, Müdür, Haceli, Mişmiş, Fır Fayıh, Deli Nusret, Deli Fikriye, Onyedili (Zülfü), Gümüş (Mersedes Kadir) Deli Yusuf, Azet Bacı, Mısto, Adliye Bekir, Deli Gaffar, Mamılo.
Malatya'nın bu ünlü isimlerinin her birinin ayrı bir namı ve özelliği var. Üstünde çizgili zıbını ve iri gövdesiyle hep ayakta bekler durumdaki Haceli, konuşmaz, kimseye sataşmaz kendi halinde bir gariban.Haceli'nin asıl özelliği şoförler için bir nevi sigorta vazifesi görmesi. Sağ salim ulaşmak isteyen şoförler, Haceli'nin eline biraz para tutuşturunca rahat rahat yola koyulurdu. Deli Gaffar da Malatya'da iz bırakan divanelerden. Onunla ilgili anlatılan hikaye şöyle: Arefe günü bahçelerdeki kurbanlıklar bayram sabahını bekliyor. Deli Gaffarın komşu bahçede de bir gıdik, yani keçi yavrusu var kurbanlık olarak. Gece boyunca meleyerek kimseyi uyutmayan gıdik Deli Gaffar'ı çileden çıkarıyor. Sabah ilk iş gıdiğin hakkından gelmek üzere bahçeye inen Deli Gaffar, bir de ne görsün; gıdikin kafası bir yanda, gövdesi öbür yanda, dili dışarda yerde yatıyor. Deli Gaffar keyiflenerek bağırmış gıdiğa. "Di mele Gıdık, Niye Melemisin?" Malatya'da bugün de lafın altında kalıp cevap veremeyene bir özdeyiş gibi "Di Mele Gıdik" denilmeye devam ediliyor.
Yönetmen Reis Çelik, Anadolu'nun işte bu sansürsüz, fütursuz insanlarını tanıtmaya hazırlanıyor. Yaklaşık iki yıl önce başladığı, ancak yarım bırakmak zorunda kaldığı Deliler isimli belgeselin çekimlerini bu yaz tamamlamayı planlıyor. Anadolu'nun dört bir köşesindeki delilerle ilgili araştırmalarını sürdüren Çelik, işe delilerin dünyasını anlayarak yani bir nebze delirerek başladığını söylüyor. "Anadolu'da "deli"yle "veli" arasında çok ince bir sınır olduğunu vurgulayan Çelik, Delilere Anadolu'da bir çok yerde Veli denildiğini hatırlatıyor. Reis Çelik, delilerin peşinden koşarken karşılaştığı çarpıcı olayları da aktarıyor. Bunlardan birisi Elazığ'dan. Yönetmen Çelik, akıl hastanesi bulunan Elazığ'daki esnafın "Ne zaman ki delileri yakalayıp hastanelere kapadılar; o zaman burada kardeşlik, birlik, beraberlik bozulmaya başladı" dediğini söylüyor. Reis Çelik şu ana kadar sadece bir kaç deliyi görüntüleyebilmiş. Bunun sebebini ise şöyle açıklıyor: “Bir deliyi görüntülemek için günlerce peşinden koşuyorum. Yaklaşmak çok zor oluyor. Ayrıca yaklaşsanızda deli size sırrını söylemeye asla yanaşmıyor. Buna ikna etmek oldukça zor oluyor. Bunun için psikiyatristlerden eğitim bile aldım. Mesela delilerle göz temasını asla kesmemeniz gerekiyor. Yoksa saldırganlaşabiliyorlar."
Reis Çelik, Erzurum'da ve Ardahan'da halen yaşayan delilerle ilgili bazı gözlemlerini şöyle aktarıyor: "Esnafın çok yakından tanıdığı bir deli, her sabah dükkanların önünde durup esnaf dükkanını açar açmaz, eline yüze o dükkanın kaşesini bastırıyor. Bunun sebebini öğrenebilmek için günlerce peşinden koştum. Sonunda artık benimle sırrını paylaşmaya ikna olunca, “Ben Maliye'nin adamıyım. Ben sabah erkenden esnafa kaşelerini bastırınca akşam ne kadar satış yaptıkları ortaya çıkıyor." dedi. Yani kendince bir sebep bulmuş. Hayatını böyle sürdürüyor. Ardahan'ın ünlü delisi sürekli belediye başkanı olacağını söylüyordu. Ona seçilirse ilk icrataının ne olacağını sordum. Alfabeyi değiştireceğini, yerine kendi alfabesini getireceğini söyledi. Sebebini sorunca da 'Bugün hırsızlar dolandırıcılar, mevcut alfabe sayesinde insanları kandırıyor. O zaman kimse hırsızlık yapamayacak" cevabını verdi. Bugün insanların yaşadıklarına, riyakarlıklarına, dünyanın yaşanmaz hale gelmesine bakınca, "Onlar mı Deli, biz mi deliyiz? diye sormaktan kendimi alamıyorum”
Delilik karşı koymanın adı Reis Çelik'in Anadolu'nun delileriyle ilgili bazı tespitleri ise şöyle: “Bana göre delilik, karşı koymanın adı. Deliler, topluma ayna tutup gerçeklerimizi bize gösteriyor. Her delinin bir hamisi, çok yakın olduğu biri var. Deliliğe gelme noktalarını araştırıyorum. Aşktan, yoksulluktan, fikirlerinden gelen var. Özellikle kara sevdadan, çok okuyup yazmaktan divane olanlar çok daha çekici geliyor bana.. Özellikle onları arıyorum. Böyle olanlar halkın nazarında veli mertebesinde algılanıyor" Reis Çelik, deliler arasında numara yapanların da olduğunu, ancak zekaları sayesinde başarıyla rollerini oynadıklarını söylüyor.






