Camilerin önlerinde insanlardan önce kuşlar ve kediler karşılar bizi. Bu da hayvan sevgisinin İslam'da ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serer. Çünkü hayvanlar sevildiği yerde barınırlar. Evini kedilerle paylaşan Mehmet Şevki Eygi İslam'da insan haklarının ne olduğunu öğrenmek isteyenlere önce hayvan haklarını okuyup öğrenmeleri gerektiğini belirtirken, Teşvikiye'de oturan Hüseyin Hatemi de 'Buradakiler evine kedi köpek alıp, bir-iki ay sonra bıkınca parka bırakıyorlar' diyerek 'sosyete'nin hayvanseverliğini eleştiriyor.
Hüseyin Hatemi, Türkan Ötügen, Selda Göksel Özcan ve Mehmet Şevket Eygi'nin hayvan sevgisi bir başka; ister sokakta ister evde olsun hiçbir ayrıma girmeden onları himaye ediyorlar. Bunu da her medeni insanın yapması gerektiğine inanıyorlar.Çünkü onlar sahip çıktıkları hayvanları kendilerinin bir parçası olarak sayıyorlar. Hayvanseverliğin belirli bir sınıfa mahsus, ithal, moda bir duruşa dönüştürülmesine karşı çıkıyorlar. Hüseyin Hatemi:'Evine kedi köpek alıp, bir-iki ay sonra bıkınca parklara bırakıyorlar. Bunu da en çok 'sosyeteler' yapıyor.' derken yazar Nazan Bekiroğlu'nun bir yazısında bahsettiklerine işaret ediyor aslında. Bekiroğlu:' Hayvansever sözcüğünü neredeyse bir sosyete hobisine indirgeyerek itici kılan şey, hayvan sevgisinin insan sevgisine alternatif teşkil ettiği şeklindeki yanılsama. Hayvansever, insan sevmezmiş gibi. Oysa bütün canlılara, hatta cansızlara yönelik sevgi, insan sevgisine giden yolun da ilk adımıdır. Hayvan sevmeyen, insanı nasıl sevsin ki?' diyor. Murat Menteş de geçen haftaki köşe yazısında sokak hayvanları için 'Onlar bize emanet edilmiş dilsiz yetimlerdir' diyor.
Evinin bahçesinde 70 tane kediye kendi imkânlarıyla bakan Selda Göksel Özcan Türkiye'de hayvansever olmanın bir başkasının lütfuyla kabul görmesini hayvan haklarına yapılan en büyük saygısızlık olarak niteliyor. 'Sokaklara dökülüp 'Hepimiz hayvanız' diye bağırmak çözüm değil. Çözüm ilk önce hayvanları kendi imkânlarımızla himaye etmekle başlıyor. Bunu yapalım da sonra devleti hayvan haklarını korumamakla eleştirelim.' Fatih Camii'sindeki kedilere her gün yemek götüren Türkan Ötügen teyze ise Ümmü Hüreyre, kedilerin annesi olarak biliniyor. Kedinin çok hisli bir hayvan olduğunu, sevgi dolu bir varlık olduğunu söylüyor. Öyle ya hırkasının üzerine yatan kediyi uyandırmamak için hırkasının kolunu kesip giymek zorunda kalan bir Peygamber'in ümmetiyiz. Ne derseniz deyin; hayvan sevgisi, hayvan hakları veya başka bir şey. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek İslamî, insanî ve medenî bir tavır. Yazar Mehmet Şevket Eygi bu tavrı şöyle özetliyor: 'Medeni bir muhafazakâr hayvanları sever, korur, onların haklarını savunur. Böyle yapmayan muhafazakâr bedevî, vahşî, sahte bir muhafazakârdır.'
Eygi'nin evi denilince akla antika eşyalar ve kedileri gelir. Gerçekten de evinde çokça kedisi var. Kedilerine isim vermeyen Eygi, onlara 'kedi' olarak hitap ediyor, isimleri yok. Müslüman için en büyük örnek ve model Hz. Peygamber'dir diyen Eygi, Efendimiz'in hayvanlara gösterdiği merhametle ilgili şu hikâyeyi anlatıyor.'Hz. Peygamber ordusuyla Mekke ile Medine arasında bir bölgeden geçiyormuş. Bir çalı dibinde yavrularını emziren bir köpek görmüş, ashabından birine 'Bu zavallıların başında nöbet tut, ordu geçinceye kadar onlara bir zarar gelmesin' demiş... Müslümanlıkta evde köpek beslemek yoktur ama köpeklere merhametsizlik etmek de yoktur.'
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi kedileri yeryüzünde dolaşan 'Allah'ın şiirleri olarak niteliyor. 'Kedi belki en kolay sevilen hayvandır çünkü çok sevimli bir varlıktır' diyen Hatemi çocukluğundan beri kedileri olduğunu söylüyor. Hüseyin Bey kedilerine şiir bile yazıyor, onların doğum ve vefat günlerini gün ay yıl olarak biliyor. Şu anda evinde 7 kedisi var. Hüseyin Hatemi kedilerle olan hikâyesini şöyle anlatıyor: '7 kedinin 5 tanesi vefat eden 1998 Şubat'ında Ankara'dan aldığımız İran kedisi Minu'nun kızı. 1948'lerde Mercan isimli bir kedim vardı, annem izin vermediği için evimizin bahçesinde beslerdik. Annem pek kedileri sevmezdi, o yüzden bizden gizli kedileri başkasına verirdi, bize de kedi sizi terk etti derdi. İlkokul çağlarında Talih ve abimin arkadaşının Fransa'dan getirdiği Biju isimli kedilerimiz oldu. Biju'ya bir de Türkçe Sarman ismini verdik. Kedilerime hem isim hem de soy isim koyarım. O zamanlar televizyon yoktu. Akşamları tribüne dizilir gibi oturur, Biju ve Talih'in birbiriyle güreşini izlerdik. Eşim küçükken kendisine kedi saldırıp zarar verdiği için pek sevmiyor. Zaten 1972'de evlenince evde kedi besleme ümidimi kaybetmiştim. Fakat 3 Kasım 1986'da oğlum gizlice Teşvikiye Camii 'sinden 2 aylık yavru kedi getirdi. Eşim istemiyordu ama kedi öldürür diye korkuttum. Bu sefer kıyamadı, kediye apartmanda baktık. O kediye Abdurrahim Miyavüddin Canki Ebu Mırmır İbn-i Mırnav Hureyretullah Hayrullah Lütfullah Sadullah Maşallah Tayfur Hatemi adını verdik. İsmine çok meraklıydı. Her akşam yere uzanır, ismiyle O'nu sevmemi isterdi. Bu ismi söyleyince bana halvetle bakardı. 14 yani kedi yaşıyla 70 yaşında vefat etti. Muhafazakâr camia kedileri çok sever ve onlara bakar. Buna Efendimiz'in de kedi sevmesi ve bakması etkendir. 19. yy'da Hristiyanlar kedileri lanetli hayvanlar gördükleri için çok eziyet yaptılar. Fransız yazar Claude Farrère bir kitabında Türkiye'ye yaptığı gemi seyahatinde Müslüman mahallelerindeki kedilerin insanlardan korkmadıklarını çünkü insanların onlara eziyet etmediğini söyler. Ama Hıristiyanlar'ın çoğunlukta yaşadığı Pera'nın kedileri insanlara hiç yaklaşmazlar der.'
İstanbul Üniversitesi'nin bahçesindeki kedilere de bakan Hüseyin Hatemi 'Kemal Alemderoğlu buradan kedileri köpekleri toplattırıp, öldürtmüştü. Şimdi rektörlük sıkıntı çıkarmıyor. Hatta bahçede kedi evleri bile var'diyor.
Hüseyin Hatemi 'Nişantaşı Parkı'nda bir sürü yeni doğmuş yavru kediler var. Evine kedi köpek alıp, bir-iki ay sonra bıkınca parka, camiye, sokağa bırakıyorlar. Ben Teşvikiye'de oturduğum için çok şahit oluyorum' diyor.
Cami kedileri meşhurdur. Camilerin içinde en çok kedi nüfusuna sahip cami Fatih Camii'si; bahçede neredeyse yüzlerce kedi var. Türkan Ötügen gönüllü bir kedisever. Kendi evinde kedi beslediği gibi her gün Fatih Camii'nin kedilerine de mama götürüyor. Kediler kimi zaman türlü işkenceler görüp, katledilmiş olsalar dahi gönüllü insanların çabalarıyla hayata tutunuyorlar. 'Kimi kedisever yemek artıklarını getiriyor, kimisi sosis, mama, balık vs. alıp özel servis yapıyor, kimisi sularını yeniliyor, kimisi sağlık ihtiyaçlarını gideriyor.' diyor Türkan Hanım özellikle de cami cemaatinin çok yardımcı olduklarını söylüyor. Türkan Hanım cami avlusuna girerken bütün kediler adeta hoş geldin karşılaması yapıyor. Hepsi torbasına asılıyor. Yemek yiyecekleri yeri de biliyorlar. Yemeklerini yedikten sonra da Türkan Hanım'ın kucağına bacağına yatıp teşekkür ediyorlar. 'Kedi çok hisli bir hayvandır, sevgiyi verdin mi sever. Hoşlanmadığı, negatif enerji aldığı insana da 'mırlar'.' diyen Türkan Hanım evinde de kedi besliyor.
Mehmet Şevket Eygi 'İyi Müslüman'ın, dünyayı diğer yaratıklarla paylaşan kimse olduğunu söylüyor: 'Medeni bir muhafazakâr hayvanları sever, korur, onların haklarını savunur. Böyle yapmayan muhafazakâr bedevî, vahşî, sahte bir muhafazakârdır. Müslüman belediyeciler hayvanlara zulüm edemez, onları uyutamaz (öldüremez). Hayvanlara zulüm eden bir toplumun üzerine uğursuzluk, musibet ve azap iner. İkinci Meşrutiyette Şehremaneti (Belediye) , İstanbul'un sokak köpeklerini toplayıp Hayırsız Ada'ya atmış, zavallıların feci ve korkunç şartlar altında ölmelerine sebebiyet vermişti. Sonra ne oldu, Balkan Harbi çıktı ve ülkenin yarısı elimizden gitti. Bendeniz evimde kedi beslediğim için Allah'ın keremi ile bolluk ve bereket içinde yaşıyorum. İmkânı olan herkese de tavsiye ederim. Bir şartla, evinde evcil hayvan besleyen, o zavallıya ölünceye kadar iyi bakacaktır. Kediye birkaç lokma verirsiniz, Allah size üzeri donanmış bir sofra ikram eder. Fakir böyle düşünüyorum ve bunu yaşıyorum. Ayrıca İslam'da insan haklarının ne olduğunu öğrenmek isteyen, Prof. İsmet Sungurbey'in, 'Hayvan Hakları' kitabını okumalıdır.'
Ev hanımı Emine Kılıç'ın da sokak köpeğiyken sahiplenip bahçesinde baktığı bir köpeği var. Adı Paşa. Emine Hanım 'Buralarda gezen bir sokak köpeğiydi, bir kaç kere yemek verince burayı benimsedi. Kapının önünde yatmaya başladı. Ben de dayanamadım bahçeye aldım. Çoğunlukla evden artan yemekleri ona veriyorum. Bazen onun için kemik kaynatıyorum, ya da sütün içine ekmek doğrayıp veriyorum. Çünkü hep ev yemeği getirdiğim zaman resmen yüzüme 'artıklarınızı mı getirdin' der gibi bakıyor. Hayvan dahi olsa, Allah'ın yarattığı bir varlık; O'na iyi bakmak benim kulluk görevim. Şu an köpek yaşıyla 60 yaşında, çok yaşlandı.'diyor.
Selda Göksel Özcan tam bir 'hayvansever', daha doğrusu 'hayvan bakar'. Özellikle de kedilere olan ilgisi çok fazla. Müstakil evinin bahçesinde 70 tane kedisi var. Hepsinin adı var. Selda Hanım kendi imkânlarıyla onlara barınak yapmış. Hatta kedileri için özel marka haline dönüştürdüğü rengârenk PİSİEV'lerini evinin alt katını atölye haline getirerek bizzat kendisi yapıyor. Birbiriyle iyi geçinenleri, huyları benzer olanları, kısırlaştırılmamış olanları ayrı yerlere koymuş. Bunun daha sağlıklı olduğunu söylüyor. Tellerle yaptığı barınağın etrafını yabani hayvanlar gelmesin diye de balık ağlarıyla kapatmış. Bu beşinci evi. Kedi beslediği için birçok komşusu rahatsız olmuş. Bunun yanında Selda Hanım kedileri himaye ettiği için kapısına mektuplarıyla birlikte yavru kedi bırakıp gidenler de çok oluyormuş. 'Artık dayanamadım kimsenin bilmediği bir adrese taşınmak zorunda kaldım.' diyor. Varını yoğunu kedilere daha iyi bakabilmek için harcadığını söyleyen Selda Hanım '5199 sayılı Hayvanlara Yaşam Haklarına yönelik kanun tasarısına yönelik gösterilen direnç tek başına yetmez. Kanunlar geri çekilse bile mutlaka onları sahiplenmemiz şart. Bakabilen herkes evine ya da bahçesine kedi alsa ne olur ki? Herkes kedi seviyor ama uzaktan. Kimi insan hava atmak için ya da 'sosyetik' takıldıkları için kedi alıyor, biraz bakıyor, uzaktan seviyor, sonra sokağa bırakıyor. Kimisi kapısının önüne su koydurmuyor, kimisi de mamayı koy ama kapı önünden uzak olsun diyerek lütufta bulunuyor. Okul bahçelerinde yeşillik alanlara kedi, köpek konulabilir. Çocuğa bir şeyi öğretmek için, ona ilk önce yaşatman gerek. Hayvan sevgisi de böyle aşılanabilir. Canlı hayvan satışına kesin ve kati suretle son verilmeli. Öncelik binlerce sayıda barınaklarda sahiplenilmesi şart olan kedi ve köpeklerimiz olmalı.' diyor.
* Ajda Pekkan'ın Ice isimli kedisi, Charlies isimli köpeği ve sayısız sokak kedisi var.
* Candan Erçetin'in Wolf ve Lolla isimli iki kurt köpeği ile Eros adında bir Golden Retriever köpeği var. Ofisinde ise bir kedisi, kangal köpekleri ve bir kuşu bulunuyor.
* Cemal Hünal yıllardır atlarla ilgileniyor. Hatta Ürdün'de atlı okçuluk yarışlarına da katılıyor. Hünal'ın 22 atı, 17 köpeği ve çok sayıda güvercini var. Bir Zamanlar Osmanlı dizisindeki atlar da O'na ait.






