Kadir Aydemir, Sonsuz Unutuş kitabındaki öykülerini beş yıl boyu kağıda dökmeden zihninde yaşatmış. “Yazmak için acele etmedim” diyen Aydemir, öykülerine konu olan kırık aşkları anlatırken “içimden ne geldiyse yazdım” diye itiraf ediyor.
Şiir, internet edebiyatı dünyasından tanıtığımız Kadir Aydemir, aynı zamanda Yitik Ülke Yayınları'nın sahibi. Aydemir, uzun bir aradan sonra "Sonsuz Unutuluş" adlı öykü kitabıyla okuyucusunu selamlıyor. Şiirden öyküye uzanan bir edebiyat yolculuğunun tüm duraklarını içinde barındıran "Sonsuz Unutuş" anlaşılmayı bile umursamayan kırıklıkların kitabı; uzun ve düzensiz bir iç döküşü paylaşıyor okuyucusuyla.
"Sonsuz Unutuş" zihnimde ve kâğıt üzerinde olgunlaşana dek beş yıl geçti... İlk öykü kitabım "Aşksız Gölgeler"i yayımlayıp askere gitmiştim. Döndüğümde Yitik Ülke Yayınları için yeni kitap projelerine yoğunlaştım."Bozcaada Öyküleri", "Olimpos Öyküleri", "80'lerde Çocuk Olmak" ve "90'lar Kitabı"nı, bir iki ay içinde çıkacak olan "Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı"nı derledim. "Sonsuz Unutuş"un içinde yer alan 38 kısa öykü için uzun uzun düşündüm, üzerlerinde çalıştım, derken kitabın yayımlanması bu zamanı buldu. Kendimle mücadele ettim adeta, acele etmek de istemedim... Sonuçta her kitabın bir kaderi var ben buna inanıyorum…
Evet, bir ayrılık kitabı "Sonsuz Unutuş", aşk ve ölümü işlerken, bir karşılaşmanın ilk saniyesi ve bir ayrılığın son saniyesi arasında sıkışan zaman parçacıklarını, duyguları, sözcükleri yakalamaya çabaladım. Genel olarak dramatik durum öyküleri diyebiliriz "Sonsuz Unutuş" için... Kadın ve erkeğin karşılaşması üzerine temellendirdim genelde öyküleri, gerçi içimden ne geldiyse yazdığımı da itiraf etmeliyim.
Bir metnin tamamının değil, bıraktığı boşlukların okuru düşündürmesinden yanayım. Yani "yazmak", benim için, görünmez çizgileri birleştirmek demek. Yazdığım kısa bir öykü ya da şiirin okurdaki algısını kestiremesem de, her şeyi anlatan ve apaçık ortaya seren bir dili pek tercih etmiyorum. Sezdirmek, eksik bırakmak, başkasını tamamlaması süreci daha sihirli geliyor. Bütün dediğimiz şey de küçük parçaların birleşimi, söz konusu öykü ise, okur yola çıkmalı ve hayal gücünü kullanmalı bence.
Şiir benim ilk göz ağrım. O, benim tüm yazı pratiğimin anahtarı. Özellikle dünya şiirini yakından takip etmeye çalıştım uzun yıllar. Edebiyatta şiiri bilen insanların farklı bir dile, anlatıma ve düş dünyasına sahip olduklarını hissederim hep. Anlatım olanaklarının artması, sağlamlaşması ve kendi sesinizi arayışınızda şiirsiz bir serüven düşünemiyorum. Şiir ve öykü hem yakın hem uzak iki ışık benim için. Yerleri ayrı, renkleri de ayrı. Şiir, öykü, roman, ne yazdığımın değil de nasıl yazdığımın farkında olarak eleştiririm kendimi hep. Kısa öyküler uzun acıları gizliyor, bu yönüyle, bir fotoğraf karesinde kaybolur gibi kaybolmak hikayelerin içinde, büyük keyif benim için.
Az şiir yazan biriyim, fakat şiiri düşünüyorum tabii ki... İnsan ve hayat değişiyor, içimden ne gelirse onu yazıyorum ve bu zamanın dilinin şiir değil düzyazı olduğunu düşünüyorum. Şiirin teknolojiye yenildiği bir çağdayız, her şey dokunmatik ve ruhsuz. Yine de şiiri yaşatmak için mücadele ediyorum, Yitik Ülke Yayınları'nın şiir dizisini ayakta tutmaya çabalıyorum. Yeni bir şiir dosyam da hazır; ne zaman doğar bilmem. Zamanın tozu bu olsa gerek, o ilk heyecanlar yerini dingin bir sessizliğe bırakıyor. Şiirin özel bir vaktinin olduğunu bilen biriyim ve ustam Ahmet Oktay'ın da öğütleri hep içimde saklıdır. Ne yazarsam yazayım, şiirin gücünü ve estetik bilincini ruhumda hep saklamaya, yazı dilime şiirsel boyutu da ekleyerek ilerlemeyi istiyorum. Yeni dosyama bir ad bulmam gerek öncelikle. Sonrası iyilik güzellik...
Yitik Ülke, sosyal medya üzerinde kurulan ilk edebiyat platformu, ilk dergi ve ilk yayınevi. 1997'den beri onun gelişimi için uğraşıyorum. Basit bir şiir sitesiyken edebiyat dergisine, oradan yayınevine, şimdi de sosyal ağlarda bir edebiyat işliğine uzanıyor. Binlerce takipçimiz var ve Potkal Kitap Yayınları adında yeni bir yayınevi daha katıldı Yitik Ülke bünyesine. Aslında her şey www.yitikulke.com sitesine kurmamla başlamıştı, iyi ki de öyle olmuş. Yayın dünyasında bir ses olmak, alternatif kitaplar yayınlamak, farklı derlemelerle okuyucuyu şaşırtmak hoşuma gidiyor. Yazılar yazan, edebiyatın gücüne inanan ve bizi takip eden herkese, yeni projelerde yer vermeye çalışıyorum. Yitik Ülke katılımcı ve yeni projelere açık bir oluşum.
Yeni yazarlarımızın ses getirip getirememesi pek önemli değil açıkçası, bir kişi bile okusa bir kitabı "bir, sıfırdan büyüktür" şiarıyla yolumuza devam ediyoruz. Neden önemli değil biliyor musunuz? Çünkü "ses getirmenin" parayla/reklamla sağlandığını artık hepimiz biliyoruz. Bizler için önemi olan tek şey iyi kitaplar. Piyasa işi kitaplar değil ürettiklerimiz... Derlemelerimiz bize güç katıyor tabii. Yeri ve zamanı gelir bizler de sözümüzü daha gür sesle söyleriz...






