81 yıllık yaşam örgüsüne sığdırdığı, birçok ünvan, ödül almasını sağlayan 32 kitap, binlerce fotoğrafla bir kuşağın görsel tarihini belgeleyen 'Foto Muhabiri' ARA GÜLER
Beyoğlu Caddesi'nin üzerinde, arka fonda Fransız binaların eşliğinde olurdu.
Çocukluğumda burası bir Avrupa şehriydi. Ama mühim olan benim çocukluğumdan öncesi. Talimhane'de doğdum. O zaman Taksim Kışlası vardı ve orada Galatasaray, Fenerbahçe maçları oynanırdı. Divan Oteli'nden Harbiye'ye kadar Ermeni Mezarlığı'ydı. Arkasında Güney Park Gazinosu vardı. Safiye Ayla o zamanlar orada sahne alırdı. Dadımın kardeşi orada garson olarak çalışırdı. Beni elimden tutar o mezarlıktan geçirir o gazinoya getirirdi. Bu sayede Safiye Ayla'yı dinlemiş oldum.
Sinemaya çok ilgim vardı. Duvara yeni yapıştırılmış sinema afişlerini çalardım. Onları yıkayıp kurular sonra da saklardım. Şimdi neredeler bilmiyorum.
Benim zamanımda durum başkaydı. Türkiye'de kültür oldukça yüksekti. Ben de Galatasaray'da (lisesinde) okudum bir kısım arkadaşlarımın okumakla pek arası yoktu. Ama Galatasaray'da oturan Müslüman aileler iki üç dil bilirlerdi. Şimdi insanlar kuş dili konuşuyor. Kuş dilini de kimse anlamıyor. Ben 16, 17 yaşlarındayken, hergün şık pardesülü bir adam yoldan geçerdi ve benim evimde burada olduğu için onu görürdüm. Çiçek Pasajı'nda da çok gördüm o adamı. Kimdi o adam biliyor musunuz?
Sait Faik.
Orhan Veli benim arkadaşımdı. Orhan Veli'nin yaprak dergisini koltuğumun altına alıp dağıtırdım.
Hiç umursamıyorum. Belki dışarıdan öyle gözüküyorumdur ama aslında değilm. Kimseyi adam yerine koymadığım için pek fazla da aldırmıyorum. Ama yufka yürekli biriyimdir. Ağlarım çok.
İnsanlar beni beğenmiyorlar. Beni anlamıyorlar ki beğensinler. Moda oldu bana ödül vermek.
Tabi. Ara Güler'e ödül verdik diyorlar akıllarınca yoksa beni anladıkları için vermiyorlar.
Valla bunu hiç düşünmedim. Benim ona ihtiyacım yok ki.
Hiç bir şeyi önemsemem aslında. Yaşamak güzel şey. Nazım Hikmet de öyle demiştir. Biz neyiz biliyor musunuz? Solucanlardan ve karıncalardan bir farkımız yok. Doğduk ve öleceğiz başka da birşey yok. Adaletmiş, kanunmuş yok öyle birşey. Cengizhan senin adaletini mi bekledi? Önüne geleni kesti geçti bitti.
Hayır.
Başımdan gitsinler diye. (Gülüşmeler)
Gelmiş geçmiş en mühim muhabir benim. Benim yaptığım röportajları yapan adam var mı? Şimdi Ertuğrul Özkök Başbakan'la konuşuyor. Zaten adamın en yakından tanıdığı kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. O hiç Picasso'yu, Dali'yi görmüş mü?
Umrumda değil. Benim için kökenler önemli değildir. İnsanlar vardır dünyada yaşar. Ben insanları birbirinden ayırmam.
O zamanlar öyleydi. Ama yarışmayı kazandıktan sonra gidip 'Adım Ara Güler'dir' dedim. Ben Ermeni asıllı olmaktan hiç bir eziyet görmedim. Kimse yapamaz bunu çünkü öyle olduğunu anladığım an birini dövebilirim bile.
Hiç anlamı yok. Yapılacak tek iş evlenip çocuk sahibi olmak.
Bilmiyorum, istemedim işte…
Evet. Benim hayatımda çocuk eziyet olurdu.
Tabiki diyorum. Çocuk sahibi olmak istememekle enayilik yaptım.
Yoo. Ben doğru bildiğim şeyi yaparım, aldırmam. Ama birini gücendirmek istemem. Gücendirdikten sonra üzülürüm.
Eşim Suna. Benim bütün röportaj yazılarımı o yazar. Türkçeden İngilizce'ye çevirir.
Kadınlar dünyanın en mühim adamlarıdır. Doğurabilen sadece onlardır çünkü. İkinci bir canı kendi bedeninde yaşatan sadece bir kadındır.
Bilmiyorum ki…
Fena bir adam değilim ben. Babam beni severdi mesela. Ama iyi bir eş olabildim mi bilmiyorum.
Einstein mıyız ki önemli olalım? Atom bombasının formülünü mü bulduk ki önemli olacağız.
Kendimi bile önemsemem. Ama Einstein önemli bir adamdır gözümde.
Bizim dünyamızı sanatçılar kuruyor. Bize etrafa bakıpta tat almayı öğreten insanlar onlar. Eğer ben Kandilli'deki çiçekleri düşünüyorsam bana onu gösteren sanatçılardır. Bazı adamlar vardır hayatına çok güzel dünyalar kurar. Ahmet Hamdi Tanpınar benim için çok mühimdir. Nazım Hikmet, Orhan Veli çok mühim adamlardır. Dünyadaki sanatçılar politikacılardan bir milyon kere daha önemli adamlardır.
Güney Amerika'ya gitmedim. Ben o medeniyeti sevmiyorum.
Bir ressama 'sen niye resmi bırakmıyorsun' gibi bir sorudur bu… Bir ressam resim yapmayı bırakamaz. Bu işlerin bir emekliliği olmaz. Ömrümün sonuna kadar çekeceğim.
Fotoğraf daha ağır bastı. Çünkü hepsini içine alıyor. Fotoğrafın içinde başka şeylerde bulabiliyorum. Benim fotoğraflarım arka ön planlan kompozisyonlarımdan oluşuyor. Tiyatro ile uğraştığımdan oradan kompozisyon bilgim oldu.
Hikayeler yazıyordum. Fotoğraflarım yazı, yazılarım ise fotoğraf gibi. Benim yazılarım biraz fotoğraftır. Kendimi baştan yazar zannetmişim, oysa yazar değil fotoğrafçıymışım. Yazar olmadım çünkü nece yazacaktım? İngilizce yada İsponyolca yazmam gerekiyordu. Halbu ki fotoğrafları bütün dünya okuyor.
İşte bu büyük bir hikaye. Böyle birini bulamadım. Türkiye'de çok zor. Mesela; Fransa'da fotoğraf cemiyeti var. Arşivini bırakırsın, kaybolmaz. Benim hanımın dedesi Ahmet Ağaoğlu'dur. Eşyalarını basın müzesine verdik. Bir gün bakmaya gittik eşyaların yarısı yok. O yüzden güvenmiyorum da kimseye.
Onların bakış açıları farklı. Ailemin içinde bir kimya mühendisi var, diğerleri de tüccar.
Niye yaşayayım? Ben memleketimi seviyorum. Hiç bir yerde Türkiye kadar güzel de değildir. Hong Kong biraz güzeldir o kadar. Romalılar, Bizanslılar burada oturdu koca koca imparatorluklar kurdular. Onlar güzel topraklar olduğu için buralarda oturdular.
30. Fransa'da iki tane daha çıktı.
Hepsi aynı çekiciliğe sahip değil de ondan. Mesela; el sanatları gibi bir kitap niçin yapayım ki ben? Ben insanların fotoğrafçısıyım onların resimlerini çekiyorum. Karpostal fotoğraf çekmek istemiyorum ki. Yaşayan insanın örf ve adetlerini, yaşam tarzını, neden bedbahtır? veya neden sevinçlidir? onları çekiyorum. Ben tarihçiyim. Dünyanın görsel tarihini yazıyoruz. Yaşadığımız şehrin malzemesini gelecek asırlara belge olarak bırakıyoruz. Bizim adımız görsel tarihçidir.
Onlar benim çocuklarım gibi. (kendi fotoğrafını göstererek) iki tane çocuğum var orada balıkçı olmuş. O bacadan çıkan dumanı ben üfledim. Şiir bile yazarım onlarla.
Ne bırakacağım canım hepsi onun zaten.
Evet Şefket Rado'dan…Yedim tabi. Yedim ama asıl kazığı ben ona attım.
Dövdüm adamı. İyi ki de kavga edip çıkmışım. Yoksa enayi enayi Hayat Mecmuası'nda çalışıp o parayla sürünecektim. Şimdi Time'ın muhabiri oldum. Orada olsaydı olamazdım ki. Şuanda Time'ın muhabiri olmak daha mühim geliyor bana.
Hayat kendi istediği gibi ilerliyor. Hiç bir şeyi sen tayin edemiyorsun.
Çok insan geliyor ama herkes ile görüşmüyorum.
On para etmezler aslında.
Bu bina yedi katlıdır ama café benim değil. Kiracım burayı açtı adına 'Ara Café ' koydu. Ben üst katta oturuyorum. Yoksa benimle bir ilgisi yok.
En rahat dönemimdeyim.
Ben en güzel fotoğrafları mı çekemedim. Bu güzel fotoğraflar ünlü insanlar değildi. Gün batımının gölgesinde yürüyen adamlardı. Her fotoğrafı makina çekmez. Bazen çok aciz bir durumda kalırsınız.
Ben samimi olduğum adamların fotoğrafını çekmişimdir. Tanımadığım adamların fotoğrafını çekmem.
Evet Kralın fotoğrafı için kaldım. Akıl Hastanes'nei girmem için deli taklidi yapmam gerekiyordu. Ben de yapım. İçeri aldılar.
Olmadılar ki! MIT etrafımı sardı. 'Git' dediler bana.
Çekemedim tabi.
Kenneth Galbraith'ti. Bir de Chagali'de çok zorlandım. Chagali beni evine davet etti. Baktım duvarda hiç resim yok. Düşünsenize dünyanın en önemli ressamının evinde tek bir resim yoktu. Duvarlar boş bembeyaz ve sadece saksı…Ne yapayım merdivende çektim fotoğrafını…
Bende 'şeytan tüyü' var da ondan.
Eskiden heyecanlandırıyordu ama artık o kadar çok çıktı ki heyecanlanmıyorum.
Öyle. Beni Amerika'ya çağırıp 'gel ödülünü al' diyorlar. Ben bana bir teneke parçası verecekler diye on saat uçakta mı gideceğim.
Hiç birşey demek.
O mühimdir işte. Çünkü arada bir işine yarar. Öteki ne oluyor ki. Fransızların en büyük nişanını aldım. Kutunun içinde duruyor.
Ne itibar ne para boşver, sadece yaşa. Ama çok kısmetliyimdir. Param biter, hemen bana çıkar biri para verir.
Depremden çok korkarım. O beni heyecanlandırır. Çok depreme gittim çünkü. Ben giderken yerler sallanıyordu heryerden sular fışkırıyordu. Çok ölü gördüm.
Ben ölümden korkmuyorum. Ama enayice ölmemek lazım.
Orhan Veli; Orhan Veli benim için İstanbul'u göstermeye çalışan adamdır. Yazdığı şiirleriyle istanbul'u sevmemi, istanbul'u görmemin sağlayan ana kahramanları olmuşlardır.
Yahya Kemal; Yahya Kemal'in anlattığı boğazı hatırlamak istiyorum.
Nazım Hikmet: Nazım Hikmet'i çok tanımadım. Aslında kanun gibi bir adamdı. Kitaplarını gizli gizli okurdum. Şimdi serbest bırakıldı kaç kişi komünist oldu ki? Olmadı daha da azaldı. Bizim eski hükümetler o kadar kötü şeyler yapmışlardırki. Her yaptıkları lüzumsuzdur ve kendi altlarını batırmışlardır.
Kemal Tahir: Çok iyi bir adam. Çok fazla dostluğum olmadı ama gayet iyi tanırdım.
Sabahattin Eyüboğlu: Beni o yetiştirmiştir. Onun yazdıklarından çok şey öğrendim.






