Hiç sönmeyen, mum misali bir ışıktır

Nesrin Çaylı
00:0017/06/2007, Pazar
G: 16/06/2007, Cumartesi
Yeni Şafak
Hiç sönmeyen, mum misali bir ışıktır
Hiç sönmeyen, mum misali bir ışıktır

Benim kızlarımla baba-evlat ilişkim Minür babanın uyguladığı gibi Osmanlı adabındaki baba-evlat ilişkisi. Yüzgöz olmayan birbirimizin sevgisinden emin, fakat tavırlarımızda ve davranışlarımızda ölçülü bir ilişki...

Sessizdir bizim ülkemizde babaların sevgisi.. Kolay kolay dökülmez kelimelere, rahatlıkla gelmez dile.. Ataerkil geleneğe kurban edilmiş bir sevgidir bu. Bu yüzden, “Babam” dediğimizde, sevgiden çok, saygı gelir aklımıza. Varlıklarına yaslanıp güven hissettirendir onlar. Sevildiğimizi duymadığımız halde biliriz ki seviliyoruzdur. Çünkü aldıkları tedbirler, koydukları yasaklar, kısıtladıkları harçlıklar hep bir öğretiye bir tecrübeye binaendir. Onlar bizimle gurur duymak isterken, biz onların varlıklarıyla, gücüyle, tabancasıyla, üniformasıyla, mesleğiyle övünürüz çocuk yaşlarımızda. Biz sevgimizi, onun beğenisini ve güvenini temin için çabalayarak ifade ederken, onlar tecrübelerinden süzdükleri kurallarla, endişeleriyle, yaptırımlarıyla sunarlar sevgilerini. Sevginin sözcüklerle değil, davranışlarla hayata inmiş halidir baba sevgisi.. Yani sözde değil özde taşınır..


İşte değerli besteci ve yorumcu Timur Selçuk' da yılların ötesinden, babasının yaktığı ışığı hasret, titizlik ve saygıyla seyrediyor. Medyada, babasının eserlerini “İpotek altına alan sanatçı” olarak adından söz ediliyor olmasının arkasında, kayda değer bir hassasiyet, sahici bir saygı ve paha biçilmez bir hürmet olduğunu ne yazık ki pek çokları anlayamıyor.

Timur Selçuk'un babası Minür Nurettin Selçuk; değerli bir müzik adamı, tam bir İstanbul beyefendisi, muhteşem bir baba. Bizleri, kimi zaman, Kalamış da bir tatlı huzura davet eden, kimi zaman ölümü, dönülmez akşamın ufkunda izlettiren, Endülüs'de raksı seyrettiren, nağmeleriyle hayatımızda hep var olacak değerli bir sanatçıydı... Onu, hürmetle yâd ediyoruz. Buyurun, iki güzel insanın musiki tadındaki baba-evlat ilişkisinin, müzik ritmiyle hayata nasıl yansıdığını birlikte seyredelim…


Minür Nurettin Selçuk nasıl bir babaydı?

Minür baba, evde ağırbaşlıydı, dışarıda olduğu kadar beyefendiydi. Osmanlının soylu ağır başlı duruşu ile Cumhuriyetin devrimci duruşunu doğru meczetmiş bir babaydı. Babamızla “siz” diyerek konuşurduk. Bu bir mesafe işareti değildi. Bu hürmet ve saygının ifadesiydi. Ölçülü ama sıcak ve samimiydi. Bugün kü babaların evlatları ile olan iletişiminden farklıydı bizim baba-oğul ilişkimiz. Çok şey söyleyip az şey yapan bir baba değildi. Çocuğuna, benim soyumdan geliyor, sanatçı bir ailenin oğlu o, benim genlerimi taşıyor ve kumaşı benden. O halde benim doğru duruşum ona örnek olacaktır' diyen bir tavrı vardı. Yaşamıyla örnek olmuş ve izlenmeyi sessizce beklemiş bir babaydı. Annem biraz daha konuşarak yönlendirirdi. Ama babam hiçbir davranış talimatı vermezdi. Demek bizde de onu izleyerek özümseyecek cevher varmış ki aksi bir şey söz konusu olmadı. Bunun için hep hamd ederim. Çünkü bakar ama görmez, kıymet bilmez olanlardan olmakta vardı.


Bugün ki babalar derken; Babalığın değişen bir tarihi mi var?

Kesinlikle var. Bu gün ne Osmanlı medeniyetinin barındırdığı değerler ne de Cumhuriyetin devrimci ve dik duruşu evlatlara aktarılmıyor. Yedirmek, giydirmek, araba ve oyuncak almaktan mesul bir anlayış hakim. Çocuğun ilk biçimleneceği yer evidir madem o halde evde maddi ihtiyaçlar kadar manevi dinamiklerin de kaygısını duymalı babalar. İstisnalar var elbette. Fakat bu soruyu aile olarak ele almalı ve aile içinde kadının etkisine dikkat çekmeli. Mesela benim babaannem keyifli bir hanımdı. Bana duaları çok küçük yaşımda, aklımda tutabileyim diye kelime oyunlarıyla şakalarla öğretirdi. Ölçülü fakat sıcaklığını hemen yakalayabilceğimiz bir kadındı. Sevgisini makyajsız sunardı. Bu demektir ki kadın zekasıyla eşini ve çocuklarını eğitebilir, şefkatiyle sarıp sarmalayarak yönlendirebilir. Erkeğin üzerinde etkisi bu anlamda çoktur. Babam da böyle bir anneye sahipti ve böyle bir eşe. Bu günün kadınlarında görülen şu ki, fıtratlarında var olan sevgi gücünü erkekleşme çabası ile öldürüyor. Bu da eşine ve çocuklarına yansıyor. Erkek bir kadın tarafından korunup kollanmalı ki duruşu ile çocuklarına ideal örneği oluşturabilsin.


Babanız sanat hayatınızda ki tercihlerinizde ne derece etkili oldu?

Sanılanın tersine, müziği tercih etmemde az öncede söylediğim gibi annemin etkisi olmuştur. Babam sanat haricinde bir meslek sahibi olmamı diliyordu. Çünkü sadece babam değil, o dönem insanlarında ileriyi görme feraseti vardı. Kendisi gibi dürüst ve gayretli sanatçılar için zor zamanların geldiğini hissettiğinden, bunu istemişti. Avrupada 1930'lu yıllarda, ülkemizde 1950'li yıllarda yaygınlaşan, müzikol uslubundaki sanat anlayışı zor şartlar altında çalışmak demekti. Öngörüsü bu gelmekte olan zor günlere bir tedbirdi. Fakat dedim ya kadının erkek üzerinde ki etkisi önemli diye, annem 5 yaşında piyona eğitimi almamda ve 7 yaşında konservatuvara girmemde etkili oldu. “İki iş bir arada olmaz, sanata yoğunlaşmalı” diye düşünüyordu. Galatasaray lisesinde okurken babam da artık tam olarak destek vermişti.


Kızlarınızla ilişkiniz nasıldır?

Kızlarım, Hazal ve Mercan. Hazal tiyatroyu, Mercan ise Baleyi seçti meslek olarak. Her ikisi de özgüvenli ve sağlam duruşlara sahip. Bizim ilişkimiz, Minür babanın uyguladığı, Osmanlı adabında ki baba-evlat ilişki hem hoşuma giden hemde tercih ettiğim bir biçimdir. Yüzgöz olmayan, birbirimizin sevgisinden emin fakat tavır ve davranışlarımızda ölçülü bir ilişki. Saygının esas olduğu, herşeyin ve her tavrın özgürlük adı altında kayıtsızlaşmadığı, sevgi ve saygı dengesinin kurulduğu bir paylaşım.. İşte bu denge, bir gün gelir, en uçlarda bir şeyin konuşulmasını da sağlar. Aramızda ki sıcak ve hürmete dayalı paylaşım buna musade eder. Saygısızlık ve yüzgöz olmuşluk kol gezmez. Uzlaştığımızı, birbirimizi sevdiğimizi düşünüyorum.


Babanızın bestelerini herkesin icra etmesine izin vermeyişinizin gerekçeleri nelerdir?

Babamın ömür boyu savunduğu kriterleri ölümünden sonra savunuyorum ve koruyorum. Bir mûsiki eserinin fiziki yanı değiştirilemez. Nota ve değerleriyle oynanamaz. İcra ruhu da değiştirilemez. Bu gerekçelerden hareketle değişime uğrayacağını bile bile izin vermem. Bir diğer gerekçe ise Türk mûsikisinin doğru bilinmesi gerek. Babam eserlerini klasik müzik ve konser uslübunda icra ederdi. Gazino uslübunda okunacak eserler değildir, Minür Nurettin Selçuk'un eserleri.


Babanızın eserlerini unutulmaya mahkum ettiğiniz söyleniyor..

Ee tabi demokrasiyi, her istediğini elde etmek sanıyorlar. Korunması gereken değerler umurlarında değil. Bu eserlerin telif hakkı 75 yıl bana verilmiş. Üstelik helal kazanç da. Benim değerlerimizi korumak gibi bir kaygım olmasa, ne diye para kazanmaktan kendimi alıkoyayım ki. Kötü ve aslından sapmış bir şekilde yaşaması unutulmasından daha tehlikelidir.


Babanız Atatürk'le birlikte şarkı söylerken, “Paşam yanlış okuyorsunuz. Ya siz söylemeyin ya da ben susayım” diyor... Bu sanattan taviz vermeyen duruşunuzu babanızdan mı aldınız?

Hep şunu söylerim, “Alanında eğilerek iyi işler başarmış birini gösteremezsiniz. Ne yazık ki bizim aydınımızın tavrı bu değil.” Şu alemde misafir olduğunuz süre içinde, kendinizi sanata ve sanat ile hizmete adamışsanız, ürkmeden korkmadan net bir biçimde düşüncelerinizi ifade etmelisiniz. Aksi dalkavukluk olacaktır. İşte bende bu dik duruşu babamdan, teatrel ve ideolojik kişiliğimi annemden almışım..