
Hece Yayınları arasında çıkan içinde kısa öykülerin yer aldığı iki kitap. İlki Fatma Nur Uysal'a ait: Söz Oyası. Diğeri ise Vural Kaya tarafından kaleme alınan Herkes Kontes adlı kitap.
Küçürek öykü, sevdiğim bir adlandırma; “kısa öykü”, “kısa kısa öykü”, “kıpkısa öykü”, “mini öykü” gibi terimlere oranla daha sevimli ve bizden görünüyor. Bu yazının başlığını önce “Küçürek öykü: roman çekirdeği” koymuştum, sonra değiştirdim. Konuyu edebiyat ve türleriyle sınırlamak yerine daha geniş bir düzleme taşımak mı istedim? (Bir basamak yukarı çıkayım dedim, yerimde saymış oldum: Meğer basamak sandığım, pek başarılı bir basamak resmiymiş!)
O MEŞHUR EN KISA ÖYKÜ
Umarım fark ettiniz; ben de bir küçürek öykü yazdım işte!
Küçürek öykünün doğuşuna da ışık tutan bir anlatı vardır: Ernest Hemingway (1899-1961), on sözcükten az bir malzemeyle dört başı mamur bir öykü yazabileceğini söyleyip arkadaşlarıyla bahse tutuşmuş, yazmış ve bahsi kazanmış: Öğle yemeği! Hem de sadece altı sözcük kullanarak: “For Sale: Baby Shoes Never Worn / Satılık Bebek Patikleri: Hiç Giyilmemiş.”
Gördüğünüz gibi, bu küçürek öykü, dilimizde beş sözcüğe sığıverdi. Yine gördüğünüz gibi yukarıdaki metnin yazımı, bir yazarın kaleme aldığı öyküden ziyade, bir “duyuru”yu, bir “küçük ilan”ı andırıyor. Nitekim, küçürek öyküye ilişkin Hemigway anekdotunun uydurma olduğunu, ondan çok çok önce bazı gazetelerde / dergilerde bu “küçük ilan”ın yer aldığını kaynak göstererek kanıtlayanlar oldu. Fakat bu çaba hayli gereksiz ve gülünç! Neden? Çünkü gazete ilanı, sadece bir gazete ilanıdır. O ilan, tek kelimesi değişmeden Hemingway’in ağzından veya kaleminden çıkmışsa, hemen “kurmaca” katına çıkar, bir sanat yaratımı oluverir.
İki ayda bir yayımlanan Heceöykü dergisinin “Çağdaş Suriye Öyküsü” dosyası için yaptığım çeviriler arasında, Şezâ Bargus’tan seçtiğim küçürek öyküler de vardı (Heceöykü, S. 27, Temmuz 2008). O zaman bu metinlere “üç kıpkısa, bir kısa öykü” başlığını vermişim. 1958 Deyrizor doğumlu Şeza Hanım’ın küçürek öykülerinden “Çatlama” şöyle: “O şehirde kapıların tuhaf bir özelliği var. İçlerinden biri, anahtarı kapıya soktuğunda iki kişiye bölünüyor; biri dışarıda kalıyor, öteki içeri giriyor.”
8 Kasım 1997’de yazılan bu öykü, dünyanın her yerinde her zaman yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak bir gerçekliği anlatıyor: Kişilik bölünmesi, ikiyüzlülük, nabza göre şerbet, maskeli hayatlar[ımız]!
Yazarın mekân olarak seçtiği “o şehir”, pekâlâ “köy” veya “kasaba” da olabilir(di). Fakat “o şehir” seçimi, yazarın kendi şehrini öteki yerlerden ayırma ve koruma isteğine bağlanabilir ve anlayışla karşılanabilir. Demek ki karşılanmayabilir de!
Hece Yayınları, Arzu Özdemir’in küçürek öykülerinden oluşan iki kitap yayımlamıştı: Kısa Devre ve Dil Sürçmesi (2021). Yeni Şafak Kitap’ta onlara ilişkin kısa bir değerlendirme yazmıştım: “Dil Sürçmesi’nde Dil Oyunları” (15.10.2021).
İKİ KÜÇÜREK ÖYKÜ KİTABI
Hece Yayınları, küçürek öykü kitaplarına iki eser daha ekledi: Fatma Nur Uysal Pınar imzalı Söz Oyası ve Vural Kaya’nın kaleme aldığı Herkes Kontes.
Yazarların yaklaşımlarındaki farklılık, kitapların adlarından başlıyor: “Söz Oyası”, onun daha önce Miyase Çıkmazı (Loras Kitap, 2024) adlı bir öykü kitabını okuduğumuz Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni kimliğini ve kadınlığını hatırlatıyor. İncelikli bir işleme zenaati olan “iğne oyası”ndan, en az onun kadar -belki daha çok- özen isteyen “söz oyası”na sevimli ve yumuşak bir geçiş yapıyoruz.
Kitap “Dışlar” ve “İçler” başlıklı iki bölüme ayrılmış, 96 sayfa. Dışlar’da 49, İçler’de 35 metin var. Dışlar’da 20 metin diyalog biçiminde kurgulanmış, istenirse kolayca diyaloga dönüştürülebilecek başka metinler de var. Demek ki dışı, dışarıyı bir sahne gibi izleyip gözleyebiliyoruz; orada olup bitenlere ister istemez tanık oluyor, belki maruz kalıyoruz. Oysa İçler’de hiç diyalog yok. Orada gözden çok gönüle, duyudan ve algıdan ziyade duyguya ve düşünceye düşüyor iş.
Dışlar’ın ilk metni şöyle:
- Yazıyla mı uğraşıyorsunuz?
- Her şeyden kaçıp ona sığınıyorum, diyelim.
- Kendinize kaçın, en güvenli yer.
- Çıkışı bulamam. (s. 11)
Bu dört cümleden hareketle istediğiniz yere yürüyebilirsiniz: “İlim kendin bilmektir!” mi, “Dört kitabın manası / Budur eğer var ise” mi, “Kendini bilen…” mi? Kimi sanatçıların kendilerinden kaçmak için “dışarı”larda dolaşmış olduğunu da düşünebilirsiniz?
İçler’in ilk metni “Sorgu” şöyle: “Yorgunluklarını anlata anlata bitiremiyordu adam. Sonsuza dek dinlenmek için gözlerini kapattı. Uyanınca evdeki hesap çarşıya uymadı.” (s. 63)
Belli ki yazar, ölümü “ebedî istirahat”, “dönülmez akşam”, “bitmeyen sükûnlu gece”, “sonsuz uyku” olarak gören ve “kiramen kâtibîn”, “kabir azabı”, “mizan”, “amel defteri”, “hesap günü”, “sırat köprüsü”, “cennet” ve “cehennem” gibi gerçeklikleri tanımayan veya tanımak istemeyen yaklaşımlara ve sahiplerine iltifat ve itibar edecek bir yerde durmuyor.
Söz Oyası’nın son öyküsü “Tatsız Tat” kitabın en küçürek öyküsü: “Üç çocuğum var ama hiç ‘Anne’ sözünü duymadım.” (s. 96) Yazar, Konyalı olmayanlar için şu dipnotu düşmüş: “Tat: Konuşma yetisi olmayanlara verilen isim.”
Vural Kaya, öncelikle bir şair. 30 yıldır şiir yayımlıyor. Son şiir kitabı, Bütün Seslerden Sonra, Şubat 2025’te Ebabil Yayınlarından çıktı. Çocuklar için yazdığı kitaplar da var. Küçürek öykülerine verdiği “Herkes Kontes” adı da bakışımlı ve uyaklı sesleriyle de anlamının yüksek ironisiyle de basbayağı şiirsel. (“iyiden iyiye” yerine “basbayağı” deyişimin sebeb-i hikmeti, Vural Kaya’nın dilinde sıkça görülen bıçkın edayı selamlamak isteyişimdir. Biliyorsunuz, “kont kontes, marki markiz, lord leydi, baron barones, dük düşes” aristokrasiye mahsus unvanlardır ve Avrupa tarihi onlarla doludur ve tarihsiz Amerika’da bu unvanların sahtelerinin üretildiği, satıldığı ve müşteri bulduğu mervîdir. “Herkes kontes” diyebilmek ne teorik olarak mümkündür ne pratik olarak. Hâl böyleyken Vural Kaya, neden “Herkes kontes” demektedir? En iyisi, kitabın 19. sayfasındaki metni okuyalım:
“Bir akım kuracağım, dedi adam.
Sonra dijital tapınaklar, bir düşünsene, dedi kadın.
Adam işkillendi, kadına baktı ve belli etmedi yine de.
Kadın devam etti: Hem herkes kendi tapınağını cebinde taşır hani, fena mı?
Adam dayanamadı müstehzi konuştu kadına:
Fena olur mu hiç; sen de haklısın herkes kontes tabii.”
Vural Kaya haklı mı? Maalesef, haklı! Bu durumu değiştirmek için yazıyor yazıyorsa.
Herkes Kontes, 80 sayfa, iki bölüme ayrılmış ve 68 metin içeriyor.






