
Gilbert Keith Chesterton’un meşhur Bay Perşembe ve Don Kişot’un Dönüşü adlı romanlarının Türkçede farklı çevirileri vardır. Yapılan son çeviriler Ketebe Yayınları arasından çıktı. Chesterton’a dair İngilizce kaynaklar tarandığında onun romancılığı kadar düşünceleriyle de yaşadığı dönemde tartışılan bir isim olduğu; vefatından sonraysa, kendine özel bir okuyucu kitlesinin oluştuğu gibi tespitlerle karşılaşırız. Jorge Luis Borges’in “Chesterton, bir Edgar Allan Poe ya da bir Kafka olabilirdi, ama çok şükür Chesterton olmayı yeğledi.” sözü de bu bağlamda düşünülebilir. Bay Perşembe gibi Don Kişot’un Dönüşü de ismi kadar içeriği ve tekniğiyle şaşırtıcıdır. Zira romanın neredeyse ilk sekiz bölümünde bu şaşırtıcılığı kısmen de olsa çözmekle uğraşırız.
Don Kişot’un Dönüşü’nü okumaya başladığımızda, kendimizi bütünüyle yabancısı olduğumuz bir sohbetin içinde buluruz. Ne sohbetin konusuna bir aşinalığımız vardır ne de konuşan kişilere. Chesterton romanlarının güçlüğü buradan kaynaklanır: Diyaloglardan konuyu ve şahısların neci olduğunu çözmek gerekir. Chesterton için roman, büyük oranda diyalog demektir. Çünkü o, olaydan ziyade düşünceye yoğunlaşan bir romancı. Karakterler bile onda bir figür olmaktan öteye geçmez. Bu yüzden romanda yer alan on dokuz bölüm arasında zaman, mekan, tasvir, ruh hali veya atmosfer gibi açılardan fark yoktur. Roman boyunca bir diyalogdan diğer bir diyaloğa geçip dururuz. Diyaloglar arasındaki bağlantıları kurmak da güçtür. Şunu söyleyeme çalışıyorum: Hangi karakter, ne zaman veya hangi durumda nasıl bir söz eder, bunu tahmin edecek kadar karakterleri tanıyamıyoruz. Don Kişot’un Dönüşü bu yüzden okuması, üzerinde düşünmesi zor bir romandır. Chesterton’un ince mizahı, humouru, hicvi, imalı söyleyişleri de, okumayı zorlaştıran, romanın bütününü anlamaya engel olan diğer bir yönleridir.
Oysa ismi dolayısıyla Don Kişot’un Dönüşü’nü Cervantes’in Don Kişot’uyla birlikte düşünme eğilimindeyizdir. Böyle bir şey mümkün değil. Chesterton’un bu romanda tek düşüncesi modernizm konusudur. Fakat o, modernizm konusunu bir olaylar dizisi değil, diyaloglar bütünü şeklinde işlemeyi yeğler. Don Kişot’un Dönüşü’nde macera ve merak unsurları da azdır. O, ilk modern roman diye nitelendirilen Don Kişot’un ismini kullanarak, biraz da zorlama bir şekilde yeni bir Don Kişot ortaya çıkarmak ister. Fakat bu yeni Don Kişot derin düşünceli, araştırmacı, yaşadığı zaman dilimine/modernizme ağır eleştiriler yapan bir kütüphanecidir. Kütüphaneci Herne de aynı Don Kişot gibi çok kitap okumaktan dolayı delirmiştir. Sadece dehalarda görülebilecek cinsten bir deliliktir bu. Herne’nin farkı, aksiyon noktasına taşımamasıdır deliliğini. O, konuşmaları ve tartışmalarıyla gösterir deliliğini. Cervantes ölen “kahramanlık hikayeleri” üzerine kurarken romanını, Chesterton ölen “mantık devri”ni işaret etmek üzerine kurar. Romanın bu yönü, yazıldığı zamansal dönemi ve kendi iç mantığıyla tutarlıdır. Chesterton ve onun romanı Don Kişot’un Dönüşü mantık devrine karşı mantık devrinin bir ürünüdür.






