Mektup yazdım satıra

04:0015/06/2025, Pazar
G: 14/06/2025, Cumartesi
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

"Mektup bize kartpostalları da hatırlatıyor doğal olarak; arkasına duygu yüklü satırlar yazılan fotoğrafları da.. Bunlar kalıp ifadeler olurdu çoğu zaman; askerden, çalışmaya veya iş için gidilen yerden gönderilmiş fotoğraf arkalarına yazılırdı. Onlardan birinin ilk dizesini yazıma başlık yaptım: “Mektup yazdım satıra/ Ölüm gelmez hatıra/ Gurbet elde ölürsem/ Resmim kalsın hatıra.”

Alim Kahraman

Canlı cansız, her varlığın varlığıyla bir “ileti” taşıdığına inanan bir medeniyetin insanlarıyız. Mektup, yazılı ileti.. İnsanlığın hayatına derin kökler salmış, orada silinmez izler bırakmıştır. Öncelikle bir kağıt, bir kalem ve zarf lazımdır mektup için. Fakat onunla bitmez: Etrafında bir hayat düzeni, bir kültür ortaya çıkmıştır. Modern zamanlarda bir posta sistemine dönüşmüştür bu düzen. Zarf kapatıldıktan sonra üzerine gönderenin ve alıcının adresi yazılır. Bir pul yapıştırılır. Zarf, kağıt, kalem (mürekkep) rengi, hatta kokusuyla bir anlam taşıyabiliyordu. Pul etrafında da ayrı bir anlam halkalanmasından söz edilebilir. Pul koleksiyonerliği kendi içinde başlı başına bir ilgi alanı oluşturmuştur. Bazı yerlere konulmuş posta kutuları vardı. Fakat genelde mektup postahanelerden gönderilirdi. Bir damga vurulurdu buralarda pulların üzerine. İhtiyaca göre bazı postahanelerin muazzam binaları olmuştur zamanla. Bir yerden bir yere at’lar veya posta arabalarıyla taşınırdı mektuplar önceden; vapurlar, trenler, uçaklar devraldı sonradan o işi.

28 YAZARDAN MEKTUP

Mektubun hayatımızdaki işlevini kaybetmesi veya bu işlevin zamanla başka şekil ve biçimlerle varlığını sürdürmeye başlaması adeta bir dönemi kapatmış, sözünü ettiğimiz mekanizmalar kısa bir süre içinde anlamını yitirmiştir. Bir özlemden doğan mektup bugün özlemle anılan bir geçmiş zaman nesnesine dönüşmüştür. Bu yazı Şakir Kurtulmuş ve Özcan Ünlü’nün Çıra Yayınları arasında çıkan Acele Cevap Beklerim adlı kitabından doğdu. Bir soruşturma kitabı olan Acele Cevap Beklerim, kendileri o mektup çağını az veya çok yaşamış, elli yaşın üstündeki edebiyat insanlarının bazı sorulara verdiği cevaplardan oluşmaktadır. Aralarında Ali Haydar Haksal, Arif Ay, Mukadder Gemici, Mustafa Özel, Naime Erkovan, Selvigül Kandoğmuş Şahin, Tacettin Şimşek gibi isimlerin bulunduğu (toplam 28 isim) bu edebiyatçıların cevaplarını topluca okuyunca mektubun arkasında bir sosyal tarihin de yattığını görüyoruz.

MEKTUP ÇEŞİTLERİ

Kategorik olarak bakarsak mektupların birbirini seven iki insan (kız ve delikanlı) arasında gidip geldiği gibi gurbetteki bir yakına (anne, baba vd.) yazılan mektupların da olduğu görülmektedir. Öğrenci-öğretmen mektuplaşmaları, ünlülere yazılan mektuplar, iki arkadaş arasındaki mektuplaşmalar diye devam ediyor bunlar. (Bizim zamanımızda küçük yerlerde sözlü ve nişanlılar bugünkü gibi serbestçe görüşemezlerdi, onlar arasında evlenesiye kadar el altından gidip gelen mektuplar olurdu. Genelde kızın küçük kardeşi üzerine alırdı postacılığı.) Soruşturmaya cevap verenlerin edebiyatçı olması, edebiyatçılar arasındaki mektuplaşmaların çokça yer tutmasına sebep olmuş kitapta. Bir yazını bir dergiye, bir ustaya göndermenin heyecanı; beklenmedik şekilde bir cevabın çıkagelmesi az şey midir? Çok fazla değil ama edebiyat konuları dışında mektupla fikir tartışmalarının sürüp gittiği durumlara da tanıklık ediyoruz. (Burada tasavvufi mektupları da hatırlamak lazım. Mektupla eğitimin bir başka ve tesirli yolu olmuş geçmişte.)

Almanya’ya (buna Libya’yı da ekleyelim) giden ve orada yıllarca kalan babalara yazılan mektuplar da var. Belki sadece yaz aylarında gelip kısa süreliğine çocuklarını ve eşini görerek tekrar geri dönen babaların çocukları.. Onların yürek dağlayan özlemleri.. Eşi ölünce Almanya’ya çalışmaya kendisi gitmek durumunda kalan bir anne.. Anadolu kadınının bu cesareti, hayat mücadelesi için yüklenmeyi göze aldığı o evlat özlemine ne demeli? Ya anne yolu gözleyen çocuğun hali? Beni en çok o etkiledi bu kitapta. Genelde okuma yazma bilmeyen bu ailelerin arasında mektuplar evin ilkokula giden çocuğu tarafından yazılmakta.

Almanya’da doğup büyüyen ikinci üçüncü kuşak Türkler’den, sonradan yurda dönünce oradaki okulundaki unutamadığı Alman öğretmenine mektup yazan da olmuş. Bunları da öğreniyoruz kitaptaki cevaplardan.

Beni en fazla güldüren, sevgilisine aşk mektubu yazmak için bu amaçla hazırlanmış hazır mektup kitaplarından yararlanmaya kalkan, acemi aşıklar oldu. (Orta ve lisedeyken “kompozisyon”um iyiydi. Bazı arkadaşlarım sevgilisine ulaştırmak üzere aşk mektupları isterdi benden. Bu mektup siparişleri çok sıkardı beni. Kabul etmezdim. Hatırını kıramayacağım birkaç arkadaşım için yazmak zorunda kaldığım oldu. Fakat ben o hazır mektup kitaplarından yararlanmadım, Reşat Nuri’nin romanlarını okuyordum, onun kitaplarında vardır o tür mektuplar, onları arkadaşımın durumuna uyarladım.)

POSTACILARI DA HATIRLAMAK LAZIM

Mektup denince konu konuyu açıyor. Postacılara ayrı bir paragraf açmadan bu konuda edilecek sözler tamamlanmış olur mu? Hiç sevimsiz ve “kötü” tabiatlı bir postacı hatırlayan var mı? (Hayatımın bir döneminde, Üniversite öğrencilerine burs veren bir kuruluşun başında bulundum. Önümüzde bizden tecrübeli büyüklerimiz vardı. O büyüklerimizden biri postacı ve demiryolu çalışanlarının çocuklarından gelen burs taleplerini geri çevirmezdi. Onlara ayrı bir sevgi ve ilgisi vardı. Hiç yanıltmazdı bu ön sezisi o büyüğümüzü; unutmadım.)

Mektup bize kartpostalları da hatırlatıyor doğal olarak; arkasına duygu yüklü satırlar yazılan fotoğrafları da.. Bunlar kalıp ifadeler olurdu çoğu zaman; askerden, çalışmaya veya iş için gidilen yerden gönderilmiş fotoğraf arkalarına yazılırdı. Onlardan birinin ilk dizesini yazıma başlık yaptım: “Mektup yazdım satıra/ Ölüm gelmez hatıra/ Gurbet elde ölürsem/ Resmim kalsın hatıra.”

Bir zamanlar mektup eğitim için de kullanılırdı. Limasollu Naci veya Fono gibi mektupla İngilizce öğreten sistemler vardı. O yolla İngilizceyi öğrenen ve bazıları bugün profesör olan arkadaşlarımız oldu. Bir de mektup arkadaşlığı vardı. Bir yabancı dil öğrenmek için yurt dışından bir arkadaş edinilirdi. Daha dün diyebileceğimiz 90’lı yıllara kadar hayatımızın içindeydi bunlar. Genelde erkekse kız, kızsa erkek arkadaş edinirdi mektup yazan; böylece daha çok kendini vermiş olurdu yazacağa mektuba; yabancı dil öğrenmesine daha fazla yardımcı olurdu bu durum.

Bir yazıyla bitmez mektup konusu. Onun etrafında oluşan “edebiyat”a ilgi gösterin bence. Ayrıca geçmişteki mektuplaşmaları bir araya getiren kitapları okuyun.



#aktüel
#edebiyat
#hayat