Süleymaniye’de büyümüş dört kişi kaldık: Zengin fakir birlikte yaşardık

Latife Beyza Turgut
Latife Beyza Turgut
04:0013/02/2022, Pazar
G: 12/02/2022, Cumartesi
Yeni Şafak
Fethi Erhan
(Fotoğraf: Sedat Özkömeç)
Fethi Erhan (Fotoğraf: Sedat Özkömeç)

Tarihçi yazar Mehmet Niyazi Özdemir’in Dahiler ve Deliler romanında “Sarı Fethi” olarak anılan emekli kimya mühendisi Fethi Erhan çocukluk ve ilk gençliğinin geçtiği Süleymaniye’yi sokak sokak anlattı. 1944- 1969 yılları arasında Süleymaniye’de yaşamış olan Erhan “Bana göre mütedeyyin çevreden eski Süleymaniye’yi bilen dört kişi kaldık” diyor ve bugün hayatta olan mahalleden diğer arkadaşlarının isimlerini şöyle sıralıyor: Özer Revanoğlu, Hikmet Üçışık, Fehim Üçışık bir de ben.”

Son zamanlarda İlim Yayma Cemiyeti Vakfı binası yapısıyla gündeme gelen Süleymaniye, aslında uzun zamandır terk edilmiş durumda. Yıkık binalar, boş sokaklar, turistler için kafeye dönüştürülmüş binalarla bir dönemin en gözde semti makus talihine terk edilmiş durumda. Caminin arkasında Vefa’ya doğru uzanan sokaklar ise tam bir virane. Oysa 70’li yıllara kadar İstanbul’un gözde mahallelerinden birisiydi. Öyle ki pek çok köklü aile henüz oturdukları konukları terk etmemişti. Çocukluğu ve ilk gençliği Süleymaniye’de geçmiş olan bir dönemlerin meşhur Marmara Kıraathanesi’nin müdavimlerinden emekli Yüksek Kimya Mühendisi Fethi Erhan ile Süleymaniye’de buluştuk. Doğup büyüdüğü evin yıkıldığı sokakları gezdik ve semtin canlı olduğu günlere doğru tarihi bir yolculuk yaptık. Kendisini
“Marmaratörler”
den diye tarif eden Fethi Erhan, geçtiğimiz yıllar vefat eden arkadaşları Mehmed Niyazi’nin
“Dahiler ve Deliler”
romanında “Sarı Fethi” olarak anılıyor. 1950 ve 1970 yılları arasında Süleymaniye’de yaşamış olan Erhan, çocukluk ve gençliğinin geçtiği Süleymaniye’yi anlattı. Erhan,
“Bana göre mütedeyyin çevreden eski Süleymaniye’yi bilen dört kişi kaldık” diyor ve bugün hayatta olan mahalleden diğer arkadaşlarının isimlerini şöyle sıralıyor: Özer Revanoğlu, Hikmet Üçışık, Fehim Üçışık bir de ben.”
  • Sözleştiğimiz Süleymaniye gezisi oldukça yağmurlu ve fırtınalı bir güne gelse de Fethi Erhan,
    “Ertelemenin sonu yok”
    diyerek saatinde buluşacağımız adrese geliyor. Vezneciler’den yürüyerek Bozdoğan Kemeri’ni geçip Süleymaniye gezimize başlıyoruz. Bizim adını dahi bilmediğimiz sokakları adım adım ezbere hatırlayan Erhan, İstanbul Üniversitesi Kampüsü içindeki Beyazıt Kulesi’ni gösteriyor. Çocukluk ve gençlik günlerinde bu kuleye onlarca kez çıkmış olan Erhan,
    “O yıllarda Eminönü’nden baktığınızda Süleymaniye’yi, Beyazıt Yangın Kulesini biblo gibi görürdünüz. Kulenin ışıkları yeşil yandığı zaman yağmurlu, sarı yandığı zaman sisli, kırmızı yandığında ise ertesi günün karlı olduğunu öğrenirdik”
    diye o günleri anlatmaya başlıyor.

SARAYBOSNA’DAN SÜLEYMANİYE’YE

Babası Hilmi Erhan 1900 doğumlu emekli bir astsubaymış. “1945’te ben henüz bir yaşımdayken babam da emekli olmuş” diyerek anlatıyor. O yıllarda üniversite bünyesindeki talim taburunda her erkek öğrenciye bir ay askerlik eğitimi verilirmiş.
Babası da üniversitede öğrencilere bu eğitimi veren subaylardan biriymiş. Hilmi Erhan, ordudan emekli olduktan sonra ise o yıllarda Necip Fazıl, Süleyman Hilmi Tunahan gibi önemli kişilerin avukatlığını yapan Abdurrahman Şeref Laç’ın yanında katiplik yapmaya başlamış.
Babasının çalıştığı ofise gelip gidenler ve yaşadığı Süleymaniye semtinden dolayı küçük yaşta mütedeyyin camianın içinde olduğunu söyleyen Erhan, ailesinin göçle Saraybosna’dan İstanbula geldiğini anlatıyor.
  • Fiilen 1878’e kadar dört yüz yıldan fazla süren Saraybosna’daki Osmanlı hakimiyetinin 1908 yılında resmi olarak Avusturya-Macaristan’a geçmesiyle Fethi Erhan’ın babaannesinin “Artık burası bizim vatanımız değil” sözüyle ailenin İstanbul’a göçüne karar verilmiş. Aile önce Üsküp’e ardından Balkan Harbi sebebiyle İstanbul’a göçmüş.
    O dönemde İstanbul’a gelen muhacirler kalacak bir yer yurt edinene kadar birkaç ay Sultanahmet Camii avlusunda kalırmış. Aile, bir müddet sonra Vefa Caddesinin ilerisindeki, Atıf Efendi Kütüphanesinin hemen karşısında bir konağa yerleşmişler. Uzunca bir müddet burada ikamet eden aile sonunda Erhan’ın doğduğu Süleymaniye Caddesi 25 numaraya “Muzaffer Paşa Konağı”na taşınmış. “Bir evde on iki kişiydik” diye anlatıyor Erhan o günleri. Annesi, babası, ağabeyi ile birlikte babaannesi ve amcasının ailesi de onlarla birlikte yaşarmış.
    “Sosyolojik olarak babaanne-erkil bir aileydik biz, babaannem evin mutlak otoritesiydi” diyor. Evin alışverişini erkek torunlar Kadınlar Pazarı’ndan yaparmış, “Uzun ince sepetlerle ben, ağabeyim ve amcamın oğlu beraber yapardık sebze meyve alışverişini” diye anlatıyor ve ekliyor “Ayrıca boşnak olduğumuz için evde her pazar mutlaka börek yapılırdı. Muzaffer Paşa Konağının arkasında yıkık vaziyette bir ahır vardı, börek orada odun ateşinde pişirilirdi. O böreklerin tadını asla unutamam.”

ZENGİN FAKİR AYRIMI YOKTU

“Eski Süleymaniye’de zengin fakir ayrımı yoktu” diyen Fethi Erhan ile birlikte Süleymaniye sokaklarında yürürken adım başı eski Süleymaniye sakinlerinin evlerini sayıyor.
“Radyolin diş macunu ve Gripin’in sahibi Necip Akar da bizimle aynı sokakta oturuyordu. Ben fakir bir ailenin çocuğuydum ama onun çocuğu da bizim arkadaşımızdı”
diyor. Zamanının sayılı zenginlerinden biri olan Necip Akar, hususi arabası olan nadir kişilerden de biriymiş. O dönemde konaklar, orta gelirli aileler için günümüzdeki apartmanlar gibi kullanılırmış, yarısında kiracılar, yarısında mal sahipleri otururmuş. Erhan, “Süleymaniye semti mütedeyyin kimselerin, ailelerin oturduğu yerlerdi” diye anlatıyor. Bölgede bulunan evlerin birçoğu eski Osmanlı bürokratlarının evleriymiş. Erhan ve ailesi de 1944’ten 1954’e kadar ev sahipleri İstanbul ve İzmir vali muavinleri Cemil ve Fazıl Uybadinler ile beraber oturmuşlar. Bir zaman sonra ev sahibi Uybadinler üst kattaki bir odayı daha isteyince Erhan’ın babaannesi vermek istememiş ve mahkemeye gidilmiş. Ev sahibi davayı kazanınca da evden ayrılmışlar.

YANAN İBRAHİM EFENDİ KONAĞI

  • Muzaffer Paşa Konağı’nın Süleymaniye bitişiğinde Cafer Paşa Konağı, Vezneciler tarafı bitişiğinde ise İbrahim Efendi Konağı varmış. Fethi Erhan’ın birlikte yaşadığı amcasının 1936 doğumlu kızı orta okulu o zamanlar Süleymaniye Kız Orta Okulu olarak hizmet veren İbrahim Efendi Konağı’nda bitirmiş.
    Ardından konak yanmış ve yerine yenisi yapılmış, 2015 yılında da aslına uygun olarak restore edilmiş. Yapı şu an İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı olarak kullanılıyor.
    Şimdiki Esnaf Hastanesi’nin yerinde ise o zamanlar Romen muhaciri bir Türk aile otururmuş. Erhan, daha sonra o arsaya Esnaf Hastanesinin yapıldığını da hatırlıyor.

SÜLEYMANİYE’DEN AYRILIŞ

1954 yılında babaannesinin vefatından sonra 11 kişi kalan aile, Ayşe Kadın Hamamı Sokağı ile Kirazlı Mescit Sokağı’nın kavuştuğu 34 numaralı konağın en üst katına taşınmışlar. 1908 yapımı konağın sahibi müftülükte memurluk yapıyormuş. Üç katlı konağın en üst katında beş odası varmış ve en üst katından bulunan balkondan bakınca Fatih itfaiyesini görürlermiş. 1969 yılına kadar aile burada ikamet etmiş. 1969’da aile amcasının ve babasının ailesi olarak iki çekirdek aileye ayrılmış. Fethi Erhan ve ailesi Yavuz Selim Mahallesine taşınmış.
“O zamanki kardeşlikler başkaydı, evlerimiz ayrıydı ama amcam akşam yemeklerini her zaman bizimle yerdi”
diye anlatıyor Erhan o günleri.
“Ben namazlara Kirazlı Mescit’e giderdim, babamsa Süleymaniye’ye giderdi illa ki”
diyor. Süleymaniye cemaatinden beş altı arkadaş akşam ya da yatsı namazlarından çıkışta -şimdiki Suffa Vakfı’nın olduğu yerde- İlim Yayma Cemiyeti kurucularından Nazif Çelebi’nin evinde çay içmeye giderlermiş. Sonradan Süleymaniye’den Yavuz Selim’e taşınınca babası da namazlarını Fatih Camii’de kılar olmuş. Bunun üzerine Erhan, bir gün Sirkeci’de Nazif Çelebi ile karşılaşınca,
“O baban yok mu, benim kırk senelik sabah namazı arkadaşım… Beni terk edip gitti!”
diye sitemde bulunmuş.

Hepimiz bir aradaydık

  • Fethi Erhan, ilk okul eğitimini günümüzde İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi olan binada, Beyazıt İlkokulunda almış.
    “Normalde Vefa Lisesine gitmem lazım ama abim İstanbul Erkek Lisesine gidince ben de ona imrendim, peşinden İstanbul Erkek Lisesine gittim”
    diyor Erhan ve yakasında gururla taşıdığı, “bundan başka rozet takmadım” dediği İstanbul Erkek Lisesi rozetini gösteriyor. 1961’de İstanbul Üniversitesi kimya bölümüne girmiş. O zamanlar fakültenin üçüncü sınıfına geçen öğrencilere bir imtihana daha girerek İstanbul’da Gazetecilik Enstitüsüne girme hakkı tanınıyormuş. Erhan da bu imtihanı kazanarak Gazetecilik Enstitüsünde eğitim almış. Öğrencilik yılları hayli faal geçen Erhan, 1969’da kimya bölümünden, 1975’te ise gazetecilikten mezun olmuş. “Talebelik hayatım hayli aksiyonlu geçti, o yüzden biraz geç bitirdim yoksa tembelliğimden değil” diyor Erhan ve o zamanki arkadaş çevresini şöyle tanımlıyor:
    “Kimimiz, Üstadçı, kimimiz Topçucu kimimiz Atsızcıydık ama hepimiz bir aradaydık”

Eski Süleymaniye sakinleri

Abdülhakim Arvasi’nin oğlu, Kadıköy müftüsü Ahmed Mekki Üçışık ve torunları Hikmet Üçışık ile Ötüken Yayınevi kurucularından Hasan Fehim Üçışık, Türkiye’nin ilk beyin cerrahlarından Aysima Altıok ve Muzaffer Ozak, Süleymaniye’de oturan dönemlerinin mühim simaları. Kirazlı Mescit sokak ise Nur talebeleri için ayrı bir öneme sahipmiş.
40 numarada İlk Nur talebelerinden Ali İhsan Yurt’un evi 46 numarada ise Türkiye’deki ilk Nur medresesi bulunurmuş. Süleymaniye’ye damat gelen ünlü simalar da varmış, Cumhuriyet döneminde orgeneral ve eski Genelkurmay Başkanı İsmet İnönü ve Ötüken Neşriyat’ın kurucularından eski Marmara Kıraathanesi müdavimlerinden Ahmet Nuri Yüksel’in kayınpederlerinin evleri buradaymış.
Süleymaniye’deki evlerin birçoğu bugün sosyal hizmet ve vakıflara ev sahipliği yapıyor. Örneğin, 60’lı yılların İslami kesim önderlerinden Abdulhalim Akkul’un evi Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti’nin kurucusu Nazif Çelebi’nin evi ise günümüzde Suffa Vakfı olarak hizmet veriyor.
  • “Kirazlımescit ve Süleymaniye Caddesi’nin kesiştiği köşede Bozboğan su kemerine bakan bir çeşme vardır, bilirsiniz. O çeşmeyi Fuat Sezgin ile Ursula Sezgin restore ettirmiştir” diye anlatıyor Fethi Erhan.
    “Çeşmenin hemen önünde bir gazete satıcısı vardı, o zaman her yerde bakkal yok, gazeteciler kollarının altında gazetelerle tüm mahalleyi dolaşırdı”
    diye anlatıyor. Çeşmenin tam karşısındaki dükkan o zamanlar civardaki tek bakkal olan “Tahir Bakkal” imiş. Bakkalın hemen karşısında İstanbul’a gelen bulgarların sütçülük yaptığı bir dükkan varmış
    . Semt, sütünü, kaymağını buradan temin edermiş. Günümüzde Süleymaniye Camii’nin arkasında birçok kurufasulyeci sıralansa da mekanın en eskisi Kurufasulyeci Ali imiş. Onun dışındakiler kıraathane ya da kahveymiş.
#​Süleymaniye
#Fethi Erhan
#İlim Yayma Cemiyeti Vakfı
#İstanbul