Sadık Battal'ın yazıp yönettiği Yavuz Turgul'un Dünyası adlı belgesel, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek. Battal, belgeselde insanlığın ortak hikâyesine dokunarak etkileyici ve iyileştirici bir çalışmaya imza attı
Bundan tam sekiz yıl önce açık hava konserlerinde Yavuz Turgul'la tanışan Sadık Battal'ın, Turgul'la olan hikayesi, 17 Nisan 2008 tarihinde saat 11:00'de Beyoğlu Atlas Sineması'nda gösterime girecek olan Yavuz Turgul'un Dünyası belgeseliyle seyirciye kadar uzanacak. Aynı zamanda Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde sinema dersleri veren Battal, Doğu'yu referans alan Turgul'u önemsemesinin sebebini şöyle açıklıyor; "Yavuz Turgul filmlerinde mizah ile eleştiri, hüzün ile huzur aynı anda varolur. Neşe ve keder bir aradadır. Yavuz Turgul, Anadolu insanın ruh iklimine çok uygun düşen bu bileşimi, geleneksel temaşa sanatının özelliklerini iyi biliyor ve bu filmlerine yansıyor". Turgul Sineması'nın, sosyolojik çalışmalar için birer başvuru kaynağı niteliğinde olduğunu söyleyen Battal, 'Bu anlamda Turgul'un filmleri, bir düşünce adamının eseri görünümündedir' diyor.
Yavuz Turgul'un günümüzün en büyük hikaye anlatıcılarından biri olduğunu vurgulayan Battal, 'Seksen sonrası yaşadığı derin krizi Yavuz Turgul ve Eşkiya filmiyle aşmış olan Türk sineması ikinci ve yeni altın çağına da Gönül Yarası filmi ile girmiştir. Züğürt Ağa gibi mütamadiyen iyi fikirleri ve özgün projeleri olan Yavuz Turgul, eski ama eskimemiş insanlardan biri. Eski filmlerdeki gibi mahalle, selamlaşma, dostluk, kardeşlik, aşk, ihanet, intikam, asalet, adam gibi konuşma, bilgece susma işte Yavuz Turgul'un dünyası bunlar!' diyor.
Müziklerini Mehmet Güreli ve Tamer Çıray'ın yaptığı belgesel, titiz ve uzun bir çalışmanın sonucu. Elliden fazla kişiyle görüşen, arşivlerin peşine inatla düşen Battal, maalesef elindeki 150 saatlik malzemeyi 90 dakikaya indirdi. Fakat biletleri ilk günden tükenen belgeselin daha uzun ve geniş bir biçimde, yakında çıkacak olan DVD'sinin bir başucu eseri olacağı kesin. Herşeyden önce, Yavuz Turgul'un belgeselde, film, senaryo ve insan hikayeleri üzerine yaptığı çarpıcı açıklama ve anlatılar hem sinemaseverler hem de hikayesi olan her insan için bulunmaz bir hazine değerinde. Yavuz Turgul'un, popüler ortamlarda görünmediğini ve konuşmadığını söyleyen Battal, 'Konuştuğunda da, mikrofonlara değil, insana konuşuyor sadece. İletişim araçlarını kullanmadan iletişim kuruyor. Çünkü iletişim araçlarının iletişimi engellediğini biliyor. Hali, sözü, mektubu ve insanı arıyor' diye ekliyor.
Filmin danışmanları ise Nilgün Öneş, Kurtuluş Kayalı, Mustafa Kutlu, Selahattin Yusuf ve Hakan Albayrak. Selahattin Yusuf'un deyimiyle, bu belgesel aslında iyilik çetesinin son ürünü. Sadık Battal'ın bir 'şehir efsanesi' olduğunu söyleyen Hakan Albayrak, Battal'ın belgeselde samimi bir dil yakaladığını ve belgeseli tek bir insanın hikayesini anlatan biçimden çıkardığını özellikle vurguluyor. 'Hayat hikâyedir, hikâyeler yaşarız, Hikâyeler sayesinde buluşuruz, yakınlaşırız' diyen Battal, çektiği belgeselle usta bir anlatıcı olduğunu ispatladı. Alfred Hitchcock, 'Sinema, sıkıcı yönleri çıkarılmış hayattır' der. Belgesellerin sıkıcı olduğu önyargısını tek vuruşta yıkabilecek olan belgeseli izledikten sonra, şu soruyu soruyorsunuz kendinize, 'Kim anlatıyor bu belgeseli?' Sorunun cevabı, belgeselin sonunda jenerikten akıyor. Yazan /Yöneten: Sadık Battal.
Eğer siz de sinemayı ciddiye alıyorsanız, karşınızda sinemayı bu kadar ciddiye alan bir adamla karşılaşmak heyecan verici.
Yavuz Turgul sinemasi deyince, benim aklıma bütün teoriyi, bütün lafzını bir kenara itip, onun sahiciliğine iltica etmek gelir hep.
Çoğu sohbetle-rimde her zaman heryerde onun için söylediğim tek bir şey var: Sinemanın büyücüsü diyorum Yavuz Turgul için, sinemanın büyücüsü.
Yavuz Turgul, bu toplumun insanlarındaki takıntıları ciddiye alıyor. Takıntılardaki ayak diremelerini.
Kederin de, hüznün de, sevincin de birlikte yaşanıyor olması. Bunların birbirlerinden çok fazla, çok radikal bir biçimde ayrılmadan bir insanlık durumu olarak birlikte yaşanmış olmasıdır ki, sanıyorum Yavuz Turgul'u klasik anlamda benim dram-komedi de dediğim bir yerde kendi filmini konumlandırmaya götürmüştür.






