Yüz yıl sonra anılacaksın; sakın şaşırma

Harun Karaburç
00:0022/05/2014, Perşembe
G: 21/05/2014, Çarşamba
Yeni Şafak
Yüz yıl sonra anılacaksın; sakın şaşırma
Yüz yıl sonra anılacaksın; sakın şaşırma

Henüz genç yaşında yazdıklarıyla dikkatleri üzerine çeken, daha otuz yaşlarındayken çoktanTürk edebiyat tarihine adını dâhil eden Orhan Veli''nin 100. doğum gününün birçok etkinlikle anıldığı şu günlerde Yapı Kredi Yayınları, ''Sakın Şaşırma'' adlı serginin görsellerinden bir kitap yayınladı. Kitapta Orhan Veli''ye dair ince ayrıntılar, hassas detaylar ve ilk kez gün ışığına çıkan fotoğraflar var.

''Bir Veli pak nihade lutfedüb Rabb-ı Celil;

Verdi bir mahdüm-ı mergüb kim misal-i aftab;

Nur-ı Ahmed pertevinden halk olan Orhan''ın hak;

Ömrün efzun eylesin, hem kendisin alicenab;''

diye yazmıştı aile dostları Orhan Veli doğduğunda. Ne yazık ki ömrü uzun olmadı Veli''nin ama yazdığı şiirlerle ruhu ölümsüzleşti. 36 yıllık kısa yaşamında belki daha fazla şiir yazacaktı ama ömrü el vermedi. Orhan Veli, 1914 yılında Beykoz''da Yalıköy''de dünyaya geliyor. Bu yıl onun doğumunun 100. yılı, aramızdan ayrılışının, bizi ''güzel havalar''la baş başa bırakışının ise 64. yılı. Kitaplarının telifi Yapı Kredi Yayınları''nda bulunan şairin yüzüncü doğum gününe özel bir kitap, daha doğrusu bir sergi kataloğu okurların beğenisine sunuluyor. 4 Nisan 2014- 1 Mayıs 2014 tarihleri arasında açık kalan ''Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında'' sergisinin kataloğunda şairin el yazısı şiirleri, eş, dost ve ailesiyle birlikte çektirdiği fotoğrafları, arkasında bıraktıkları, Yaprak dergisinden bazı nüshalar yer alıyor. Kitapta Haluk Oral''ın ve M. Şeref Özsoy''un Orhan Veli hakkında yazdığı yazılar da bulunuyor.

OKUL ARKADAŞIYDIK

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü''nde tanıştığı Erol Güney, şu satırlarla anlatıyor Orhan Veli''yi: ''Aynı yılda ve denilebilir ki aynı denizin sahilinde doğmuşuz. Aynı yıl içinde üniversiteye, felsefe bölümüne girmişiz. Aynı sınıfta değilse de (çünkü o derse pek girmezdi) aynı koridorda bol bol buluştuk. Nusret Hızır''la lügat oyununu oynadık. Bu oyunun esası da şuydu: O ünlü, Fransızların Larousse''u alınıyor, biyografiler bölümünden bir harf seçiliyor ve bu harfle başlayan dünyanın ünlülerini sıralıyorduk. Bu harften en çok isim bilen oyunu kazanıyordu. Nusret fevkalade bilgili, hafızası çok kuvvetli bir adam olduğu için hep kazanırdı. Orhan Veli, ona bazen meydan okurdu.

ZARİF BİR BEYEFENDİ

Bunu da şu şekilde yapardı. Önceden bir harfteki isimleri ezberlerdi, nasılsa o harfi seçtirmenin bir yolunu bulur, Nusret Hızır''a çok tehlikeli bir rakip olurdu. O zamanlarda Orhan, genellikle güzel giyinirdi. Zarif bir adamdı. Hep ondan beklenmeyen şeyler yapardı, insanı şaşırtmayı çok severdi. Kimi zaman da çok susardı. Ama susması da etrafında bir sır havası yaratırdı. Zaten geleceğin büyük bir şairi olacağı, öğrenciler arasında biliniyordu. Tabii ben o zamanlar onunla Türk şiiri hakkında konuşmak durumunda değildim, pek bilmezdim. Bu yüzden Fransız şiirinden konuşurduk onunla. Çok bilirdi o da bazı tanımadığım şairlerin isimlerini de söylerdi, bütün bu Fransız şiiri hakkında konuşmalarımızda, ezberde bildiğim Fransız şiirlerini okurdum. Orhan''ınsa Fransızca bir şiir okuduğunu hatırlamıyorum. Şivesini mi beğenmiyordu, hata yapmaktan mı çekiniyordu bilmiyorum. Hiçbir zaman zaaflarını gösterecek işler yapmazdı.''

ÖLÜM ALLAH''IN EMRİ AYRILIK OLMASAYDI

''İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli.'' Diyerek tarif ediyordu Orhan Veli''yi Sait Faik, 2 Şubat 1947 tarihli bir yazıda. O zamanlar genç ve parlak bir şair olan Orhan Veli, ''Yazık Oldu Süleyman Efendiye'' şiiriyle çok konuşuluyor. Sait Faik Orhan Veli''ye bu şiirin bu kadar meşhur olacağını bildiği için mi yazdığını soruyor. Orhan Veli ise gayet yalın bir şekilde ''Ben hayatı sadelik içinde geçmiş basit bir adamın hayatından bahsetmek istedim. Acayiplik olsun diye yazmadım. Şiiri neşretmeden evvel de bu kadar yadırganacağını tahmin etmiyordum.'' diye cevap veriyor. Şiiri hatırlayalım:

Tüfeğini deppoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matarasında dudaklarının izi;

Öyle bir rüzgâr ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigâr.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yazısıyla:

''Ölüm Allah''ın emri,

Ayrılık olmasaydı.''

URUMELİHİSARINA OTURMUŞUM

14 Kasım 1950 yılında aramızdan ayrılıyor Orhan Veli. 17 Kasım''da Beyazıt Camii''nde kılınan cenaze namazından sonra ''Urumeli Hisarına oturmuşum/ oturmuş da bir türkü tutturmuşum'' dediği Rumelihisarı mezarlığına defnediliyor. Bir nevi bu dizeleri vasiyet kabul ediliyor. Türk edebiyatında şiirde kafiyeyi çıkaran bir şair olarak bilinen Orhan Veli''nin mezar taşında Emin Barın''ın yazısıyla yalnızca ''Orhan Veli/ 1914- 1950'' bulunuyor.

İKİ GECEDE ÜÇ PERDELİK DRAM

Orhan Veli şairliğinin yanında tiyatroya olan ilgisiyle de biliniyor. Henüz lise çağında bile pek çok oyunda rol alan Orhan Veli''nin aklına birden, okullar tatil olduğunda yazı geçirmek için geldikleri Beykoz''daki evlerinin bahçesinde bir tiyatro kurmak fikri geliyor. Kardeşi Adnan Veli Kanık, ''Kardeşim Orhan Veli'' kitabında sahneye koydukları ilk oyun gecesini şöyle anlatıyor: ''Okullar tatil olunca yazı geçirmek için her yıl Boğaziçi''ne gelirdik. Bir gün Beykoz''daki evimizin bahçesinde tiyatro açmak fikri Orhan''ın aklına geldi. Ama sahne ve tribün yapmak masrafa bağlıydı. Orhan da bu niyetinden bir türlü vazgeçmiyordu. Civardaki bir odun ardiyesinden ince sırıklar çalarak bir sahne hazırladık. Tanıdık bir kahveciden elli iskemle ile lüks lambası kiraladık. Orhan''ın bir gecede hazırladığı üç perdelik bir dramı, iki gün içinde sahneye koyduk. Kılık kıyafet tedariki için topumuz birden seferber olduk. Komşulardan cübbe, sarık topladık. Temsil başarı ile sona erdi. Orhan o gece çok heyecanlıydı. Daha o yaşlarda sanatın doyulmaz tadına ulaşmıştı.''

Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında

Ed: Murat Yalçın

Yapı Kredi Yayınları

2014

175 sayfa