Kudüs için iftar vakti

Yeni Şafak
10:168/06/2016, Çarşamba
G: 8/06/2016, Çarşamba
Yeni Şafak

Bilmem izlediniz mi? TVNET, iftar programını Kudüs'ten canlı olarak yapıyor. Kudüs'ten, Zeytindağı'ndan...


“Kalbimin yarısı Mekke'dir, yarısı Medine'dir,


üzerinde ince bir tül gibi Kudüs vardır."


Nuri Pakdil



1. Dünya Savaşı'nda Filistin cephesinde Cemal Paşa'nın kâtipliğini yapan Falih Rıfkı Atay'ın meşhur kitabına isim babalığı yapan Zeytindağı. Eserinde Osmanlı'nın son, Cumhuriyet'in ilk gençliğinin hafızalarında İmparatorluktan hiçbir iz kalmadığını söyleyen Falih Rıfkı şöyle diyor:



“Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman, düşman murahhasları Niş kasabasını da istemişlerdi, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak, 'Ne hacet' dedi, 'İstanbul'u da size verelim.' Babalarımız için Niş İstanbul'a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar'ı, Trablus'u, Girit'i ve Medine'yi bırakırsak Türk milleti yaşayamaz, zannediyorduk."



Kitabı bitirdikten sonra akıllarda kalan imaj şu:



“Gerçekten de Filistin hiç bizim olmamış!"




Mescid-i Aksâda akşam namazı

Peki hakikat böyle mi? Gerçekten Üsküp, Vardar, Trablus, Girit, Mekke, Medine, Kudüs… hiçbir iz bırakmamış mıydı Osmanlı'nın son, Cumhuriyet'in ilk gençliğinin zihninde?



Buyrun, Kudüs'teki Osmanlı izlerine daha yakından bakalım:



·Yavuz Sultan Selim, Müslümanların ilk kıblesi olan bu kutsal şehri 1516'da Osmanlı hâkimiyetine aldı. 30 Aralıkta yakın adamlarıyla birlikte şehre giren Yavuz, tarihî mekânları ziyaret ederek Mescid-i Aksâ'da akşam, Kubbetü's-sahra'daysa yatsı namazını kıldı.



·Kanuni Sultan Süleyman da Kubbetü's-sahra'yı restore ettirmiş, uzunluğu 3 km, yüksekliği 12 m civarında olan ve bugün hala ayakta duran surları yaptırmıştı. Beytülahm ve Halilürrahman'dan Kudüs'e su getiren kanalları tamir ettirerek 6 çeşme inşa ettirmişti.



·Hürrem Sultan'ın cami, medrese, han, ribat ve imaretten oluşan külliyesi Osmanlı Kudüs'ünün sosyal hayatına damgasını vurmuş, bilhassa imareti fakirlere, talebelere, tüccarlara, yolculara ev sahipliği yapmıştır.



·Kubbetü's-sahra'da Hz. Muhammed'in sakal-ı şerifinin korunduğu bir mahfaza Sultan I. Ahmed tarafından armağan edilmişti.



·Aksa Camii'nin kubbesinde yazılı olan 3 isimden biri burada kapsamlı bir restorasyon yaptırtan Sultan II. Mahmud'a aittir. Diğer ikisiyse Selahaddin Eyyubî ve Sultan Muhammed Kalavun'dur.



·Yine Kubbetü's-sahra'da muallak kayasının bir köşesinde bulunan bir mihrap, Sultan II. Abdülhamid tarafından yaptırılmıştır.





“NASRUN MİNALLĀHİ VE FETHUN KARÎB…"


Elbette Osmanlı'nın bu topraklardaki izleri, yukarıda sıraladıklarımızdan ibaret değil.


Hatırlıyor musunuz? Bir haber çıkmıştı yıllar önce:


Kudüs'te asırlarca patlayan iftar topuna tahammül edemeyip yasaklamışlardı İsrailli yetkililer.


“Artık bu devirde iftar saatinin geldiğini öğrenmek için top patlatmaya gerek var mıydı?"


Peki neden rahatsız olmuştu İsrail bir iftar topundan?


Şehrin kalesinin üzerine 150 yıl önce yerleştirilen top, Ramazan'da sahur ve iftar vakitlerinde kullanılır, ayrıca Ramazan'ın başlangıcında ve bayram arifesinde de top atışları yapılırdı. Gerektiğinde hareket ettirilmesi için iki tekerlek üzerine yerleştirilen 2 metre uzunluğundaki topun içerisine fitil ve barut tozu konularak kumaş gibi bir şeyle barut sıkıştırılıyor ve sonrasında fitil ateşleniyor. Ateşlenen toptan çıkan kuvvetli sesi duyulduğundaysa “Kudüs için iftar vakti"…



İngiliz işgali esnasında Selahaddin Caddesi üzerindeki Mücahidler Kabristanlığı'na taşınan top, Sanduka ailesi tarafından aynı yerde, babadan oğula intikal ederek, günümüze kadar korunmuş. İsrail'in 1987'de barut tozunu kullanmasını yasakladığını, bunun yerine İsrail ordusu tarafından aileye verilen ses bombası kullanılmış.



Falih Rıfkı'nın kulakları çınlasın.



Asırlık iftar topu her ateşlendiğinde İsrail'in duyduğu ses, sadece büyük bir gürültüden ibaret değildi. Onlar, Dersaadet'ten Kudüs'e Kubbetü's-sahra'yı ışıl ışıl aydınlatsın diye muhteşem bir âvize gönderen Sultan Abdülhamid'in Siyonistlerin toprak taleplerine karşı verdiği şu cevabı hatırlıyorlardı:



“Filistin'den bir karış toprak dahi vermem!"


Ben bu yazıyı bitirirken, siz bu yazının son satırlarını okurken Mescid-i Aksa'da bir Müslüman tiz perdeden “Nasrun minallāhi ve fethun karîb ve beşşiri'l-mü'minîn" ayetini okuyor, duyuyorum.





#Ramazan
#Kudüs