Elveda Asya'm, al yazmalım, bitmemiş türküm benim...

Ali Murat Güven
00:0016/05/2010, Pazar
G: 16/05/2010, Pazar
Yeni Şafak
Elveda Asya'm, al yazmalım, bitmemiş  türküm benim
Elveda Asya'm, al yazmalım, bitmemiş türküm benim

Türk sinemasının gelmiş geçmiş en güzel aşk filmi 'Selvi Boylum, Al Yazmalım', çekiminden 32 yıl sonra, sesi ve görüntüsü çağdaş teknolojilerin yardımıyla kare kare restore edilmiş kopyalar üzerinden yeniden gösterimde... Vaktiyle bu klasik yapıtı gözyaşları içinde izlemiş anne-babalar, evlatlarını da onunla mutlaka tanıştırmalı!



SELVİ BOYLUM, AL YAZMALIM (The Girl with the Red Scarf)

Yapım Yılı ve Ülkesi:
1978, Türkiye yapımı

Türü ve Süresi:
Duygusal drama / 90 dakika

Yönetmen:
Atıf Yılmaz Batıbeki

Senarist:
(Cengiz Aytmatov'un aynı adlı eserinden) Ali Özgentürk

Görüntü Yönetmeni:
Çetin Tunca

Özgün Müzik Bestecisi:
Cahit Berkay

Dijital Restorasyon:
Groupama Gan Vakfı, Technicolor, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Çiçek Film işbirliğiyle

Oyuncular:
Türkan Şoray (Asya), Kadir İnanır (İlyas), Ahmet Mekin (Cemşit), Nurhan Nur (Asya'nın Annesi), Hülya Tuğlu (Dilek), Cengiz Sezici (Can), İhsan Yüce (Ali), Elif İnci (Samet), Perihan Doygun (Komşu Halime), Erol Batıbeki, Günay Güner, Bülent İğdiroğlu, Taci Erşan

Yapımcı Şirket:
Yeşilçam Filmcilik

Dağıtıcı Şirket:
Pinema

İçerik Uyarıları:
Her yaş grubundan izleyici için uygundur.

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı:

Yeni Şafak-Cumartesi Eki Puanı:
* * * *

Güneydoğu'daki bir baraj inşaatında kum kamyoncusu olarak çalışan yakışıklı şoför İlyas, mesai saatindeki rutin seferleri sırasında, yakınlardaki bir köyde yaşayan Asya'yı görüp ona tutulur. İlk başlarda çekingenlik içindeki Asya da bir süre sonra genç adamın kurlarına karşılık verecek ve ikili arasında dillere destan bir aşk doğacaktır.


Asya ve İlyas, baraj çalışanları ve yöre sakinlerinin katıldığı dillere destan bir düğünle evlenirler. Başlangıçta her şey son derece güzel gitmektedir. Üstelik, bu mutlu dönemde aşklarının meyvesi olan bir de erkek çocukları dünyaya gelir. Ancak, başına buyruk ve sorumsuz bir hayat yaşamaya alışmış olan İlyas çok geçmeden kendini dağıtacak, mutluluğu baraj şantiyesinde görev yapan başka bir kadında aramaya başlayacaktır.



Evinin yolunu unutan eşini kucağındaki küçük Samet'iyle günlerce, haftalarca sabırla bekleyen Asya, ne yapacağını bilemez bir vaziyettedir. Genç kadın, sonunda bebeği ve kendisi için bu perişanlıktan bir çıkış umudu bulmak üzere yollara düşer. Kamyon şoförlerinin takıldığı bir kahvenin önünde yağmur, yorgunluk ve açlıktan tükenmek üzereyken, yörede çalışan kamyoncu Cemşit onları koruma altına alıp evine götürür. Cemşit, eşini yıllar önce yitirmiş, yalnız yaşayan bir adamdır. Büyük bir korku içindeki Asya ve bebeğine kol kanat gerip, onların insanca koşullarda yaşamalarını sağlar. Asya, nerede olduğunu dahi bilmediği eşiyle, kendilerine merhamet gösteren bu yiğit adam arasında yıpratıcı bir duygusal ikilem içinde kalmıştır. Zamanla aradaki çekingenlik ortadan kalkıp Cemşit ile âdeta bir karı-koca yakınlığı içinde yaşamaya başlamışken, yakınlardaki otoyolda yaşanan bir kaza sonucu İlyas hayatlarına ansızın tekrar giriverir. Artık Asya ve küçük Samet için nihai bir karar verme zamanıdır. Hayatta en güvendikleri insan tarafından hiç beklemedikleri bir anda yapayalnız bırakılan bu ana-oğul, “kuru kuruya aşk”ıyla yeniden sallana sallana ortaya çıkan İlyas'ı mı tercih edeceklerdir, yoksa her şeyin bittiğini sandıkları bir anda kendilerine kucak açan, onları koruyup kollayan, besleyen ve sevgi gösteren Cemşit'i mi? Asya da bağrına taş basarak kendisine ve oğluna emek veren tarafı seçer.


Bu, benim son yıllarda yazdığım en keyifli film tanıtımlarından biri… Çünkü, 1978 yılında rahmetli babamla birlikte, o dönemin İstanbul'undaki gözde salonlardan Aksaray-Bulvar Sineması'nda gözyaşları içinde izlediğim, sinemaseverliğimin temellerini atmış çok önemli bir yapıtı yıllar sonra yeniden beyazperdede izlemenin heyecanını yaşıyorum. Çekildiği dönemin vasat laboratuar, kurgu ve seslendirme koşullarından dolayı, televizyonlarda yıllardır izlemekte olduğumuz video kopyaları ses ve görüntü kalitesi açısından çok da tatminkâr bir görünüme sahip olmayan “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın master negatifinin başına son 4-5 yıl içinde gelmeyen bela kalmamıştı. Filmin gösterim haklarını elinde bulunduran Kanal D tarafından Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV Enstitüsü'nden ödünç alınan negatif, söz konusu yayın kuruluşunun depolarında kayboldu. Benim de aralarında bulunduğum bir dizi sinema yazarının yaygaraları sonucunda, konunun muhatapları harekete geçip arşivlerde geniş kapsamlı bir aramaya giriştiler. Ve nihayet, filmin yeryüzündeki tek master negatifine hummalı bir aramanın ardından geçen yıl ulaşılabildi. Son birkaç yıl içinde atlattığı binbir badireden sonra emin ellere geçen bu klasik yapıt, 2009'un ikinci yarısındaki özenli bir dijital restorasyon işleminin ardından da genç kuşak izleyicinin beğenisine sunulacak hâle getirildi.


Sakın ola, “Ben zaten Selvi Boylum'u ekranda defalarca izledim. O yüzden de çok iyi bildiğim bir filmi izlemek için yeniden sinemaya gitmeme gerek yok” falan diye düşünmeyin. Çünkü, bütün samimiyetimle iddia ediyorum ki Türk sinemasının bu unutulmaz klasiğini şimdiye kadar hiç bu kadar kaliteli bir ses ve görüntü eşliğinde izlemediniz; beyazperdede tek kelimeyle “yepyeni” bir deneyim yaşayacaksınız. Bırakın diğer bütün bol çizikli ve puslu resimleri, Asya'nın filme de adını veren, fakat beyazcamda her göründüğünde kirli bir vişne çürüğüne çalan “al yazma”sı bile şimdiye kadar hiç olmadığı kadar “kırmızı”…


Ve bu güzel öyküye ilişkin son bir not daha… Kültür Bakanlığı'nın yanı sıra, klasikleşmiş filmlerin restorasyon çalışmalarına sağladıkları desteklerle tanıdığımız Groupama Gan Vakfı ve Technicolor kurumunun da katkılarıyla yenilenen “Selvi Boylum”, çekildiği dönemde sosyalist sinemacılar tarafından “diyalektik materyalizm tarafından aşkın metafiziğine verilmiş en sağlam karşılık” şeklinde tanımlanmıştı. Ancak, ne ilginçtir ki filmin öyküsüne kaynaklık eden romanın yazarı, ünlü Kırgız edebiyatçı Cengiz Aytmatov (1928-2008), ölümünden kısa süre önce kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Asya'nın öyküsünü yazdığımda genç ve hızlı bir sosyalisttim. Gönlüm, o zamanki bakış açımla Cemşit'in kazanmasını istemişti. Fakat, aynı romanı bugünkü hayat yorumumla yazsaydım, bütün insanî kusurlarına rağmen sanırım yine de İlyas kazanırdı. Çünkü, adına aşk denilen duygunun hiçbir mantığı yok” diyecekti. Gel de çık bakalım bu işin içinden!

32 yıl önce babamın elimden tutarak götürdüğü bu güzel filme, şimdi ben de kendi çocuklarımı götüreceğim. “Emek”le desteklenmeyen sevginin ne denli kof ve anlamsız olduğunu idrak etsinler diye… Lütfen siz de aynısını yapın ve bu hafta sonunda iki saatinizi çocuklarınızla birlikte “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın gösteriminde geçirin. Böylelikle hem onlara yüksek düzeyde bir Türk filmi örneği izletmiş, hem de ulusal sinemamızın klasiklerinin bu şekilde restore edilip yeniden kitlelerle buluşturulması çabalarına anlamlı bir katkı yapmış olacaksınız. Darısı, diğer “aşkın” filmlerimizin başına!