Beyazperdede bir dönem kapanıyor ve artık 62 yaşına ulaşan Sylvester Stallone, kendi kaleminden çıkma “Rocky” karakterinden sonra “Rambo”ya da gösterişli bir vedâ bölümü çekerek, vaktiyle çok tartışılmış olan bu iki kahramanını kendi elleriyle sinema tarihine teslim ediyor.
İtalyan asıllı Amerikalı aktör, senarist ve yönetmen Sylvester Stallone'nin 2007 yılı yaz ayları boyunca Tayland'ın tropik ormanlarında zorlu koşullar altında çektiği “Rambo-4”, uzun bir bekleyişinin ardından gelecek hafta dünyanın dört bir köşesindeki aksiyon sineması tutkunlarıyla buluşacak. Daha önce maceraları üç kez filme alınan gözüpek Vietnam gâzisi “John Rambo” karakteri için gösterişli bir vedâ bölümüyle son kez kameranın karşısına geçen Stallone, aynı zamanda bu son bölümün yönetmenliğini de üstleniyor.
Stallone, 2006 yılında benzeri bir vedâ filmini de yine kendisinin sinema dünyasına kazandırdığı bir diğer unutulmaz karakter, 'İtalyan aygırı' nâmlı “Rocky Balboa” için gerçekleştirmişti. Bizzat yazıp yönettiği bu altıncı film için 60'larında yeniden ringe dönen “Sly”, tıpkı serinin 1976'da çekilen John G. Avildsen imzalı başlangıç filmi kadar duygusal yoğunluğa sahip ve sinemasal açıdan da o ölçüde etkileyici bir öyküye imza atıyordu.
Henüz sağ ve sağlıklıyken ilhamları kendisine ait kahramanların vedâ bölümlerini yaparak sinema tarihinde “hoş bir sedâ” bırakmak isteyen Stallone, ilerleyen yaşına rağmen, benzer türde bir projeyi şimdi de “Rambo” için gerçeğe dönüştürmüş bulunuyor.
Şu sıralarda bütün dünya sinemalarında fragmanları gösterilen “Rambo-4”ün, özellikle aksiyon kalitesi açısından esaslı bir final bölümü olduğu belirtilmekte… Senaryosunu Art Monterastelli ve Kevin Bernhardt'ın yazdıkları filmde ünlü oyuncuya Julie Benz, Matthew Marsden ve Graham McTavish eşlik ediyorlar. Rambo bu nihai öyküde, bir grup paralı askerin lideri olarak, Burma dolaylarında kaybolmuş bir insanî yardım ekibini kurtarmaya çalışacak.
Her ne kadar, özellikle George Pan Cosmatos'un yönettiği ikinci (1985) ve Peter MacDonald imzalı üçüncü bölümü (1988) Amerikan militarizminin en kaba biçimde propagandasını yapmalarından dolayı, vaktiyle -aralarında benim de bulunduğum sinemaseverler tarafından- kıyasıya eleştirilse de, “John Rambo” efsanesini türeten 1982 tarihli ilk bölüm, ya da meraklılarının daha iyi bildiği adıyla “İlk Kan” (First Blood), objektif bir değerlendirmeyle bakıldığında hiç kuşkusuz bugün artık sinema tarihinin en güzel serüven filmleri arasına girmiş durumda. Üstelik, bu ilk bölümün sonradan gelen diğer ikisi gibi “beyinsiz” birer propaganda filmi olmayışı; aksine, son derece ciddi insanî, siyasî ve toplumbilimsel mesajlar taşıması da ayrı bir vâkıaydı. Devletinin soğukkanlı bir katil olarak yetiştirip sonra da “Git, önüne çıkanı gebert” diyerek Vietnam'a gönderdiği gencecik bir adamın, terhisten sonra içine düştüğü yalnızlığı, duygusal boşluğu ve ardından gelen öfke duygusunu tüyleri diken diken eden bir sinemasal başarıyla vermişti Kanadalı yönetmen Ted Kotcheff... Ki film bu yönüyle baştan sona dek güçlü bir militarizm eleştirisiyle bezeliydi.
Sinemada bazı özel öyküler ve karakterler, sinemaseverlere yüzeyde göründüğünden çok daha fazla şey ifade eder. Stallone de her ne kadar kariyeri boyunca zaman zaman Amerikan faşizmine (son dönemlerde de Ermeni propagandalarına) alet olmuş/edilmiş bir aktör olsa dahi, benim gibi, gençliğini 80'lerde yaşamış milyonlarca insana bu türden güzel sinemasal anlar armağan etmiş bir sanatçı. Üstelik, kariyerinin olgunluk döneminde rol aldığı “Güçlüler Bölgesi” (Copland, 1997) gibi filmlerdeki üstün performansıyla, beyazperdede -kendisine sıklıkla yakıştırıldığı türden- sırf kas gösterisi yapan mankafalı bir adam olmadığını, yüzeysel gibi görünen oyunculuğunun altında gerçekte çok ciddi bir yetenek de bulunduğunu bütün sinema dünyasına göstermişti. Bundan tam çeyrek yüzyıl önce döküntü bir kenar mahalle sinemasında, kayalıklardan düştükten sonra kaba bir iğneyle kendi omuzundaki kocaman kas yırtığını dişlerini sıka sıka dikmesini çocuksu bir hayranlık içinde izlediğimiz o “sessiz savaşçı” öldüğünde, aslında bizlerin gençliğimizden de bir parça tarih olacak.
Bu yüzden, Stallone'nin hayatı gibi bizim kuşağımızın mensuplarının hayatlarında da bir dönemi kapatacak olan “Rambo-4”ü, gelecek hafta gösterime girdiğinde, pek muhtemeldir ki çoğunlukla akranlarımızdan oluşan bir kitleyle ve yoğun bir nostalji duygusu içinde izlemeye gideceğiz.
Kolay değil, bizlere delikanlılık dönemlerimizde fena hâlde “role-model” olmuş, az konuşup çok icraat ortaya koyan gözükara bir kahramanı daha sinema tarihinin tozlu makaraları arasına uğurluyoruz.







