Serinin en soğuk filmi

Ali Murat Güven
00:0011/08/2007, Cumartesi
G: 11/08/2007, Cumartesi
Yeni Şafak
Serinin en soğuk filmi
Serinin en soğuk filmi

Fanatik hayranları her ne kadar yazar J.K. Rowling'in heybesinden çıkardığı her yeni maceraya peşinen razı olsa da, 'Harry Potter' serisinin beşinci filmi, çocukça sevimliliklerini artık yavaş yavaş yitirmeye başlayan kahramanları ve şiddete aşırı prim veren irkiltici öyküsüyle önceki dört filmin oluşturduğu güçlü “büyü”yü bozuyor.

HARRY POTTER VE ZÜMRÜD-Ü ANKA YOLDAŞLIĞI

(Harry Potter and the Order of Phoenix)

2007, İngiltere yapımı, fantastik macera

Yönetmen
: David Yates

Görüntü
: Slawomir İdziak

Müzik
: Nicholas Hooper

Kurgu
: Mark Day

Oyuncular
: Daniel Radcliffe, Gary Oldman, Alan Rickman, Emma Watson, Rubert Grint, Imelda Staunton, Ralph Fiennes

Süre
: 138 dakika

İçerik uyarıları
: İçerdiği korku ve şiddet öğeleri nedeniyle, 13 yaşından küçüklerin ve bu tür temalardan hoşlanmayanların izlememesi önerilir.

Yabancı sinemaseverlerden aldığı puan
: 7.7/10 (Kaynak: www.imdb.com)

Dağıtıcı şirket
: Warner Bros


* * 1/2


Türlü belalar içinde geçen tatilini geride bırakıp beşinci öğretim yılı için Hogwarts Büyücülük Okulu'na geri dönen Harry, kuşkular içinde kıvranıp duran Büyü Bakanı Fudge'un bilge yönetici Dumbledore'u adım adım pasifize etme çabaları karşısında okuldaki arkadaşlarını örgütler. Zorunluluk karşısında kolları sıvayıp öğretmenliğe soyunan kahramanımız, “Dumbledore'un Ordusu” adını verdiği bu küçük gruba bildiği en güçlü büyüleri öğreterek, hem yetkileri iyice kısıtlanmış ustasını koruyacak, hem de karanlık Lord Voldemort'un yaklaşan saldırısına karşı önlem almaya çalışacaktır.

Geride bıraktığımız hafta içinde, Harry Potter serisinin beşinci filmi “Zümrüd-ü Anka Yoldaşlığı”nı kendisinden günler önce (üstelik de üç başrol oyuncusunu İstanbul'daki galada dünya gözüyle, kanlı canlı görerek) izlediğimi bilen “Pottermania” hastalığından muzdarip büyük kızıma şu kritik soruyu yönelttim:

“Anlat bana evladım, bu yuvarlak gözlüklü huzursuz çocuk ve onun başları bir türlü beladan kurtulamayan haylaz arkadaşlarının öykülerinde senin bu denli ilgini çeken şey nedir?”

Serinin önceki bütün filmlerini en az beşer kez izlemiş olan 11 yaşındaki muhatabım, bir saniye bile tereddüt etmeksizin, heyecandan fıldır fıldır dönen gözleriyle şu cevabı veriyordu:

“Macera baba, macera! Biz çocuklar macerayı seviyoruz ve Harry Potter'da da istemediğin kadar macera var!”

İngiliz bayan yazar J. K. Rowling'in (gerçek adıyla Joanne Rowling) 2000'lerin başlarından itibaren dünya çocuk edebiyatının orta yerine âdeta bir bomba gibi düşen ve yerkürenin dört bir köşesindeki yüzmilyonlarca ufaklığı kendisine müptela eden Potter kitaplarının ardındaki sır, elde ettiği müthiş başarıyı tanımlayan anahtar sözcük işte tam olarak bu: “Macera”…

Yaşımız başımız, mizacımız ya da hayata bakış açımızdan dolayı edebiyat ve sinemadaki bu tür popüler trendleri sevmiyor olabiliriz. Dahası, sevmek zorunda da değiliz. Sözgelimi ben, bırakın Potter'ı falan, DVD'de “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin herhangi bir bölümüne 15 dakika bile dayanamayan biriyim. Ancak, popüler kültür ile çağımızda onun temel besleyici kaynakları konumundaki edebiyat ve sinemada, çocuklar ve gençler cephesinde başdöndürücü bir ilginin kaynağına dönüşen böylesine etkili “başarı formülleri”nin kodlarını mutlaka çözmek zorundayız. Birer sinemasever, birer aydın ve de birer Müslüman olarak…

1990'ların ikinci yarısında, Manchester-Londra arasında giden bir trende Potter'ın ilk serüvenini çiziktirmeye başladığında henüz otuzlu yaşlarında olan, hayatında o güne kadar kayda değer hiç bir başarı elde edememiş, evliliğini bile zar zor iki yıl yürütüp boşanmak zorunda kalmış, İngiliz orta sınıfına mensup kendi hâlinde bir edebiyat öğretmeninin, içi ağzına kadar “cin”, “peri”, “hortlak”, “büyü”, “cadı”, “canavar” ve daha nice akıl almaz tehlikelerle, birbirinden dudak uçuklatıcı korku öğeleriyle dolu böylesine kasvetli bir kültür evrenini bütün dünyaya “çağdaş çocuk edebiyatının başyapıtı” olarak pazarlayabilmesinin ardındaki sır, 21'inci yüzyılın beğeni kuralları karşısında tutunmakta güçlük çeken istisnasız herkesin ilgi alanına girmek zorunda…

Sonunu getirene kadar koltukta içimi afakanların basmasına neden olan son Potter macerasının hemen bir kaç saat sonrasında, evde kendisine yukarıdaki soruyu yönelttiğim kızım, verdiği yalın ama aslında son derece derinlikli cevapla bu sırra büyük ölçüde ışık tutmaktaydı. Evet, kabul etmek gerekiyor ki günümüzün çocukları bizlerden çok, ama çok farklı. Bir kere, bilgece bir durağanlığın aile üyeleri için şans ya da erdem sayıldığı bir hayatın içine doğmuyorlar. Sonrasında da zaten bütün hayatları (sinemanın, televizyonun, internetin, bilgisayar oyunlarının, bitmez tükenmez sınavların etkisiyle) başdöndürücü bir hız ve yarışma duygusu üzerine kuruluyor. Bizler de onlardaki bu tür bir sakat “hayat algısı”nı bilerek ya da bilmeyerek alabildiğine kışkırtıyoruz.

Bundan 20-30 yıl önce, TRT'nin pazar sabahları kuşağında yayımladığı, bir çocukla atı arasındaki duygusal ilişkiyi anlatan siyah-beyaz bir Disney filmi anında gözlerimizi sulandırır ve bizleri bir hafta boyunca etkisi altına alırdı. Şimdiki çocukların ise bu türden sulugözlü bir duygusallığa karınları tok; onlar “hi-tech” gösteriler, durmaksızın hız ve macera istiyorlar. Bizler için “Heidi”nin köyünden kopartılıp Frankfurt'a, otoriter halasının yanına gönderilmesi kalplerimizi parçalayan bir trajedi iken, onlar otobanda son hızla ilerledikleri bir anda otomobil ve kamyondan robota dönüşen “Transformer”ların insanlar tarafından “öldürülüşüne” (!) ağlıyorlar.

Elbette, ben ve benden daha önceki kuşaklar da belli ölçüde macerayı severdik. Maceraya eğilim bütün çocukların doğasında var. Ancak bizlerin macera güdüsünü doyurmak için Mark Twain'in Tom Sawyer'ının bir mağarada kaybolması ya da Kemalettin Tuğcu'nun herhangi bir çocuk karakterinin -gıpta edilecek çalışkanlığıyla- sosyo-ekonomik açıdan sınıf atlayıp gariban anasına hediyeler götürecek zengin birine dönüşmesi yetip de artıyordu. Şimdiki çocuklara ise bu kadar macera sinek vızırtısı gibi geliyor.

Bu yüzden, “Harry Potter”ın çılgın ritmi ve aslında erişkinlere bile iki numara büyük gelen korku evreni, bir çağın -bizim çağımızın- acı yenilgisini, naif değerlerle bezeli bir dönemin perdelerinin gürültüyle inişini simgeliyor aslında…

İzlerken zerre kadar zevk alamadığım önceki dört bölümü gibi bu son bölümünü de tam bir görev duygusuyla izlediğim bu film serisi için tarafsız olmak gibi bir kaygım yok. Söz konusu öykünün dünya gençliğinin ortak belleğine aktardıklarının kalıcı bir değeri olduğuna inanmıyorum çünkü…

Ancak, en azından filmi katı bir sinema eleştirmeni nesnelliği içinde ele aldığımda, bu son maceranın öncekilere göre hem oyunculuk hem de anlatım tekniği açısından daha bir itici ve soğuk olduğunu söylemem mümkün… Nitekim, internet forumlarında, aynı yargıyı, filmi bizden bir ay önce izleme şansı elde eden Amerikalı ve Avrupalı genç izleyiciler de dile getirmekteler…

Beyazperdede 2001'den bu yana Potter'ı canlandıran Daniel Radcliffe'in, henüz 12 yaşında -üstelik de son derece sevimli bir fizyonomiyle- kuşandığı bu karakter, 18'ine geldiği şu günlerde üzerinde artık eskisi kadar sevimli durmuyor. Öykünün gedikli kahramanlarını canlandıran diğer çocuk oyuncular açısından da durum aynı. Hepsi artık ilk sevimliliklerini yitirmiş ve bol sivilceli birer ergen olmuş durumdalar. Bir de Rowling'in bu son kitapta entrika, şiddet, korku ve gerilim açısından kantarın topuzunu biraz fazla kaçırması da “Potter-5”i bir çocuk-gençlik öyküsü ekseninden kopartıp daha bir “erişkin menzili”ne doğru fırlatmış gibi görünüyor.

Sonuç itibarıyla, “Zümrüd-ü Anka Yoldaşlığı”, şimdilik beş tanesini okuyup izlediğimiz, 2010 yılında toplam 7 kitap ve aynı sayıda filmle tamamlanacak olan bu serinin edebî ve sinematografik açıdan en iyi örneği değil. Buna karşılık, özel efektleri itibarıyla belki de en şık bölümü olduğunu vurgulamak gerek…

Hiç bir dağıtıcı şirketin gişede karşısına çıkmayı göze alamaması nedeniyle, “Harry Potter ve Zümrüd-ü Anka Yoldaşlığı”, nadiren rastlanan bir durumla, bu hafta sonunda ülkemiz sinemalarında gösterime giren tek film. İflah olmaz bir Potter fanatiğiyseniz, zaten ben ne dersem diyeyim, siz yine de bugün yarın salonlarda olacaksınız. Fakat, en azından “öykü zenginliği” olarak serinin zirvesiyle karşılaşmayacağınızı bilmenizde yarar var. Ha, pekiyi “Zirve hangisiydi” diye soracak olursanız, bana göre 2004 tarihli “Azkaban Tutsağı”ydı derim.

İki yıldır yeni macerayı beklemekten patlayanların derdine bir ölçüde devâ olabilir; ancak seriye bir bütün olarak ve daha serinkanlı bakabilenleri çok da kesmeyecek bir bölüm olmuş bu…


* * *

Harry Potter kitap ve filmleri külliyatı


- Harry Potter ve Filozof Taşı (2001) / Yön: Chris Columbus

(Harry Potter and the Philosopher's Stone)


- Harry Potter ve Sırlar Odası (2002) / Yön: Chris Columbus

(Harry Potter and the Chamber of Secrets)


- Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (2004) / Yön: Alfonso Cuaron

(Harry Potter and the Prisoner of Azkaban)


- Harry Potter ve Ateş Kadehi (2005) / Yön: Mike Newell

(Harry Potter and the Goblet of Fire)


- Harry Potter ve Zümrüd-ü Anka Yoldaşlığı (2007) / Yön: David Yates

(Harry Potter and the Order of Phoenix)


- Harry Potter ve Melez Prens (2008) / Yön: David Yates

(Harry Potter and the Half-Blood Prince)

ÇEKİM HAZIRLIKLARI DEVAM EDİYOR


- Harry Potter ve Melez Prens (2010) / Yön: Belli değil

(Harry Potter and the Deathly Hallows)

TASARIM AŞAMASINDA. SERİYİ BU KİTAP VE AYNI ADLI FİLMİ TAMAMLAYACAK.