Uyanık olmaktan başka çaremiz yoktur

00:003/10/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Her darbe girişiminin yahut siyasette önemli değişimlerin öncesinde hep ilginç olaylara tanık olmuşuzdur.Genç kuşaklar bilmeyebilirler..Türkiye''nin tek parti rejiminden çok partili rejime geçmesinden sonra "Ticaniler" diye bir grup zuhur etmişti.Ne idiğü belirsiz, bir silsilesi ve bir geleneği olmayan bir düzmece tarikatın adıydı Ticanilik.İşleri güçleri, Atatürk heykellerine saldırmak idi.1950''de Demokrat Parti''nin iktidara gelmesinin ardından Ticaniler Atatürk heykellerine saldırılarını daha

Her darbe girişiminin yahut siyasette önemli değişimlerin öncesinde hep ilginç olaylara tanık olmuşuzdur.

Genç kuşaklar bilmeyebilirler..

Türkiye''nin tek parti rejiminden çok partili rejime geçmesinden sonra "Ticaniler" diye bir grup zuhur etmişti.

Ne idiğü belirsiz, bir silsilesi ve bir geleneği olmayan bir düzmece tarikatın adıydı Ticanilik.

İşleri güçleri, Atatürk heykellerine saldırmak idi.

1950''de Demokrat Parti''nin iktidara gelmesinin ardından Ticaniler Atatürk heykellerine saldırılarını daha da sıklaştırdılar.

Demokrat Parti, siyasi rakiplerinin Ticaniler üzerinden ne tür faydalar hasıl edeceklerini anlayarak derhal Atatürk''ü Koruma Kanunu''nu çıkardı.

Tıpkı 11 Eylül 1980''de orda burada patlayan bombaların 12 Eylül sabahı susması gibi, Atatürk''ü Koruma Kanunu''nun çıkmasının ardından heykellere yönelik saldırılar da son buldu.

Maksat hasıl olmuştu.

Üstelik bu Ticanilerin Şeyhi Kemal Pilavoğlu''nun sonradan anlattığına göre, Atatürk büstlerine yönelik saldırılar kendi bilgisi dışında, bu sahte tarikatın bir başka önde gelen ismi tarafından yönlendirilmiş.

İSMET PAŞA TİCANİLERDEN MEDET UMMUŞ!

Ticani Şeyhi Pilavoğlu''nun Demokrat Parti''yi zor durumda bırakmak için CHP''yle anlaştığı da bir başka rivayet. 1950 seçimleri öncesinde İsmet İnönü''nün Ticanilerle işbirliği yaptığını söyleyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu''dur.

Yakup Kadri, Atatürk''ün en yakınında yer almış isimlerden biridir..

1923''ten 1934''e kadar Halk Partisi''nden milletvekilliği yapmıştır.

1950''lerin ortalarına kadar çeşitli ülkelerde elçilik görevinde bulunmuştur.

Demokrat Parti döneminde, CHP''nin yayın organı "Ulus" gazetesinin başyazarlığı yapmış, "27 Mayıs" darbesinden sonra "Kurucu Meclis" üyeliğinin yanı sıra 1961 seçimlerinde yine CHP''den milletvekili seçilmiştir.

Yani, CHP''nin Ticanilerle işbirliğini yaptığını siyasi rakipleri falan uydurmamıştır. Yine de Demokratlar, irticaya geçit vermekle, Atatürk devrimlerinden sapmakla ve "karşıdevrimci" olmakla suçlanmaktan kurtulamadılar.

TASFİYELER İÇİN GEREKÇELER HAZIR

Ticaniler gibi grupların, halk arasında bir karşılığı olan ve tarih içerisinde bir geleneği bulunan dini cemaatlere yahut tarikatlere yönelik operasyonların meşrulaştırılması için ziyadesiyle iş gördüğü de bir vakıa.

1930''daki "Memenen Olayı" da, Serbest Fırka''nın feshedilmesinin ne kadar yerinde olduğunun gösteren bir irticai kalkışmadır.

Ya feshedilmeseydi, irtica kimbilir nelere kadir olacaktı!

Böyle düşünenlere göre, Serbest Fırka tam zamanında feshedilerek irticanın önü kesilmiştir.

27 Mayıs 1960''daki darbe öncesinde de, darbeye zemin hazırlamak için üniversite olaylarının organize edildiği, bizzat bu olaylarda rol oynamış kişilerin itiraflarıyla ortaya çıkmıştı.

Et Balık Kurumu''nun kombinelerinde kıyma yapılan gençler palavrası bazı çevrelerce pek inandırıcı bulunmuştu.

HEP AYNI SENARYO

"12 Mart" ve "12 Eylül" öncesinde de durum pek farklı değildir.

Her iki müdahalede de, darbeciler kardeş kavgasını önlemek ve irticayı durdurmak istedikleri için harekete geçtiklerini ilan etmişlerdir.

Provokasyonlar, kışkırtmalar, faili meçhul cinayetler ve bombalamaların yanı sıra gençlik örgütlerine sızan ajanlar sayesinde ideolojik kamplaşmalar adeta kan davasına dönüştürülmüştü.

"28 Şubat" sürecinde de benzer gelişmelerin yaşandığını hep birlikte gördük.

Son birkaç yıl içinde de çok sayıda darbe girişimi olduğuna dair iddialar, soruşturmalar, yargılamalar devam ediyor.

Bu süreçte de cami avlularında "şeriat isterük", "Cumhuriyeti yıkacağuz" gibi sloganlarla ortaya çıkan nevzuhur gruplar oldu.

Bir yerlerden yönlendirildikleri çok belliydi bu grupların.

Zaten kışkırtmalar tutmadığı ve polis işi sıkı tuttuğu için arkası da gelmedi bu olayların.

CUMHURİYETİ SAVUNMAK İÇİN MÜRTECİ ÖRGÜTE SIZMIŞ

Danıştay Saldırısı''nın ardından yaşanan tartışmaları hatırlayalım.

Bütün bu gelişmelerin odağında AK Parti hükümeti yer alıyordu.

Birileri AK Parti''nin işbaşından uzaklaştırılmasını istiyordu ama o da olmadı.

Bugün Danıştay Saldırısı, Ergenekon Davası kapsamında görülüyor.

Bunları neden anlattığımı merak ediyorsunuzdur..

Ergenekon Soruşturması kapsamında ele geçirilen bazı dökümanlarda bir teğmenin camilerde tuhaf gösteriler yapan ve kendilerine "Hizbuttahrir" adı veren bir grupla ilişkisini gösteren bulgulara rastlanmıştı.

Sözkonusu teğmenin Ergenekon Davası sanıklarından bazılarıyla ilişkisi olduğu da saptanmıştı.

Bir tarafta irticai bir örgüt, diğer tarafta da Kemalist olduklarını savunan bir grup vardı.

Önceki gün devam eden Ergenekon Davası duruşmasında Hizbüttahrir''le ilişkisi ortaya çıkan teğmen, sözkonusu örgüte sızdığını itiraf etmişti.

Duruşma savcısının "neden sızdınız" sorusuna ise şöyle cevap vermiş sanık teğmen:

"Amacım cumhuriyeti savunmak adına faaliyette bulunmak. Onları adalete teslim etmekti. Bu nedenle Süleyman Solmaz''dan örgütün CD ve kitaplarını aldım. Onun arkasındaki mürtecilere maksimum zararı vermek için 2 ay bekledim."

Teğmen, Hizbüttahrir ile ilişkisinden aynı davada sanık olarak yargılanan sivil kişilere bilgi vermişti.

Asker bir kişi olan teğmenin üstlerine değil de sivil kişilere bilgi vermesi aslında olayı açıklıyor.

Üstelik sözkonusu teğmenin, asker üstleri tarafından verilmeyen bir işe hangi cesaretle giriştiği izaha muhtaç.

Bir durumdan vazife çıkarmak olayı mıdır, yoksa bir durum yaratmak mıdır, mahkeme elbette bu soruların cevabını bulacaktır.

Ama biz bu tür olaylara çoookk şahit olduk, Türkiye''nin yakın tarihi bu tür örneklerle dolu.

Uyanık olmaktan başka çaremiz yoktur.

Kim, kimleri hukuk dışına çıkmağa çağırıyorsa, bir durup bin düşünmek lazım.

MHP''ye sızan ajan provokatör!

Yıl 1979''dur.

Ülkemiz adeta ideolojik bir iç savaşın göbeğindedir.

Şurda burda, kimin koyduğu belli olmayan bombalar patlamaktadır.

Her gün üç oradan beş buradan misali, insanlarımız ölmektedir.

Alevi ve Sünni vatandaşlarımızın bir arada yaşadığı kentlerde kitlesel çatışmalar yaşanmaktadır.

Ama durum bu noktaya nasıl geldi?

Sorulması gereken soru budur.

1979''un Temmuz ayında MHP camiasında ilginç bir olaya tanık oluyoruz.

Ergin Örgüören adındaki partinin Beşiktaş ilçe sekreteri, gençlere gizlice terör eğitimi vermektedir.

Gençlerin ellerinde bu şahıs tarafından hazırlanan broşürler dolaşmaktadır.

Olay, MHP Genel Merkezi''ne bildirilmiştir.

Parti teşkilatı Ergin Örgügören''i sorguya almıştır.

Örgügören''in evine giden partililer iki bavul dolusu evraka el koymuştur.

Şifreli yazışmalar, istihbarat notları, raporlar, ihbar notları dahil ne ararsanız vardır evraklarda.

Adamın gizli arşivi böylece ele geçirilmiş.

Örgügören istihbaratla ilişkisini itiraf etmiş, evindeki belgelere el koyan partililere tehditler de savurmuştur.

Bavulun biri incelenmek üzere MHP''nin Ankara''daki Genel Merkezi''ne gönderilmek üzere bir otobüsle yola çıkarılmıştır.

Nerden haber alınmış bilinmez ama otobüs İstanbul''dan çıkmadan durdurulmuş ve bavula el konulmuştur.

MHP YÖNETİCİSİ MİT AJANI ÇIKTI

İşbaşında CHP Hükümeti vardır ve başbakan Bülent Ecevit''tir.

Diğer bavuldaki evrakların bir kısmı ise, MHP''nin Genel Sekreter yardımcılarından Yaşar Okuyan tarafından "Hürriyet"e sızdırılmıştı.

Hürriyet''in manşetten verdiği haberin başlığı "MHP yöneticisi MİT ajanı çıktı" şeklindeydi.

Buna göre MHP''nin yaptığı soruşturma sırasında Örgügören''in belgeleri arasında, eşinin banka hesabına 1 milyon 485 bin liralık bir havale saptanmıştı.

Örgügören bilinmeyen bir yerden eşinin hesabına gönderilen paraları çevresindeki gençlere dağıtıldığını itiraf etmişti parti yöneticilerine.

Ele geçirilen belgeler dehşet vericiydi.

"Gizlilik, Baskı ve İhanet" başlıklı 12 sayfalık 3. hamur kağıda teksir edilmiş broşürlerde Hitler''in SS''lerini andıran illegal ve gizli çalışmanın esasları anlatılıyordu.

DAHA DERİNE İNİLEMEDİ

Örgügören Olayı''nın Hürriyet''te verilmesinin ardından MHP ve CHP arasında sert polemikler yaşandı.

CHP hükümetini ağır dille suçlayan MHP Lideri Alparslan Türkeş''in açıklaması şöyleydi:

"Hükümet bazı ajanlarını partimizin içine sokuyor. Bütün milletin önünde sesleniyoruz. Bizim tesbit ettiğimiz ve henüz isimlerini açıklamadığımız öteki kışkırtıcı ajanları Ecevit derhal geri çekmelidir".

MHP İstanbul il örgütü de Örgügörenin "MİT ajanı" olduğunun saptandığını ve partide yer altı örgütü kurmak için çaba gösterdiğini açıklamıştı.

Başbakan Ecevit ise, MHP''nin Örgügören iddiasının 1. Ordu, Sıkıyönetim Komutanlığı ve MİT Müşteşarlığı tarafından yalanlandığını söylemişti..

Ecevit, "adı geçen kimse 1977''de MİT''e görevli olarak girmek için başvurmuş, fakat bazı bakımlardan nitelikleri uygun bulunmadığından alınmamış" demişti.

Ecevit ayrıca, "Tabii aksine bazı kanıtlar varsa ilgili partinin bunları bize ulaştırması halinde üzerinde çok özenle duracağım. Şimdilik bu konuda bir şey söylemek istemiyorum, kendi iddiaları hangi verilere, kanıtlara dayanıyor, bu konuda bize yardımcı olurlarsa, elbette daha derinine inme olanağını bulurum" şeklinde konuşmuştu.

Ecevit, MİT Müsteşarının sözüne güvenmek zorunda olduğunu da söylemişti.

Bu polemik günlerce sürdü ama daha derine de inilemedi.

Abdi İpekçi''nin katil zanlısı Mehmet Ali Ağca''nın yakalanması ve sonrasında Mısır Büyükelçiliği''nin Filistinli gerillalar tarafından basılması üzerine "Örgügören Olayı" da unutuldu gitti.

SANIK NASIL TANIK OLDU?

Örgügören ismine daha sonra "12 Eylül" darbesinin ardından açılan MHP Davası İddianamesi''nde rastlıyoruz.

MHP Genel Merkezi''nde yapılan aramalar sırasında Örgügören''e ait broşürler Yaşar Okuyan''ın çalışma masasında bulunmuştu.

Sözkonusu broşür, MHP İddianamesi''nin "Şiddete yönlendirme ve gerçekleştirilen şiddet eylemleri" başlıklı bölümünün yazılmasına kaynaklık etmiş ilk belgeydi.

Peki Örgügören ne oldu?

12 Eylül öncesinde Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından bir soruşturma yapılmış, lakin nasıl sonuçlandığı bilinmiyor.

12 Eylül döneminde Örgügören de tutuklanmış ve Mamak Askeri Cezaevi''ne gönderilmiş.

Hakkında idam cezası istenmiş ama nasıl olduysa daha sonra "sanık" durumundan "tanık" durumuna geçirilmiş.

Sonrası bilinmiyor.

Ajan provokatöre devrimciler sahip çıkmış!

1970''lerin sonlarına doğru MHP''nin Beşiktaş İlçe Örgütü''ne sızdırılan ajan-provokatör Ergin Örgügören, "12 Eylül" döneminde açılan MHP Davası''nda yargılanmıştı.

Mamak Askeri Cezaevi''nde yatan Örgügören MHP''liler tarafından dışlanmıştı.

Ülkücüler de, devrimciler de "karıştır barıştır" misali aynı koğuşlara konulmuşlardı.

Yalnız kalan Örgügören''e devrimciler sahip çıkmış.

"Birgün" gazetesi yazarlarından Adnan Bostancıoğlu da, Örgügören''in devrimci koğuş arkadaşlarındadır.

Bostancıoğlu iki yıl kadar önce "Arkadaşım bir Nazi" başlıklı yazısında bakın neler anlatmış:

"Denize düşen yılana sarılır misali, Ergin Bey de MHP''lileri (belki de yakinen tanıdığından) kendisi için daha tehlikeli bulduğu için yavaşça bize yanaştı. Tabii biz de tereddütte kaldık. Adam ''kafa'' MHP''li. Eğer değilse MİT''çi. Hasılı sıradan biri olmadığı aşikâr. Lakin göz göre göre aç kurtların arasına atmak da bize uymaz. Neyse... Biraz tartışma falan olduysa da ihtiyarı ''himayemize'' aldık. Faşistler de ''ne hali varsa görsün'' havasına girip meselenin üzerinde pek durmadı.

Ergin Bey komüne katılmadı (ya da biz uygun görmedik, şimdi tam hatırlamıyorum). Kendi ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılıyordu. Ama yatak hesabında, yemek hesabında ''bizden'' görünüyordu. Yemeğini bizim masalarda yerdi. Yatağı bizim taraftaydı. Gündelik ilişkilerini bizim takımla yürütürdü.

Zaman içinde Ergin Bey''le dostluğumuz ilerledi. Sık sık sohbet ederdik. Tipik bir İstanbul beyefendisiydi (artık bu ne demekse?!). Kibar, kültürlü, titiz ve yardımsever... Epey solcuya tumturaklı tahliye dilekçeleri yazmışlığı vardır."