
Ülkedeki önemli gelişmeleri, iktidar-muhalefet çatışmalarını, sendikal muhalefeti hemen herşeyi sanki yerle bir etti deprem. İktidar ve muhalefetin birbirini duymaz hale geldiği, herkesin belden aşağı vurmaya çalıştığı ve acımasız biçimde şerde şerri bir tarafa, hayırda da şerri öne çıkaran yaklaşımların egemen olduğu bir dönemden geçiyorduk. Eyyâm-ı Bahûr''un hemen ertesinde anlayacağınız.
İktidar insanı ve toplumu unutmuş, muhalefetler de neredeyse şükrü hatırlamaz olmuştu. Herşeyi kara gören, kara gösteren bir psikoloji hakimdi ortalığa. İçinden geçip durduğumuz bu hali iktidarlar muhalefetten, muhalefetler de iktidarlardan biliyor, ve bilinçli olarak öyle gösteriyorlardı. Kimse ama kimse nefsindeki bir noksanı kabule yanaşmaz olmuştu. Dolayısıyla toplum da bu izah kolaycılığına sürüklenerek, başındaki her darlığı muhataplarına hamletmekten geri kalmıyordu.
Başımıza gelen bir felâketi, içine düştüğümüz her bir darlığı böyle izah etmek!.. Telâfisini de, gene kendilerinden şikâyetçi olduğumuz muhataplardan beklemek!.. Bu şarklı, kaderci, eğreti tutum, neredeyse İslâmî bir telâkki seviyesine yükseldi. Kendine ait bir tembelliği kabule yanaşmayan, nefsinden kaynaklanan bir zaafı ve tuğyânı sanki bir meziyet seviyesine yükselten; eleştiriyi örten, istişâreyi "siz daha iyisini bilirsiniz" teyidlerine dönüştüren anlayışların varacağı yer sanki neresiydi? Aklını, zekâsını, iktidarını ilâhlaştırmaktan başka nereye varabilirdik ki buralardan? Vardık ve akıbeti işte gözlerimizin önünde.
Yani, şükrü unutur hale gelmemiş miydik sanıyorsunuz? "Kahrın da hoş, lütfunda hoş" demek, artık bize yakışmaz olmuştu.
Hele hele iktidarların halkı, fakir fukarayı unutması yok mu? Peşi peşine gelen zamlar; kronik bir yüksek tansiyon halini alan enflasyon, hazine bonoları, banka faizleri, iflas eden işyerleri vs. Ne oluyor, nereye gidiyorduk böyle? Bütün bu gelişmeler karşısında toplum, hükümetlerden ve muhalefetten vahşet getirmiş, öyle lâl ü ebkem bir sürüklenişte. Toplum, iktidarların acımasızlığı karşısında, muhalefete yüzünü döndürmüyor, muhalefetin kucağına sığmıyor. Muhalefet partilerini kendi geleceği adına bir ümit seviyesine yükseltmiyordu. En acısı da bu hali, muhalefet partileri idrak etmiyor, bunun sebeplerine inmek istemiyordu.
Bu noktada toplum şaşkın!.. Aşırı bir ihtiyat içinde, olanı biteni seyretmekle yetiniyordu. Geçen zamanın kendi aleyhine cereyan ettiğini bildiği halde.
Burada lâzım gelen, hiç kuşkusuz, Allah''a yüksek bir hulûsu kalple iltica!.. Verdiği nimetlere şükür ve tazarru!.. İçinde bulunduğumuz bir hali eleştirirken; onda haddi aşmamak, beterin de beteri olduğunu unutmamak!.. İğneyi kendimize batırmak, sonra çuvalduzu başkalarına!.. Kendi yapamadığımızı, hakından gelemediğimizi başkasından beklememek, ve hele hele böyle bir hal karşısında sûreti haktanlık gösterileri ile ortalığı velveleye vermemek!.. İyiliği istemek, güzeli temenni etmek, başkasının noksanı ve yanlışı karşısında düğün bayram havalarına teşne durmamak.
Yani müslümanlığı sırf kuru iktidar-muhalefet histerilerine kilitleyerek; onu izzetli ve vakarlı davranışlara bîgâne bir tutum derekesine indirgememek.
Müslümanlığı evvel emirde yüksek bir ahlâk olarak anlamak ve temessül etmek. Dosdoğru olmak. Doğruyu, her şart altında doğruyu söylemek. Doğruyu ifade ederken, buna nefsimizdeki bir taşkınlığı, kini, nefreti ilâve etmemek. Tarikatte, cemaatte, siyasette, iktidarda ve muhalefette!.. Her tutumumuzu muhataplarımız nasıl anlıyor, onlarda ne gibi tesirler bırakıyor''un yanı sıra; o anda her söz ve eylemimizin, daha ötede niyetlerimizin Allah''ın huzurunda cereyan ettiğini hatırdan çıkarmamak.
Bu yazıyı deprem sabahı kaleme alıyorum. Faciânın boyutları hakkında bu derecede bir fikrim yok. Ankara dışında bulunduğum coğrafyadan faksla gazeteye ulaşmaya çalışıyorum. Ne Ankara''ya ne İstanbul''a, telefonla faksla ulaşmak mümkün olmuyor. Ertesi gün, daha ertesi gün hep aynı. Biz uzaklarda bu halde iken, deprem bölgesine nasıl ulaşılacak? Kamu kurumlarının, mahalli idarelerin personeli can derdinde. Herkes her haliyle şaşkın.
Yapılacak yegâne şey duâ!.. Bu acıyı unutturacak dert vermesin Cenâbı Allah. Ve Allah''ın hâlâ üzerimizdeki nimetlerine şükür sadedinde toplumsal yardım kanallarını alabildiğine açmak. Tevbe Yarabbi, ilâhî yarabbi!..
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.