Zorluklar

00:0010/04/2000, Pazartesi
G: 11/09/2019, Çarşamba
Ahmet Taşgetiren

Yeni Cumhurbaşkanı''nın seçiminde ciddi zorluklar var. Bir kere şu anda, aday olacağı kesinleşmiş gibi görünen Mesut Yılmaz''ın seçilmek için şansını bir hayli zorlaması ve ciddi biçimde yıpranmayı göze alması gerekiyor. Çünkü hemen tüm partiler, yeni Cumhurbaşkanı için söze başlarken "şaibesiz", "hakkında soruşturma dosyaları bulunmayan", "aile fotoğrafı temiz olan" şartlarını sayıyor. Bunların bir kısmı Demirel''i, diğerleri Yılmaz''ı vuran şartlar. Yılmaz ise, "aklanmadan hükümete girmem" diye,

Yeni Cumhurbaşkanı''nın seçiminde ciddi zorluklar var. Bir kere şu anda, aday olacağı kesinleşmiş gibi görünen Mesut Yılmaz''ın seçilmek için şansını bir hayli zorlaması ve ciddi biçimde yıpranmayı göze alması gerekiyor. Çünkü hemen tüm partiler, yeni Cumhurbaşkanı için söze başlarken "şaibesiz", "hakkında soruşturma dosyaları bulunmayan", "aile fotoğrafı temiz olan" şartlarını sayıyor. Bunların bir kısmı Demirel''i, diğerleri Yılmaz''ı vuran şartlar. Yılmaz ise, "aklanmadan hükümete girmem" diye, daha baştan aklanacak konuları bulunduğunu belirten ve henüz o aklanma sürecinden geçmemiş olan insan. O yüzden, ANAP''lı Taşar''ın dediği gibi özgeçmişinde Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı gibi tecrübe birikimleri bulunmasına rağmen, "Yılmaz aday bile olmamalı" tesbitleri anlamlı görünüyor.

İkincisi, şu anda Yılmaz''dan başka herhangi bir favori aday ismi geçmiyor. İlginç bir şey, hesapların sonunda "düşük profilli bir Cumhurbaşkanı" formülüne sığınmak. Akbulut vs isimleri bu çerçevede tedavülde...

Böyle bir formülün Türkiye açısından, en azından şu anda taşınabilir bir nitelik arzetmediği ise azıcık zihni mesai ile anlaşılabilir bir husus.

Bir kere bu, Cumhurbaşkanı''nın anayasal statüsü açısından gerçekçi değil. Anayasa, "güçlü bir Cumhurbaşkanı" tarif ediyor. Bu, sadece Özal ve Demirel''in kişisel karizmaları ile gerçekleştirdikleri bir olgu değil, Anayasa tarafından çizilen portre. MGK''ya başkanlık eden, TSK''nın başkomutanı, YÖK''te, Devlet Denetleme Kurulu''nda, yüksek yargıda belirleyici olan bir görev çerçevesi... Buna parlamentonun parçalanmış yapısı içinde üstlenilecek hakemlik, 28 Şubat sürecinin henüz bitmemiş olmasının getirdiği TSK-siyaset ilişkilerindeki normalleşme sürecine katkı zarureti, uluslararası ilişkilerde üzerine düşen -asgari bile olsa- yükü kavrama-taşıma mecburiyeti eklenince, ortaya hiç de "düşük profilli bir Cumhurbaşkanı"nın taşıyacağı sorumluluk çıkmıyor. Sırf MGK''daki beyin fırtınasını kavramak, yani argo ifadesiyle, tartışılan konuya "Fransız kalmak" tehlikesi bile, düşük profile izin verir gözükmüyor. Bu, her şeyden önce, "düşük profil" ile oraya getirilecek olan kişiye zulüm olacaktır.

Burada bir başka hususun daha altının çizilmesi gerekiyor:

Geçtiğimiz dönemde Cumhurbaşkanlığı''nın müessiriyet (etkinlik) kazanmasında önemli ölçüde Demirel''in özel birikiminin rolü bulunmuş olabilir. Ama bunda, ülkenin karşı karşıya bulunduğu meseleler karşısında, siyasi iradenin başı olarak Ecevit''in taşıma kapasitesinin rolü de dikkate alınmalı değil mi? Ecevit''in taşıma kapasitesindeki zaaf, zaruri olarak, Demirel''i görevleri paylaşmaya itmiştir. Ecevit''in taşıma kapasitesindeki zaaf ise, yaşı ve sağlığı ile ilgili görünmektedir. Bu noktada Ecevit, tahammül gücünün üstündeki yükü taşımaya yönelmeyip bazı alanları Demirel''e bırakmak suretiyle, bir yandan sorumlu siyaset alanının daralmasına yol açmış olmakla birlikte, diğer yandan belki de ülke açısından en doğrusunu yapmıştır. Avrupa ile ilişkiler, ekonomi, Asya-Rusya gerilimleri, Abdullah Öcalan''ın yakalanması ile ilgili gelişmeler, iç siyaset ve 28 Şubat gerilimi... Bunlarda ideal olanın gerçekleştiğini söylemek mümkün değilse de, Demirel''in her zaman yönetim rolünü paylaştığı açıktı. Şimdi, bir yandan "düşük profilli Cumhurbaşkanı" diğer yandan sağlık problemleri büyüyen bir Başbakan''la, gittikçe daha da büyüyen bir problemler yumağını çözmek mümkün mü?

Bu noktada "Meclis''in ve hükümetin etkinliği artacak, dolayısıyla Cumhurbaşkanı''nın düşük profilli olması mahzur teşkil etmez" yaklaşımı, varolan siyasi gerçekler açısından çok tutarlı gözükmüyor. Hükümetin kırılgan yapısı ortada. Başbakan''ın sağlık durumu ortada. Meclis''in çok parçalı yapısı ve uzlaşma geleneğinin zaafı ortada... Fazilet''in (ki ana muhalefet partisidir) hâlâ kapanma tehdidi altında, dolayısıyla ambargolu siyaset üretmeye mecburiyet gerçeği ortada...

Parlamentonun dördüncü sıradaki partisi Cumhurbaşkanlığı için aday gösterme cesaretini kendisinde bulurken, FP''nin, "FP''li bir Cumhurbaşkanı"nı aklına bile getirememesi, psikolojik açıdan bazı duvarların hâlâ aşılamadığının, dolayısıyla siyasette henüz bazı şeylerin sağlıklı-nizami-demokratik hale gelemediğinin işareti değil midir?

Bu durumda, sırf siyasi alanın belirleyiciliği-etkinliği üzerine oynamak, yakın gelecek için zor gözükmüyor mu? Ya da, Demirel''in bile denge kurarken ilk elde siyasileri kurban verdiği bir zeminde, düşük profilli bir Cumhurbaşkanı''nın, çok daha fazla siyaset dışı alanların etkisinde kalma riski yok mu?

Özetle ortada ciddi bir zorluk var. Aslında tüm siyasi liderlerin bu zorluğun farkında olmaları gerekir. Türkiye için müşterek bir tavır geliştirme, bugün siyasi basiretin ve sorumluluğun gereği sayılmalıdır.

Bir bakıma, siyasetin imtihanı söz konusudur. Siyaset, bir yandan siyaset içi ile siyaset dışı arasındaki devlet yönetiminde herkese güven verecek hakem insanı, diğer yandan Türkiye''nin ufuklarını kavrayacak perspektifte birini belirleyecek ve kendisi belirleyecek. Oysa Türkiye, siyasi alanın daraldığı bir süreci yaşıyor. Bu sınavı iyi vermek, bugün her liderin boynunun borcudur. Sadece iktidarın değil, iktidar-muhalefet birlikteliğinin ürünü olmalıdır bu. Ya da ancak öyle olabilir.

Meclis içinden veya dışından, en geniş uzlaşmayla, dirayetli bir insan... Komplekssiz biçimde arayış zamanı...