
Oda TV davasında ilk duruşma önceki gün yapıldı.
Şık ve Şener''in hukuken ve siyaseten açıklanması mümkün olmayan tutukluluk ve suçlanma halleri devam ediyor.
Türkiye''yi sadece bu örneğe indirgeseniz, uluslararası insan hakları örgütlerinin, basın kuruluşlarının uyarılarının sadece bu meseleyle ilgili kısımlarını okusanız, bu ülkede tam bir otoriter düzen olduğu sonucuna varabilirsiniz.
Çelişki yaman…
Ama ne var ki, hukuki açıdan kabul edilemez ve açıklanamaz bu ve kimi diğer durumlar, ya da "siyasi adaletsizlik endişesi" tüm arınma, yüzleşme ve temizlik sürecini gölgede bırakıyor.
Aynı merceği KCK operasyonları için de kullanabilirsiniz…
Değil mi ki, KCK meselesi, her iki günde bir, her sefer 100 kişiye varan gözaltı ve tutuklamalarla, kitlesel takip, tutuklama, siyasi baskı tablosu olarak karşımıza çıkıyor ve toplumu kitlesel ve özünde sivil tutuklamalara alkışa davet ediyor.
Kaba ve kötü çalışarak, tümörü kaşıkla alır gibi temizlemek kolay iştir… Hastalığı yok edersiniz (o da belki), ama hastayı da ya öldürür ya felç hale düşürürsünüz…
Cerrahın işi hastaya zarar vermeden, iğneyle kuyu kazar gibi, eğrisini doğrusunu, yan etkisini, sonucunu, yarınını hesaplayarak, tümörü kazımaya çalışmak değil midir?
Hükümetin Kürt politikasını eleştirmek, başbakan düzeyinde bile PKK destekçisi olmak şeklinde tanımlanırsa, Şık ve Şener vakıasında olduğu gibi yürütülen bir temizlik politikasını şu ya da bu açıdan eleştirenler ya da tavır alanlar, o politikanın hedefindeki kirliliğin parçası olarak görülürse, durumu başka nasıl açıklamak gerekir?
KCK örneğin…
Geçenlerde vurguladık:
"KCK bölgede o denli yaygın ki, asayişçi bir bakışla o bölgede yaşayan herkes, bölgeyle ilişkisi olan her kişi KCK''yla bağlantıdan tutuklanabilir. KCK üzerinden farklı siyasi duruş, talep ve ilişkiler zaptı rapt altına alınabilir. KCK''yı vesile ederek baskı iklimi üretebilir…"
Yapılan biraz da bu değil midir, kullanılan kaşık yöntemi değil midir?
Kürt meselesi yukarıda sıraladığımız gelişmeler içinde gerçekten taşıyıcı ve kitlesel bir nitelik taşıyor. Özgül ağırlığı çok yüksek bir sorun, iktidardan başlayıp sokağın ruh haline, diline, eline kadar belirleyici siyasi bir işlev görüyor…
Nitekim şu ortada: Hükümet yeni Kürt stratejisiyle, Kürt sorunu ile Kürt siyasi hareketi arasındaki bağı güç gösterisiyle koparmak istiyor. Kürt siyasi hareketini nefessiz bırakmak için üç noktayı hedef alıyor:
(1) Dağı ya da Kürt siyasi hareketinin silahlı ayağını,
(2) Kürt siyasi hareketinin siyasi ayağı ve alanını,
(3) Bu siyasi harekete destek olarak kabul ettiği, basından aydınlara uzanan, bakış, tutum ve eylemleri…
Bu hedefler arasında ayrım yapmıyor, bunları adeta eşdeğer görüyor… Kürt hareketini boğmak için gerekirse tüm siyasi alanı boğmayı göze aldığını gösteren uygulamalar, açıklamalar yapıyor…
Sorun işte burada…
Sorun stratejiyle başlıyor…
Kimi stratejiler demokrasinin usûl, dil, söylemle başladığını unuttururlar…
Bunun farkına varmak kolay… Mesela Başbakan bizce doğru yerde durduğu Dersim tutumuyla, Kürt konusundaki son tutumunu karşılaştırsın…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.