Kürtler için hangi özerlik?

00:0030/06/2010, Çarşamba
G: 3/09/2019, Salı
Ali Bayramoğlu

Kürt sorunu Türk siyaseti için git gide belirleyici bir hal alıyor.Ülkeye öfke, duygu, milliyetçi tavır hâkim.Ancak bunlar ne olup biteni açıklıyor, ne sorunu çözmek için fayda sağlıyor.Başbakan Erdoğan son grup konuşmasında şunları söylüyordu: “Sorunların çözümüne ilişkin olarak biz en önemli, en hayati adımı attık. İnkâr politikalarına son verdik…”Altını tekrar çizelim:“İnkar politikalarına son verdik”…Şu açıktır: Son 10 yılda sadece siyasi iktidar için değil, Genelkurmay ve MGK başta olmak üzere

Kürt sorunu Türk siyaseti için git gide belirleyici bir hal alıyor.

Ülkeye öfke, duygu, milliyetçi tavır hâkim.

Ancak bunlar ne olup biteni açıklıyor, ne sorunu çözmek için fayda sağlıyor.

Başbakan Erdoğan son grup konuşmasında şunları söylüyordu: “Sorunların çözümüne ilişkin olarak biz en önemli, en hayati adımı attık. İnkâr politikalarına son verdik…”

Altını tekrar çizelim:

“İnkar politikalarına son verdik”…

Şu açıktır: Son 10 yılda sadece siyasi iktidar için değil, Genelkurmay ve MGK başta olmak üzere güvenlik kurumları ve Dışişleri''yle tüm devlet açısından da Kürt meselesine bakışta tavır, tanım ve politikalar değişmiştir.

Mesut Yeğen''in deyişiyle inkâr, yerini ikrara bıraktı...

Bugün devlet ekonomik, sosyal, politik, kimlik, etnik yönleriyle Kürt sorunu gerçeğini teslim ediyor.

AK Parti''nin demokratik açılım girişimi bu gelinen noktanın sonucuydu.

O zaman konuşmayı bu noktadan ileriye bakarak sürdürmek lazım.

Kürt sorunu her şeyden önce bir etnik sorundur, bir topluluk sorunudur. Kürtlerin, en azından bu meseleyi dert eden Kürt kökenli çoğunluğun bu çerçevede ortak bazı talepleri bulunmaktadır.

Nedir bu talepler?

İlk bakışta bunlar kimlik talepleri olarak karşımıza çıkarlar. Ana dilin kabulü, ana dilde eğitim, yayın başta olmak üzere haklarla tanımlanırlar.

Türkiye bu konuda Kürtlerin bireysel olarak dil ve benzeri kimlik haklarını teslim ederek, önemli bir yol almakla birlikte sorunun hafiflemesini sağlayamadı.

O zaman esasa gelmek gerekiyor.

Kürt meselesi kimlikle, kültürel haklarla tanımlanabilecek bir mesele değil.

Aynı zamanda siyasi bir mesele… Kürtlerin belli ölçüde kendilerini yönetmek arzularını yansıtan bir mesele…

Ama ne demek kendi kendini yönetmek?

Şüphe yok ki bunun formu yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden bağımsız devlet olmaya kadar giden geniş bir yelpazeyi içeriyor. Bir uçta ayrılıkçılık diğer tarafta ise demokratik bir düzende demokrasi ve siyaset aracılığıyla birlikte yaşama formülü bulunuyor.

Sorunun çözümüne doğru yol almak için ilk koşul bu durumun varlığını kabul etmektir.

Kürtlerin 100 yıldır talepleri budur…

Bu talebin günün koşulları ve dengelerinde kabul edilebilir ve edilemez yönleri olduğu söylenebilir. O zaman görmek gerekir ki, siyaset bu çerçevede ve bu yönlerde etkili olmak için yapılır, yapılmaktadır. Demokratik açılım da bu zeminde atılan bir adımdır.

İlk koşul buysa, çözüm için ikinci koşul elbet Kürtleri dikkate alan, Kürtlerle konuşan bir politikanın varlığı olacaktır.

Örneğin PKK''yı, Öcalan''ı dikkate almadan (muhatap almak değil, dikkate almak)yol almak bu koşulun talep ettiği mantığın tam aksidir.

TV NET''te “Dün ve Bugün Programı”nda konuğum olan Rızgari Hareketi ve Dergisi''nin eski lideri Avukat Ruşen Aslan''ın da dediği gibi, “muhatap alma ve bulma takıntısını” bir kenara iterek yapılması gereken şudur:

1. Kürtlerin siyaset yapabilecekleri, tüm taleplerini dile getirebilecekleri tam özgürlük koşullarını hazırlamak gerekmektedir. Bu PKK''nın da silahı bırakıp siyasallaşmasını öngörecek, hatta zorunlu kılacak bir formüldür.

2. Bu zeminin hazırlanması için tutulması gereken iki paralel yol vardır. İlk yol, TMK''nın değiştirilmesi, köy ve kasaba adları meselesinin halledilmesi, KCK gibi operasyonlara son verilmesidir, bu şekilde psikolojik bir blokaj kırılacak, PKK ve Öcalan üzerinde hamle üstünlüğü sağlanacaktır. İkinci yol, Kürtlerin siyaset yapmalarının önündeki yasal engelleri kaldırmak, mevzuatta değişiklikler yapmak ve en önemlisi genel af yolunu açmaktır.

3. Bunlar yapıldıktan sonra Kürt sorununun nihai olarak nasıl çözüleceği siyaset ve demokrasiye emanet edilecektir. Bu durumda Kürt politikasının ve Kürtlerin çoğulculaşması asıl hedeflerden birisi olmalıdır.

Şöyle bağlayalım:

Özerklik gibi Kürtlerin kendilerini yönetme imkânları bu koşullarda, siyaset ve demokrasi üzerinden bir mutabakatla devreye girerse, (ki girecektir, girmelidir) Kürt sorunu için önemli ölçüde hal yolu açılır:

Silahlı örgüt tasfiye olur, Kürtler çoğulculaşır ve kendi iç siyasetlerinde demokrasinin erdemleriyle tanışır.

Aksi durumlar çatışma statükosunun devamından başka anlam taşımaz…

Siyasi iktidarın Kürtleri ve gerçek taleplerini dikkate almadan devreye sokacağı demokratik açılım veya BDP-PKK çizgisinin “demokratik özerklik” politikası çatışmada yeni bir aşama olmaktan başka bir şey ifade etmez…

Mesele sorun üzerindeki devlet-PKK tekelinin kırılmasıdır.

Bu tekel altındaki demokratik özerklik tartışmasıyla, siyaset ve demokrasi üzerinden yürüyecek özerlik tartışması arasında büyük farklar vardır.