
Kılıçdaroğlu'nun, CHP'ye Genel Başkan olduğu andan itibaren kullandığı dil ve üslup, hiç abartısız, 1876'da Meclis-i Mebusan'ın açılmasından bu yana siyasetin gördüğü en seviyesiz ve en edep dışı dil ve üsluptur.
Türkiye siyasetinin belki de en hararetli tartışmaları 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin öncesinde yaşandı; o gergin anlarda dahi siyasetin dili bu kadar irtifa kaybetmemişti.
CHP, öğrencileri sokağa döküyor, akademisyenleri kışkırtıyor, yandaş medyasının ürettiği iftiralarla ülkeyi yapay bir gerilimin içine sürüklüyordu. Eşzamanlı olarak siyaset ve siyasetin dili de gerilimi yükseltmek için araç olarak kullanılıyordu. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “sizi ben bile kurtaramam” diyerek ihtilalle tehdit ediyor, Meclis Genel Kurulu'nda kürsüye çıkan her CHP milletvekili iktidarı ihtilalle korkutuyordu. Yine de, siyasetin dili, akıldan, zekadan, mantıktan, nezaketten taviz vermiyordu. Büyük çoğunluğu Osmanlı döneminde doğmuş ve Osmanlı eğitimi almış mebuslar, hakaret ederken, eleştirirken, sataşırken dahi edebe riayet ediyorlardı.
27 Mayıs'ın hemen öncesindeki TBMM Genel Kurulu tutanaklarına bakıldığında, o gerilim atmosferinde dahi “kafi, sadede geliniz, itidalli olunuz efendim, müsaade buyurunuz efendim” gibi nazik sataşma ifadelerinin kullanıldığı görülür.
Siyaset tarihimizin söz ustalarından biri kuşkusuz Osman Bölükbaşı'dır. 8 saat aralıksız konuşabilen Bölükbaşı, son derece keskin, sert, acı bir dil kullanır. Bölükbaşı konuşmaya başladığında Menderes'in Meclis'teki odasına geçtiği, İnönü'nün ise kulaklığını çıkardığı söylenir. En ağır hakaretleri de etse, Bölükbaşı cümlelerine zeka, nükte ve şiirsellik katmayı ihmal etmemiştir.
Merhum Necmettin Erbakan hocamızın konuşmaları, özellikle de bütçe görüşmelerindeki hitapları, siyasetin keskin ama seviyeli ve nüktedan dilinin adeta şaheserleridir. Taraftarları kadar muarızları da o tatlı konuşmaları büyük keyifle dinlemişlerdir.
Her ne kadar irtifa kaybetmiş olsa da, sözün siyasetteki ağırlığı hala çok güçlü şekilde muhafaza ediliyor. Seçmen, söze önem ve değer veriyor; tercihlerini, siyasetçinin iki dudağının arasından çıkan sözle belirliyor. Bu kadar medyaya rağmen siyasetçinin konuşacağı meydanların hala hınca hınç dolması, hatip konuşurken kalabalıkların huşu içinde dinlemeleri de sohbetin ve sözün siyasetteki belirleyici işlevinden kaynaklanıyor.
Siyasetin dilinde, yazılı anlaşmaya dökülmemiş, ama herkesin üzerinde ittifak ettiği mahrem alanlar vardır. Aileler, hastalıklar, inançlar, mezhepler, ırklar, fiziki özellikler mahrem alanlardır. Her türlü küfür kadar, cinsel içerikli küfür, siyaset dilinin tamamen dışındadır. Zaman zaman dil sürçmeleri olsa da, bunlar siyasi bir üsluba dönüşmemiştir.
Siyasetin dil ve üslubu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile vahim bir kırılma yaşıyor.
Kılıçdaroğlu, daha seçildiği anda “Recep Bey” diyerek kendince tahkir edici bir dil kullanmaya başladı; girilmemesi gereken mahrem alanlara girdi. Son olarak da seviyeyi, kadın bir bakana cinsel içerikli hakarete kadar indirdi. Kendisinden özür beklenen Kılıçdaroğlu, hakaretinin ve seviyesizliğinin arkasında durdu, hatta kendisine destekçi bile buldu.
Kılıçdaroğlu, kullandığı bu seviyesiz dilin kendisine çıkar sağladığını görüyor. Öyle ya da böyle, bu dilin kendisini gündemde tuttuğunu, tartışmaların odağına yerleştirdiğini biliyor.
“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” sözü, her türlü ahlaksızlığı, edepsizliği ve seviyesizliği meşrulaştıran bir sözdür. Belli ki reklamcı dostları Kılıçdaroğlu'nu bu çukura çekiyor.
Kılıçdaroğlu, AK Parti kadrolarının bu seviyesiz üsluba aynı seviyesizlikle cevap veremeyeceğini de biliyor. Rakibinin edebini bir zaaf olarak görüyor ve kendi edebinin sınırlarını daha da zorluyor.
Bu edep ve ahlak dışı üslup, Gezi'den tanıdığımız üsluptur. Millet o üsluba tepkisini Gezi olaylarından sonraki 4 seçimde zaten verdi.
Gezicilerin hoşuna gitse de, bu yeni dil ve üsluptan CHP'liler de rahatsızlar. Ne var ki, Kılıçdaroğlu'nu CHP'ye Genel Başkan yapanın CHP'liler olduğunu söylemek çok zor. Kılıçdaroğlu'nu CHP'ye kasetle Genel Başkan yapanlar, şimdilik bu dil ve üsluptan gayet memnunlar.
Tesellimiz şu ki, siyasette hiç bir iz bırakamayan Kılıçdaroğlu, siyasetin dili ve üslubunda da hiç bir iz bırakmayacaktır. Kazanan inşallah yine “illa edep, illa edep” olacaktır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.