Ölümleri zihnî meşrulaştırma aracı: Neo-sömürgecilik

04:006/03/2026, Cuma
G: 6/03/2026, Cuma
Ayşe Böhürler

Amerika’nın İran’a saldırısı yalnızca kendisini değil, herkesi zor durumda bıraktı. İslam dünyasına İsrail ile yaptığı ittifakı izah etmesi gerçekten çok zor. Üstelik bu dünya, Amerika’nın en büyük müttefiklerinin başında gelirken. Daha önce müdahale ettiği Afganistan, Irak ve Libya, Suriye gibi ülkelerde yaşananlara bakıldığında, ABD müdahalesiyle yıkılan düzenlerin bir türlü yeniden kurulamadığı görülüyor. Bu ülkeler hâlâ bir tür alacakaranlık kuşağında bulunuyor. Amerika koskoca İslam dünyasına

Amerika’nın İran’a saldırısı yalnızca kendisini değil, herkesi zor durumda bıraktı. İslam dünyasına İsrail ile yaptığı ittifakı izah etmesi gerçekten çok zor. Üstelik bu dünya, Amerika’nın en büyük müttefiklerinin başında gelirken. Daha önce müdahale ettiği Afganistan, Irak ve Libya, Suriye gibi ülkelerde yaşananlara bakıldığında, ABD müdahalesiyle yıkılan düzenlerin bir türlü yeniden kurulamadığı görülüyor. Bu ülkeler hâlâ bir tür alacakaranlık kuşağında bulunuyor. Amerika koskoca İslam dünyasına sadece petrol, maden vs. olarak bakıyor olamaz. Mezhebi ne olursa olsun İslam coğrafyasının bombalanması, çok geniş bir coğrafyanın duygusal kopuşunu artıracak, İslam toplumlarında Batı karşıtlığını güçlendirecektir. Diğer taraftan şimdiye kadar işgal edilen hiçbir coğrafya abat olmuş ve işgal edeni abat etmiş durumda da değil. Üstelik de beklenilenin tersi sonuçlar ortaya çıkarıyor. Irak müdahalesi nasıl İran’ın bölgede güçlenmesini sağladıysa, şimdi yapılan müdahale de İslam dünyasında farklı dinamikleri harekete geçirecektir.

Ayrıca İran’da rejime muhalefet edenler elbette var. İran’ın kaynaklarını sömürüp 50 yıl Batı’da keyif içinde yaşayan Pehlevi’ye destek verenler de var. Ancak tüm ülke Kuzey Tahran’dan ya da bunları isteyen liberallerden ibaret değil. Muhalefet edenlerin de ne kadarının rejimin yıkılmasını ve Şah’ın geri gelmesini istediği belirsiz. İran hakkında belgeseller ve çeşitli dosyalar hazırlamış biri olarak, sahanın Batıcıların eline teslim olduğunu zannetmiyorum.

Diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran üzerine anlamsız açıklamasında “Bu rejim radikal din adamları tarafından yönetiliyor, kararlarını teolojiye dayanarak alıyorlar, kendi teoloji anlayışlarına göre bu kıyametçi bir yaklaşımdır” gibi açıklamaları da İsrail’in yaptığı her operasyonu Tevrat’tan bir isim koyduğu, yeryüzüne Mesih’i getirmek için Trump’un Armageddon’u başlattığının söylendiği bir dönemde ayrıca da tepki toplamış durumda. Hipokrasi, ikiyüzlülük, çifte standart ne dersek diyelim.


SÖMÜRGECİLİK RUHUNA DÖNÜŞ VE YENİ EMPERYAL SÖYLEM

Dünya giderek daha çok kaosa ilerlerken, kaos sonrası düzeni kuracak olan fikir ve sözlere odaklanmak, geleni ıskalamayacak şekilde zihnen hazırlıklarımızı yapmanın çok önemli olduğu kanaatindeyim. Savaşı tetikleyen çıkar çatışmaları kadar bu fikirler de dünyaya yön verecek.

Alev Alatlı her fırsatta Amerika’ya bir “ulus devlet” değil, “şirket-devleti” olarak bakın der ve ABD’nin özgürlükten ve barıştan anladığı tek şeyin “çıkarlarının dokunulmazlığı” olduğunu söylerdi. Ve eklerdi: Böyle bir dünya düzeninde işimiz kolay değil!

Bugün bu zorluk her geçen gün daha da katlanarak karşımıza çıkarken, Amerika’nın püriten, merkantilist ve İngiltere’deki meşrutiyetin cumhuriyetçi kopyası olarak kurduğu devletin kodlarına geri döndüğünü görüyoruz. Emek gücünü Afrika’dan getirdiği kölelerle sağlayan, Kızılderililerin topraklarını ve zenginliklerini kendine sermaye yapan Amerika, yeniden bir dönüm noktasında; tekrar merkantilist ekonomiye ve söylem olarak o günlerin ruhuna geri dönmüş durumda.

Bu söylemlerden en dikkatimi çeken, bence sömürgecilik ruhuna geri dönüş oldu. Bu konunun bizim açımızdan önemi ise hedef kitlesinin İslam dünyası olmasıdır. 1800’de dünya nüfusunun yüzde 35’i, 1880’de yüzde 67’si, 1914’de yüzde 85’i sömürgeci devletler tarafından yönetiliyordu. Sömürgeleştirilen bölgelerin yüzde 80’i de İslam coğrafyasıydı.

Geçtiğimiz haftalarda yapılan Münih Konferansı’nda Amerikan Dış İşleri Bakanı Marco Rubio açıkça Avrupa’ya sömürgecilik yolunda birlikte yürüme çağrısı yaptı. Sömürgecilikten vazgeçerek hata yaptıklarını söylerken son yılların en emperyalist çıkışını da gerçekleştirmiş oldu.

Batı sömürgeciliğine karşı halk hareketlerini, insan hakları dahil, ırkçılığa, ayrımcılığa dair pek çok hukuki gelişmeyi kolayca “komünist plan” şemsiyesinde toplayıverdi. Avrupa’ya sömürgecilik yolunu “yeniden birlikte yürüme” teklifinde bulundu. “Uluslararası hukuk soyutlamalarının” ABD çıkarlarının önüne geçmesine izin vermeyeceklerini söylemekten de geri durmadı.

Uluslararası hukuk soyutlamaları denilen şey insan haklarından ayrımcılığa pek çok alt başlığı içeren, insan onurunu koruyan, eşitliği sağlayan ve medeni dünyanın gurur duyduğu konular. Tam da bu noktada Güney Afrikalı Nobel ödüllü yazar J. M. Coetzee’nin “Barbarları Beklerken” romanı ile Kavafis’in aynı isimdeki şiiri geldi aklıma. Barbarları beklerken karşımızda barbarlardan daha zalim medeni insanlar çıkıyor. Kimin barbar kimin medeni olduğunun karıştığı bir dünyada şiddeti zihinlerde meşrulaştırmak için “medeni” kabul edilen bir kavram mutlaka bulunuyor.

#Politika
#İran
#ABD
#Ayşe Böhürler